
Tırpan Kitap Tanıtımı
Ankara'ya bağlı bir köydür Gökçimen. Bir tepenin eteğinde uzanır. Kızlarıyla nam salmıştır. Bu köyde, çayır çimenin yeşili kızların gözüne yansımıştır. Bu yüzden "göküş" olurlar. Biraz büyüyüp serpildi mi, birkaç altın akçaya yaşlı ve zengin adamlara verirler sorgusuz sualsiz.
Velikul'la Havana'nın kızları Dürü de bu köyün göküş kızlarından biridir. İlkokul beşi bitirdiği o yaz, komşu köyün, Evci'nin ağası Kabak Musdu bir görüşte vurulur Dürü'ye. Musdu'nun yaşı geçkin, parası ise ganidir. Gökçimen'den birkaç yandaş edinip kendine, çeler Dürü'nün babasının aklını, söz alır. Söz ağızdan çıkmıştır bir kere. Dürü, Kabak Musdu'nun ikinci eşi olacaktır. Anası karşı çıkar; Dürü kıyametleri koparır. Daha önce onunla aynı kaderi paylaşan kızlar gibi kendini asmayı düşünür. Köyün akıllı delisi Uluguş Nine karşı çıkar Dürü'nün bu fikrine. Sevdadan yanadır Uluguş; daha da önemlisi Gökçimen'in kızlarının kaderi değişsin ister. Ama nasıl?
Fakir Baykurt, istemedikleri adamlara verilen kızların kendilerini asarak kaderlerine karşı koymaya çalıştıkları öykülere inat, edebiyatta devrimci tutumunu sürdürerek, boyun eğmeyi değil, direnmeyi yüceltiyor bu romanında
(Tanıtım Bülteninden)

Tırpan Kitaptan Alıntılar
1. "Paran var mı, sözün yürür. Paran yok mu, çobanlar bile dinlemezler sözünü. Yoktur hatırın hiçbir yerde."
2. "'
Başka kıza benzemez o! İki kez dünyaya gelmiştir!"
3. ""Biz nasıl bulalım Nine?
" Araya araya, sınaya sınaya!... ""
4. "Ağlama Dürü... "Allah'ım sana bir çare verir inşaallah; sabret!..."
5. ""Oku da biraz kurtul cahillikten!""
6. "Başındaki hökümet, hökümet değil ki! Yoksulları tutacağına, varsılları tutuyor!"
7. "Allah'ın buyruğuyla, Peygamber'in kararıyla kızına müşteri oluyoruz; ne surat asıyorsun?"
8. "Haksızlık haksızlıktır kızım. İsterse baban olsun; yapanı ezeceksin!"
9. ""İnsan haksız bir iş görür de susar mı? Eğer susarsa, o insan mıdır? Değildir! Madem öyle susmayın. Verin el ele! Çıkarın sesinizi!""
10. "“Şaşıyorum bu dünyanın adaletine!”"
11. "... Gündeliğe giderdik o yandaki tarlalara. O da davarı ekin biçtiğimiz yere yayardı. Giderken gelirken görüverdik birbirimizi.
Belki suç bende; ben erken gördüm. Belki ikimiz aynı anda gördük. Vurulduk birbirimize! Babam der olmaz, yoksul o! Anam der olmaz, çıplağın teki! Kendi kendine bırakırsan, seveni sevene vermez bu dünya!
Bir gün ben, elimdeki orağı bıraktım; o çomağı bıraktı. Tuttuk birbirimizin elinden, Çatak köyünün yaylasına aşıverdik! iki el bir baş için değil mi şu gidimi gelimli, son ucu ölümlü dünyada? Sırt sırta verir, gün kazanır, gün yeriz dedik...""
12. "Niçin, Amerika hâlâ bizi dört karılı biliyor?"
13. "Kendi kendine bırakırsan seveni sevene vermez bu dünya!"
14. "Amerika diyor ki: El kadar dinamit koyun camilere, komünistler koydu deyin,... Çünkü çok dincidir sizin halk!"
15. ""...ben çok korkuyorum bu sosyalistlerden! Teoriyle pratiği kavuşturdular mı, yandık!""

Tırpan Kitap İncelemeleri
Ankara'ya bağlı bir köydür Gökçimen.." Gökçime'in suyu kesilmediginden, her çayır çimendir. Çayır çimenin yeşili kızların gözüne yansır. Bu yüzden göküş olurlar. Eğer avucunda üç kuruşun var da, kendine yeni bir karı almak istiyorsan, Gökçimen'e git, kız al!" derler.
