
Sodom ve Gomorra Kitap Tanıtımı
"Andree'nin, o kendine has, zarif hareketlerinden biriyle, sokularak, başını Albertine'in omzuna dayayışını, gözleri yarı kapalı, boynunu öpüşünü görüyordum; ya da ikisinin arasında geçen bir bakışı yakalıyordum; ikisini tek başlarına denize girerken görmüş olan biri, ağzından bir laf kaçırıyordu; bu tür ufak tefek ayrıntılar, normal olarak bizi çevreleyen havada sürekli olarak uçuşur, insanların çoğu bunları gün boyu soluduğu halde, ne sağlıkları bozulur ne de keyifleri kaçar, ama hastalığa eğilimli bir insan için, yeni acılar yaratabilecek tehlikelerdir her biri." Kayıp zamanın izinde bir adım daha...

Sodom ve Gomorra Kitaptan Alıntılar
1. "Bana sorarsanız, günümüzde bütün vakitlerini küçük dağları kendilerinin yarattığını düşünmekle geçiren insanların sayısı çok kabarık."
2. "Beni artık sevmiyor olamaz."
3. "Ne var ki , tanrılar tanrılara anında görünür, insan da benzerine hemen kendini gösterir."
4. "Bir tek seni değerli buldum,
hep aradığımız o şey kadar"
5. ""
Onun beni görmeyeceği şekilde kendisine bakmakla yetindim.
""
6. ""
— Hadi gel, ekmeğimi yiyelim.
+ İyi olur, karnım da zil çalıyor.
— İstersen seninkini yiyelim.
+ Yok geçti, canım istemiyor.
""
7. "herhalde benim kalbim ona küçük geliyordu"
8. ""Hayatta kimseden bir şey kabul etmedim. Bu sayede en ufak bir teşekkür borçlu olduğum tek bir kişi bile yok...""
9. "Sözü en çok dinlenen hekim, hastalıktır; iyiliğe, bilgiye söz veririz sadece; acıya ise boyun eğeriz."
10. "Bir şaheseri bozmak, yaratmaktan çok daha zordur."
11. ""... böyle oluyor işte, görüşülemiyor, konuşulmak istenen şeyler konuşulamıyor, aslında hayatta her yerde durum aynı.""
12. ""Çünkü daima başkalarının anlayamadığı nedenlerle sevilir.""
13. ""Bu tür yerlerde sonunda hep aynı şey olur. Herkes günün birinde gitmeye başlar...""
14. ""...ama herhalde benim kalbim ona küçük geliyordu"..."
15. ""İş sevmeye gelince, her zamankinden fazla sevebilecek durumdayızdır.""

Sodom ve Gomorra Kitap İncelemeleri
Merhaba;
Serinin bu kitabını okurken sanırım bende bir tuhaflık var dedim. Çünkü serinin en zor okunan kitabı dedikleri Guermentes Tarafını çok kolay ve çok severek okuduk fakat serinin kolay okunan kitabı dedikleri Sodom ve Gomorra da perişan olduk.
Hakkını yiyemem ilk 200 sayfa oldukça güzeldi fakat son 330 sayfa beni gerçekten zorladı. Belkide alıştığım Proust tasvirlerini görememek ya da onun şiirsel kalemine denk gelememiş olmak beni zorlamış olabilir. Bu kitapta bolca ayrıntı okumuş olduğumu düşünüyorum üstelik ana karakterlere ait olmayan bu nedenle de çok ilgimi çekmeyen ayrıntılardı bence.
Bunun dışında karakterimizin davranışlarındaki değişlik de bana hayal kırıklığı yaşatan ögelerden biri oldu. Sanırım sosyete davetlerine katılmasının böyle bir etkisi oldu ve benim gözlemlediğim kadarı ile diğer insanlara çok fazla yüksekten bakan diğer karakterlere dönüşmeye başladı.
Özellikle Albertine'ye karşı tavırları bana eski Marcel'i arattı diyebilirim.
Şunu da çok net söyleyebilirim ki serinin ilk kitabı bu olsa asla bu seriye devam etmezdim.
