Söylenmemiş Sözler Kitap Bilgileri
Yazar: İclal Aydın
Tahmini Okuma Süresi: 11 sa. 47 dk.
Sayfa Sayısı: 416
Basım Tarihi: 2021
İlk Yayın Tarihi: 2021
Yayınevi: Artemis Yayınları
ISBN: 9786053046721
Ülke: Türkiye
Dil: Türkçe
Format: Karton kapak
Söylenmemiş Sözler Kitap Tanıtımı
Üzüm ve zeytinin, yağ, bal ve şarap küplerinin, kadırgaların, binbir şifalı otun en eski vatanı Urla. Dünyanın zalimliği ve insanın vahşiliğinden şüphesi olmayanları, dünyanın güzelliği ve insanın iyiliğine inandıran bir yer burası. Bir zamanların efsane gazetecisi, dünyaya küskün Oktay Onur Yortan'ın ise çocukluğunun huzurlu bahçesi. Dünyadaki değer yitimine isyan edip tüm kariyerinden ve hayatın yüklerinden vazgeçip sığındığı liman. Kaçıp geldiği geçmişinden ve eski güzel günlerin anısından seçip sakladığı eski aşkı Filiz Canan şimdi kıymeti bilinememiş, kaçırılmış bir mutluluk fırsatı artık.
Söylenememiş sözlerin altında kalan koca bir ömürde ikisi de birbirinin hikâyesini yarım bıraktı. Ama okumaları ve bitirmeleri gereken asıl hikâye, Urla'daki o evin fotoğraflarından gülümseyen, sevgiyi bir yaşam direnişi olarak kucaklayan ve sıradanlığıyla bir hayat kahramanı olan Nona'ya ait. Nona'nın yaşadığı yüzyılın sonlarına yetişen Kerem ve Zeynep'in de dahil olduğu 48 saatlik maceraya sığan bir asırlık ömrün dökümünde, Nona sadece onlara değil, bu yüzyılın tüm insanlarına sesleniyor:
"Acı dediğin taş, insan dediğin su gibidir. Taşın üstünden kayar gider, toprağa karışır. Taşa her vurduğunda acır canın. Ama toprakla buluştukça acın azalır. Acıdan sonra bir bakmışsın ki o toprakta ne çiçekler, ne hayatlar dirilmiş. Hem su deyip geçme; o su, taşı bile aşındırıp yıpratır."
Peki ya Oktay Bey? Karşısında oturan iki gence bütün kalbiyle, "Ölmekten değil yaşamaktan korkmamaktır kahramanlık," derken haklı mı?
Söylenmemiş Sözler Kitaptan Alıntılar
1. "Kocaman bir yığın olmuştu yok sayılan, ertelenen acılar, anılar,. Yanılgılar, zannedişler, erteleyişler...
Hele o söylenememiş sözler..."
2. ""Günler, yıllar geçip gidiyor. Bu garip, zalim bir düzen ama her ev aynı. Herkes kendi hikâyesini yaşıyor işte. Doğan büyüyor.""
3. ""Kaybetmek bir yana, hiç sahip olmadığını sandığı bir şeydi bulduğu.""
4. ""Filiz vermiş bir aşkı öldürmek, bitmiş bir aşkı diriltmekten daha zormuş meğer.""
5. ""Geçmişin tozunu alırken, kaybettiğini sandığın bir şeyi bulmanın sevincini yaşamak...""
6. "Filiz vermiş bir aşkı öldürmek, bitmiş bir aşkı diriltmekten daha zormuş meğer..."
7. ""Çocuklarımızın aşkla savaşı başlarken bizim meydandan çekilmemiz gerek.""
8. ""Hayatın ağırlığını bir başına üstlenip kaldırmaktan kas yapan, hani neredeyse duvara dönen yeri belki de kalbi. Yıllar var ki birine adamakıllı açılamadı bu kalp. Açılamıyor da artık.""
9. ""Nasıl güzel bir kalbi var. Okuduğunda gözleri dolan bir erkek. Hiç tanımadan ona âşık olduğumu nasıl düşündüm acaba? Hissettim mi böyle biri olduğunu? Yoksa sadece çekici bulduğum için âşk mı zannettim?""
10. "Acı dediğin taş, insan dediğin su gibidir. Taşın üstünden kayar gider, toprağa karışır. Taşa her vurduğunda acır canın. Ama toprakla buluştukça acın azalır. Topraktayken acıdan eser kalmaz. Su toprağı yaşatır, toprak suyla bereketlenir. Anlıyor musun beni ? Acıdan sonra bir bakmışsın ki o toprakta ne çiçekler, ne hayatlar dirilmiş. O toprakta, o acıdan sonra ne varlığa can olmuş o su. Ama su deyip geçme; o su, taşı bile aşındırıp yıpratır. Sen şimdi ne kadar güçlü olduğunu öğreneceksin. Bir gün böyle benim gibi oturacaksın bir ağacın altına, benim dediklerimi bir başka yeni yolcuya anlatacaksın."
11. "Geçmişi değiştirmek mümkün değil."
12. "Söz vermek kolaydı, zor olan, verilen sözü tutmaktı."
13. "Başımıza gelen kötü şeylerin, bazı iyi şeylerin başlangıcı olabileceğini asla düşünmeyiz. Her zaman değil ama bazen öyledir oysa."
14. "Sevmek, hele ki sevilmek, sorumluluk yükler insana."
15. "“Allahın sana uzanan eli hangi milletten, hangi renkten gelir, sen bilemezsin. Ya düşmanın sandığın komşunun eliyse? Tanrı misafiri sana nasıl görünür, hiç düşünmezsin. Ya bahçeye giren şu kara kediyse? Nereden bileceksin, bilemezsin..”"
Söylenmemiş Sözler Kitap İncelemeleri
Koca bir ömürde söylenmemiş sözlerin ağırlığı altanda kalan bir hikâye onlarınkisi.
Oktay Onur Yortan ve Filiz Canan.
Efsane gazeteci Oktay'ın yanında stajyer olarak çalışmaya başlayan Filiz'in hayaliydi bu iş. Zamanla bu efsane gazeteci ile aralarında filizlenen duygular sadece onların değil, etrafındakilerin de dikkatini çekiyordu. Elbette ünlü ve yakışıklı gazetecinin bu genç ve tecrübesiz kıza verdiği destek de yanlış anlaşıldı ve yanlış değerlendirildi.
Filiz bu durumların içinde yer almak istemediği için gazeteciliği bıraktı lakin Oktay'dan beklediği tavır ve davranışı da hiç göremedi.
Söylenmemiş sözlerin altında kalan koca bir ömürde ikisi de birbirinin hikâyesini yarım bıraktı.
Dünyanın zalimliği ve insanın vahşiliğinden şüphesi olmayanlara, dünyanın güzelliği ve insanın iyiliğine inandıran Urla ; Oktay'ın baba ocağı, Nona'sı ile mutlu yaşadığı çocukluğu,şimdiler de kaçıp saklandığı sığınağı...
Hiçbir şeyi atmadığı evinin duvarlarındaki resimlerden gülümseyen, sevgiyi bir yaşam direnişi kabul eden, sıradanlığı ile bir hayat kahramanı Nona...
"Acı dediğin taş, insan dediğin su gibidir. