Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği Kitap Bilgileri
Yazar: Milan Kundera
Tahmini Okuma Süresi: 9 sa. 31 dk.
Sayfa Sayısı: 336
Basım Tarihi: Temmuz 2024
İlk Yayın Tarihi: 1984
Yayınevi: Can Yayınları
Orijinal Dil: Çekçe
ISBN: 9789750726170
Ülke: Türkiye
Dil: Türkçe
Format: Karton kapak
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği Kitap Tanıtımı
Cumartesi ve pazar günleri, varolmanın tatlı hafifliğinin geleceğin derinliklerinden yükselip yanına vardığı duygusu içindeydi. Pazartesi, benzerini bundan önce hiç tanımadığı bir ağırlıkla çarpıldı. Rus tanklarının tonlarca çeliği bunun yanında hiç kalırdı. Çünkü sevecenlikten daha ağır bir şey yoktur dünyada.
Milan Kundera’nın en bilinen romanı Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği, yayımlanır yayımlanmaz çağdaş klasikler arasına girmiş, geçen yüzyılın en güçlü anlatılarından biri. Kundera, tepkiye karşı tepkisizliği, kararlılığa karşı kararsızlığın tutarlı ve erdemli yanlarını araştırdığı romanının başkişisi Tomas’la alışılmış, arkasında güçlü düşünce ve yaşam kurallarını taşıyan roman karakterlerini sorgular. Sovyetler’in Çekoslovakya’yı işgal günlerini de arka planda anlatır. Tıpkı kişiler gibi toplumsal önyargılar da eninde sonunda kararsızlığa ve “varolmanın dayanılmaz hafifliği”ne mahkûmdur ne de olsa.
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği Kitaptan Alıntılar
1. "İçinde yaşadığı yeri terk etmek isteyen kişi mutsuz kişidir."
2. ""Gücünü neden hiç benim üzerinde kullanmıyorsun?"dedi.
"Sevgi insanın gücünden vazgeçmesi demektir de ondan"dedi."
3. ""Düşünceler de hayat kurtarabilir.""
4. "Birisine merhamet duyarak sevmek, gerçekten sevmek değildir."
5. "Gözü "daha yükseklerde bir yerde" olan herkes günün birinde gözünün kararabileceğini hesaba katmalıdır."
6. "İçinde yaşadığı yeri terk etmek isteyen kişi mutsuz kişidir."
7. "Ama güçlüler güçsüzleri incitmeyecek kadar güçsüz olunca, güçsüzler çekip gidecek kadar güçlü olmak zorundaydılar."
8. ""Kaldırın beni," demek ister durmadan düşen bir kişi."
9. "Gözü 'daha yükseklerde bir yerde' olan herkes günün birinde gözünün kararabileceğini hesaba katmalıdır."
10. "Gerçekten de, gündüz okunsun diye yazılmış kitaplar vardır, bir de sadece geceleri okunabilecek olanlar."
11. "Birisine merhamet duyarak sevmek, gerçekten sevmek değildir."
12. "''Aşk, çiftleşme arzusunda duyurmaz kendini, uykuyu paylaşma arzusunda duyurur ...''"
13. "Aşk bir meydan savaşıdır."
14. "Aşk çiftleşme arzusunda ... duyurmaz kendini, uykuyu paylaşma arzusunda duyurur ..."
15. "Aşk bir meydan savaşıdır."
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği Kitap İncelemeleri
Ağırlık, hafiflik, var olmak... Sadakatizlik, hayvan sevgisi, hesaplaşmalar, yaralara tuz basmalar, kalabalıklar içinde yalnızlaşmalar... Dokunmak, kendine, hayata, dünyaya dokunmak... İçini dökmek hatta dökememek ve kırık dökük o yola devam etmek..
aslında varolmanın dayanılmaz hafifliğini arınmışlığa bağlamak, herkes ve her şeyden bir arınmışlık işte.
Her şeyiyle düşündüren ve yazarın hayatına bakınca aslında hayatıyla özdeşleştirip bizi bunlarla yüzleştiren aslında içimize yönelten bir kitap.
Didaktizm meyilli aynı zamanda hüzün içinde doğruyu, yanlışı biricik olan hayatımızda bu seçimlerin etkilerini gösteriyor.
Yer yer üzülsem yer yer gülsem de en çok içimi burkan Tereza’nın aslında güçsüz görünmüşken bunca şeye rağmen kalması onu benim gözümde en güçlü karakter yaptı. Canım Tereza..