Serinin en sevdiğim kitabı diyenlere selam eder, herkese keyifli okumalar dilerim.
ucretsizkitap.com.tr kanalım için;
Keyifli pazarlaaar.️ Kibarcık Proust'umun bu kitabına Eylülde başladım ama yeni bitirebildim. Sıcağı sıcağına aklımda kalanları aktarayım. Öncelikle kitabın adı Sodom ve Gomora günahkâr iki şehirden gelmektedir. Günahları ise eşcinsel olmak. İşledikleri günah yüzünden bu iki şehir gökyüzünden yağan ateşle yok edilmiştir. Sodom bölgesi alt üst olduktan sonra kaynar sular fışkırıp göl haline gelmiştir. Bugün bu bölge Lut gölü adıyla anılır.
*
Kitapta Sodom ve Gomora kentlerinden bahsedilmiyor ama yoğunlaşılan konu eşcinsellik ve toplumun eşcinselliğe bakışı. Yazarımız Proust'un da eşcinsel olduğunu farklı kaynaktan öğrendim fakat kitabında kendisini eşcinsel olarak yansıtmıyor hatta eşcinselliği yadırgadığı kısımlara bile mevcut. Eşcinsel olduğu halde yadırgar şekilde yazması bana biraz samimiyetsiz geldi ama o kısmı görmezden gelebilirim. Serinin bu kitabında beni en heyrcanlandıran şeyse Céleste Albaret'in dahil olması. "Monsieur Proust" kitabını aldığımdan beri okumamak için zor tutuyorum kendimi. Seri biter bitmez yan kitapların okunma sırasını önemsemeden onu okuyacağım sanırım. Kitabın sonlarına doğru geçen Proust'un meşhuuur uyku hallerinden yola çıkarak zamanda kaybolduğu kısımlar yine beni benden aldı, özlemişim uyku muhabbetlerini. Albertine'le ilişkisi ise baya göz önünde yaşanıyor. Ondan çok bahsetmek istemiyorum. Çok şey anlattım, kitabı okumayanlar kızabilir, boynum kıldan ince.
*
Siz bu seriye başlamak için hala neyi bekliyorsunuz?
Yıldırımdan kurtulan Sodom sakinlerinin
torunları olan kadın-erkeklerin ilk ortaya çıkışı.
Kadın Gomorra’ya sahip olacak, erkek Sodom’a.
Alfred de Vigny
Sodom ve Gomorra, ismiyle müsemma derler ya kitaba başladığımda ilk aklıma gelen bu cümle oldu.
Adından da anlaşılacağı üzere, eşcinsel ilişkilerin yoğunluklu olarak anlatıldığı bir bölümdü.
Kitaba sevgili Charlus ile giriş yapıyor sayın yazarımız ve bizi şok ediyor. En azından ben çok şaşırdığımı söyleyebilirim. Kitabın sonlarına doğru da Charlus sen bu hallere düşecek adam mıydın demekten de kendimi alamadım :)
Proust, duygular söz konusu olunca o kadar muhteşem ifade ediyor ki kendini (özellikle büyükannesi ile olan kısım), siz de duygulanmadan edemiyorsunuz. Bir önceki kitapta da beni en çok etkileyen bölümlerden biri yine büyükannesi ile olan kısımdı. Bu kitapta Prous’un devamlı araya girerek fikirlerini açıklaması beni rahatsız etmek şöyle dursun en keyif aldığım kısımlardı diyebilirim.
Swann’ların Tarafından hatırlayacağınız Mme Verdurin yani namı diğer patroniçemiz ve müritleri tekrar bu kitapta bizlerle ama bu sefer sürpriz müritleriyle birlikte. Sanat, tarih, edebiyat, siyaset, ilişkiler, gelgitler kısacası insana ve hayata dair her şey yine kitabımızda mevcut. Yazarımızın da dediği gibi “kitabın samimi, hayattan alınmış izlenimi yaratmasını isterim...” (s.443)
Bunu da fazlasıyla başarmış yazarımız. Kendi adıma şunu söyleyebilirim serinin ilk üç kitabına nazaran bu kitap bana daha doyurucu geldi. Seriye devam ve okumayı düşünenlere de keyifli okumalar diliyorum.