Güzeller güzeli dürü ilkokul beşi yeni bitirmiştir. Atmış yasinda şişko göbek Musdu ağa görmüştür dürüyu dam başında. Bu benim dengim mi diye düşünmeden istemiştir. Nasılsa agadir kimse karşı koyamaz veririm parayı alırım demiştir. Köyden de birkaç yanci buldu mu oldururum bu isi demiştir. Komşular adamın yaşına başına bakmadan yoksulluk çekeceğine ağa kapısına gitsin dediler. Kaderi boyleymis dediler hangimiz evlenecegimiz adamı seçtik, doğmadan alnimiza yazılır dediler. Adam yaşlı on seneye ölür dürü de varlık içinde bir eli yagda bir eli bal da rahat olur dediler . Anası ağladı sizladi elden ne gelir herkes birlik oldu kimse sözünü dinlenmez kocası razı gelir . Söz söylese sırtından sopa eksik kalmadı. Kocasının sözünün üstüne söz söylenmez dediler hocaya okututlar. Bi Uluguş nine vardır konuşan Gökçimen kızlarının kaderinin değişmesi isteyen ama nasıl olacak karıncalar birleşip filellere karşı koynadıktan sonra. Dürü Musdunun ikinci karısı olmamak için tek başına çare aramak zorunda.
Türk Edebiyatının önemli köy romanı yazarlarından olan Fakir Baykurt'a iki ödül kazandıran (1970 TRT ve 1971 TDK) bu eserinde ezilen köylü sınıfın başkaldırmasına tanık oluyoruz. İç anadolunun kırsal bölgelerindeki hayatı konu alan bu romanda fakir köylü kızı Dürü, komşu köyün zengini Musdu ağanın dikkatini çeker. Musdu Ağa, Dürü'yü görür görmez beğenir ve onu ikinci eşi yapmak için hemen babasıyla konuşur. Dürü ise henüz 14 yaşındadır. Annesi Havana çocuğunun yaşının küçük olduğu gerekçesiyle razı olmaz bu işe ve bir süre diretir. Ancak Musdu ağa aile üzerinde büyük baskı kurar ve zor da olsa ikna eder. Köyde Uluguş adında yaşlı bir kadın vardır. Bilge bir kadın olan Uluguş baştan beri bu evliliğe karşı çıkar. Yine köyün kahvecisi Linlin isimli adamla Dürü'yü bir süre saklarlar. Ama yine de Dürü bulunur ve gelin edilir. Uluguş'un ise planları henüz bitmemiştir. Romanın başından beri kayıp olan Uluguş'un tırpanı sonunda bulunur ve Dürü'nün sandığına konur gizlice. Dürü'ye önceden öldürme planı anlatılır. Gerdek gecesi Dürü bu tırpanla Musdu ağayı öldürür ve dağa eşkıyaların yanına kaçar. Daha öncede köylerde böyle genç kızlar ağaların ikinci eşleri olmak için evlendirilmek istenmiş ama kızlar intihar etmişlerdir. Uluguş bu durumu tersine çevirmek için Dürü'yü öldürme konusunda ikna eder ve bu sefer genç kızlar değil ölen ağadır.
Tırpan
Tırpan; çocuk denecek yaştaki küçük bir kızın zorla kendinden büyük bir adamla evlendirilmesini konu alır.
Gökçimen köyünde yaşayan köylü kızları biraz büyüyüp serpilmeye başlayınca bir kaç altın karşılığında zengin ve yaşlı adamlara verilirdi. Dürü de ilkokulu henüz yeni bitirmişti ki, komşu köydeki yaşlı Musdu Ağa tarafından görülüp beğenilir. Musdu yaşına başına bakmadan Dürü’yü kendine ikinci eş olarak almayı ister. Kendine birkaç yandaş bularak Dürü’yü babası Velikul’dan ister. Çevre baskısıyla bu durumu kabul eden Velikul, ne Dürü ne de karısının karşı gelmelerini dinlemez. Dürü ise çareyi kendinden öncekiler gibi, kendini asmakta bulsa da bu duruma da engel olurlar. Köyün akıllı delisi Uluguş Nine, bir taraftan kocasından kalan Tırpan’ı ararken bir taraftan da Gökçimen köyünün kızlarının kaderi artık değişsin diye elinden geleni yapar…
Yazarın dili ve üslubuna alışkın olmayanlar başlarda okurken biraz zorlanabilir fakat okudukça bu zorluklar sizi yormamaya başlıyor. Yazarın diğer eserlerinden farklı olarak bu kitaptaki bazı tavır ve tutumlar rahatsız ediciydi. Buna karşın yazar bu eseri ; kadın ve kız çocuklarına sergilenen küçültücü, yok sayıcı bakış açılarını eleştirmek, bu duruma karşı koymak, direnmeyi öğütlemek amacıyla yazmış olduğunu düşünüyorum. Kitabın sonunda tüm halkın bu çürümüş düzene karşı gelmesini, direnmesini okumak ise çok keyifliydi.