(Konuya çok değinmeden spoiler vermeden yazıyorum) İsmine nazır dayanılmaz hafifliği arar kişi aslında en büyük ağırlıkları taşıyarak
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin Çekoslovakya’yı işgali üzerinde dört ana karakterin yaşamına sunan bir kitap.
Kitaba kabaca bakıldığında: dört karakter, cinsellik, savaş, aşk görebilirsiniz ama bunun çok daha ötesi aslında harika betimlemeler harika akıcılık harika üslup.. böylesine bir kitabın incelemesini nasıl yaptım bilmiyorum ama ne desem de az kalır ki bunu okumadan bilemezsiniz. Son olarak sinemaya uyarlanmış ama filmiyle pek bağdaştıramadım film kesik kesik ve kitaba göre daha basit kalmış gibi her neyse kesinlikle ufkunuzu açacak ve sizi geliştirecek bir kitap olacaktır. İyi okumalar :)
"İşte oradalar," dedi yüreğine, "gülüyorlar işte; beni anlamıyorlar, ben bu kulakların dinleyeceği ağız değilim.”
Böyle Buyurdu Zerdüşt – Friedrich Nietzsche
Çağımızın vebalarından birisi olan “tüketim kültürü”nden nasibini almış kitaplardan birisiyle daha karşı karşıyayız. Süreç hemen hemen bütün eserlerde benzer işliyor. Büyük bir yazar, büyük bir eser yazıyor. Ciddi okuyucular okuyup seviyor, isim dilden dile; eser elden ele dolaşıyor. Gereğinden fazla elden ele dolaşan eser, giderek ele ayağa düşüyor. Nihayetinde eserin derinliğine sızamayan bir grup, esere sızamama gibi bir ihtimalleri olmadığı için (!), eserin abartıldığını söylemeye başlıyor ve yazarının binbir tutkulu hezeyanla ortaya koyduğu ürün bir pop kültür öğesine dönüşürken, kibirli ayakların tekmelerine maruz kalıyor.
Milan Kundera, sadece bir roman yazarı değildir, aynı zamanda ciddi bir kültür eleştirmeni ve düşünürdür. Bundan dolayı eserleri her midenin rahatlıkla sindirebileceği türden kolay lokmalardan değildir. Seçkin midelere, seçkin tatlar sunar ama alelade bünyelerde sindirim problemlerine sebep olur. Söz gelimi bu eseri sindirebilmek için, Parmenides’ten haberdar olmak, Beethoven’ın kahkahalarını hissedebilmek, Descartes ile Nietzsche arasında taraf tutabilecek kadar felsefeye aşina olmak gereklidir.
Kitap, benim gibi çok felsefe, az edebiyat okuyan ve her şeyden çok gerçeğe tutkun olan birisi için bulunmaz bir nimet oldu. O kadar çok sayfada heyecanlandım, mutlu oldum ve kavrayışım zenginleşti ki, Kundera’yı bundan sonraki yaşamım için vazgeçilmezler listesine ekliyorum.
Kitapsever çevremde Milan Kundera’nın yaşayan en iyi romancı olduğunu düşünen bile var. (Kundera’ya başlamayı çoktandır çok istemem, bu en bilinen romanının en sabırsızlandığım kitaplardan biri olması falan bilmiyorum hafifletici neden olur mu ama) Okuduğum ilk Milan Kundera kitabı oldu. Yazarın hem entelektüel donanımına ve üslubuna hem de bu kitapla işlediği konulara bayıldım. Yaşayan en iyi romancı mıdır bilemiyorum, yorumlamak haddim de değil, ama Kundera okumaya devam edeceğim kesin.
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği’nde en sevdiğim şeyler nelerdi diye düşününce;
Bir kere aşka dair bir roman :) Tabi konu aşk olunca öyle stabilite falan pek aramayacaksınız, nitekim metnin hafifliğini / uçarı akışını, bir de cinsellik konularını cesurca işlemesini (sevmeyenler de varmış yorumları okuyunca ama) ben sevdim.
Yazarın roman kahramanlarının hissettiklerine, düşüncelerine geniş yer vermesini çok sevdim. Romanın içine girmeyi çok kolaylaştırmış. Okurken bazı yerlerde sanki anlatılan kahraman benmişim de tüm olanı biteni ben yaşıyormuşum gibi hissettim.