Seri kitapların en sevdiğim tarafı bir süre sonra tanıdık bir çevre edinmiş hissi yaşatıyor olması. Kayıp Zamanın İzinde serisinin bu 4. kitabını daha hızlı okumamı da bu tanıdıklık hissi sağladı. Verdurinleri, Cambremerleri, Cottard ailesini artık daha iyi bildiğimden ilk kitapta yaşadığım okumakta zorlanmayı burada yaşamadım.
Yazar bu kitapta, kitabın adında yaptığı göndermeden de anlaşılacağı üzere eşcinsellik konusu üzerine çokça gidiyor. Kendisi de bir eşcinsel olan yazar, eşcinselliği sapkınlık olarak gören bir çevrenin bakış açısını derinlemesine inceliyor. Ayrıca M. de Charlus karakteri ile toplumdan saklı yaşamaya çalışılan cinsel kimliğin, çoğunluğun benimsediği fikirdeymiş gibi yaparak gizlenme çabasının sonuçsuz kaldığı durumları; toplum tarafından bilinen durumun yalnızca öznesine hissettirilmemesi ancak dilden dile ne şekilde dolaştığı, insanların çift yönlü davranışları konularını iyi örneklendirmiş. (Proust okuya okuya bitmeyen cümleler kurma alışkanlığı kazanmak...) Ayrıca Albertine üzerinden de değinilen eşcinselliğin yanısıra, aşkı alevlendiren şeyin çoğu zaman aşkın öznesi olan kişiden ziyade o kişinin hissettirdiklerine bağlı olduğu, hatta kıskançlık ve hırsla karıştırıldığına değinmesi ilgimi çekti.
Bu kitapta da yine dönemin önemli tarihi olayı olan Dreyfus davasından bahsedilmiş. Bir siyasi olaya taraftar veya karşıt olmanın sosyal çevredeki konum üzerinde ne kadar ve ne şekilde belirleyici olabileceği kitabın bu konu hakkındaki yazılarında görülüyor.
Yazıldığı dönem ve irdelediği konular göz önüne alındığında o zamanlar için çok iddialı bir cilt olmuş olmalı.
Sodom ve Gomorra bilindiği üzere lanetli kentlerdir, türlü ahlaksızlıklar olduğu için Tanrı’nın gazabına uğramışlardır. İncil’in yaradılış bölümünde de geçer.
Romanda anlatıcı M. de Charlus’un eşcinsel olduğunu fark ettiğinde küçük bir şok yaşar. Aynı şekilde genç kadınlar arasında da bu türden ilişkilerin olduğunu gözlemler. İlginç bir şekilde eşcinsel kadınların varlığını reddederken erkeklere farklı yaklaşmakta hatta M. de Charlus’a bir meseleden dolayı yardımdan kaçınmamaktadır. Bir tür çifte standart durumu yani :) Kitapta bu kadar karşı durması enteresan çünkü dönemin eşcinsellere bakış açısından mı (ki kendisinin de eşcinsel olduğu biliniyor) yoksa başka bir meseleden dolayı mı onu bilemiyorum. Bu konuda oldukça eleştiriliyor zaten kendisi özellikle Andre Gide tarafından.. Kitaba dönecek olursak genç aşkı Albertine’nin de bu tarz ilişkileri olduğunu farkeden anlatıcı bunun onun suçu olmadığına ve korunması gerektiğine inanıyor. Ona göre Albertine başka kadınlar tarafından baştan çıkarılmazsa ahlaklı davranabilir. Albertine’nin davranışlarını denetlemek isteyen genç aşığın duygularını başlarda net anlayamıyoruz. Sevgisinden aşkından kendisi de emin değil ama sonlara doğru bir netlik kazanıyor gibi. Serinin diğer kitabını okumak için sabırsızlanıyorum.