Kara kara camızlar
Biribirini omuzlar
Biz size varır mıyız
Şişgöbekli domuzlar
Öncelikle bu kitap beni gerçekten çok yordu. Şahsen okunması kolay bir kitap değildi. Çünkü içinde bolca kadına şiddet ve çocuk gelin unsurları vardı ve sadece bu iki unsur bile insanın koca romanı okurken sinirlerinin kalkmasına yetip de artıyor.
Bir erkek yazarın kaleminden feminist bir roman okumak benim pek karşılaştığım, okuduğum bir şey değil. İkinci olarak, son derece güzel yazılmış, akıcı ve bana göre dersler çıkartılabilecek güzel bir romandı. Ama dediğim gibi, kadınların tabiri caizse 'hayvan' yerine bile koyulmadığı, feminist damarlarımı sıkça coşturan bir kitap oldu. Bu yüzden de okuyabileceğimden çok daha geç bir zamanda bitirdim.
Kitaptaki tek favori karakterim kesinlikle Uluguş'tu. Ne yürekli, ne mükemmel bir kadındın sen öyle. Seni hiç unutmayacağım. Kitabın sonuna kadar ne olacak diye merak ederek okudum, hatta sonunda kötü biteceğini düşünmüştüm, ama sonra Uluguş nenemin işe son bir el atmasıyla işler değişti ve ben de derin bir nefes aldım. Yaşlı, genç, çocuk fark etmez. Güçlü kadın karakterleri okumayı her zaman çok seviyorum. Ayrıca yazarın toplum eleştirileri de oldukça yerindeydi. Zamanı da çok güzel bir şekilde yansıtmıştı. Kısaca her şeyiyle güzel ve bence herkesin bir şans verip okuması gereken bir romandı.
Musdu'nun da Allah belasını vere. Çok tatmin edici, güzel bir sondu
Dürü’nün hikayesi aslında ülkemizde yaşayan birçok “çocuk gelin”in hikayesi... Çocuk ve gelin... Yanyana gelmesi bu kadar çirkin olan pek az kelime var. Tüm çirkinliğine rağmen yadsınamayacak bir durumu ifade ediyor.
Fakir Baykurt mükemmel ve tertemiz Türkçesi ile şiveyi de kullanarak yaşananlara perde tutmuş. Babaların annelere göre daha aymaz olduğunu çaktırmadan gözler önüne sererken toplumumuzda gittikçe azaldığı söylense de hala varlığı devam eden “erkek egemen”liğindeki aile hayatını da anlatıvermiş.
Canım annem hep der ki “Koç kuzuya ne kadar meler?” . Anlamaz bön bön bakardım suratına. Koç da kuzunun babası değil mi, niye melemesin; derdim kendimce. Dürü’nün babası annemin ne demek istediğini seriverdi gözlerimin önüne.
“Kenarına bak bezini al.
Anasına bak kızını al.”
derler ya, Dürü de annesinin talihini yaşayacaktı, tek farkla: Adam yaşlı bir ihtiyardı. Bağrı yandı Havana’nın... Yanarken bizim de bağrımızı dağladı. Yanıp yıkılması, kendinden geçip Dürü için durması... Annelik... Nasıl anlatılır ki...
Hele köylünün bir olması... Demek ki birleşince “dur” deniyormuş gidişata. Böyle gelmiş ama böyle gitmezmiş demek ki... Heeeey gidi koca Linlin, nolurdu kız kardeşin yaşarken duraydın düzene karşı... Pişmanlıklar getiriyor mu gideni geri? Ve aklınla bin yaşa Uluguş ! Gidenlere “dön” bileti alamadın ama derledin topladın koca köyü.
İçinde onlarca alınacak ders varken, dilini üslubunu sorgulamak bile anlamsız... Okuyun, okutturun.