Romanda muhtelif yerlere serpiştirilmiş felsefi argümanları sevdim. Her ne kadar biraz zor bir araç olsa da, felsefenin dokunup da ilginç kılmadığı bir şey yok zaten.
Rusların Çekoslavakya’yı işgali, savaşın kötülüğü gibi konular romanın arka fonuna harika yerleştirilmiş, bunu takdir ettim.
Aaa unutmadan, kitapta işlenen hayvan sevgisini çok ama çok sevdim. Bu yönünü hep hatırlayacağım.
Neyse uzatmayım, bazıları bu kitabı marjinal bulacaktır, ama ben hem Kundera’yı hem de bu kitabını çok beğendim.
Güzel ucretsizkitap.com.tr Sakinlerine İncelemem...
Öncelikle kitabın ilk 50 sayfasını okuduğumda beğenmediğim, hatta bırakma isteğim çok güçlüydü. Fakat yarım bırakmayı hiç sevmiyorum. Ön yargılı olmamak için şans verdim ve sonunu bitirmek için merak duygusu kapladı. Devam edip bitirmiş bulundum.
Kitabın içeriğine gelirsek şahsen cinsellikten ve evlilikten insanı soğutuyor diyebilirim. Ancak vermek istediği mesajı algılamak çok felsefik bir boyutu var olduğunu söyleyebilirim. Empati ister istemez yapmakta olup kendinizi aldattığınız da veya karşınızdakinizi aldattığınız da, (doyumsuzluğunuzla) bağlarınızı kopardığınızdaki hafifliği anlatmak istemiş olduğunu hissettim. Bu hafiflik hepimiz için geçerli olduğunu görmüş oldum.
Çok fazla sorgulama özelliği olan bir kitap bütün karakterlerin yaşam tarzları ve hayatları kendi psikolojik sorunlarını anlatıyor ve gerçek hayatta ne kadar çok etrafımızdaki insanlara benzediğini anlamış bulunuyorum. Bir şey göze çarpıyor ki öldüğümüz zaman tecrübelerimizden başka hiç bir şey yanımızda götüremeyeceğimiz. Bunları yüzüne vurdukça yaşadığın bütün heyecanların hiçbir önemi olmadığı ve insanların kitabı okurken ki zorlanışları bu yüzden olduğunu düşünüyorum.
Siyaset tarafıda benim için güzel etkileri oldu. Bazı noktaları kırmam gerektiğinin kanısına vardım. Siyasetin içinde heran yaşadığımız ve oynadığımız satrançın stratejisi kesinlikle ileriyi görebilmektir.
Kısacası kitap kafa karışıklığı içerisinde kurulmuş düzeni anımsattı. Okunması gereken bir kitap. O iğretiyi algılamak hayatımızdaki duyduğumuz ve gördüğümüz şeylerin toz pembe olmadığıdır.
Ebedi dönüş kavramıyla başlayan eser dört ana karakter üzerinden düşünce yapıları, içsel sorgulamalarla ve aile ilişkilerinin ele alınışıyla akıp gider.
Thomas; cinselliğin, doyumsuzluğun, umursamazlığın, çokeşliliğin ve arayışın simgesiydi.
Teresa; anaçlığın, sadakatin, kırılganlığın ve tekeşliliğin vücut bulmuş hali.
Roman boyunca bu iki uslanmaz karakterin iç çatışmaları yoğunluktadır. Arka planda ise Çekoslovakya'nın Rusya'nın işgali altındaki dramına şahit oluyorsunuz.
Kitapta en çok beğendiğim cümle ise açık ara 'Tek bir yaşamımız olduğundan tutkumuzun peşine düşsek mi? düşmesek mi? bunu sınayacak deneyler yapamayız.' oldu.
Ve Teresa'nın şu cümlesi eminim herkesin aklında yer etti.
'Hayat benim için çok ağır ama senin için çok hafif. Ben katlanamıyorum bu hafifliğe, özgürlüğe. Yeterince güçlü değilim ve güçsüzlerin ülkesine geri dönüyorum. Prag'da sana sadece aşk için muhtaçtım. İsviçre'de ise her şey için.'
'Eminim başka bir şey de anlatıyordu ama ben yakalayamadım!' hissi ile beraber ciddi bir konsantrasyon gerektiren bir kitaptı benim için. Bunun haricinde gerçek zaman ve olay geçişlerini çok beğendim. Anlamlı bulduğunuz cümleleri tekrar tekrar okumak için altını çizmek gibi bir alışkanlığınız varsa kalem elinizden düşmeyecektir.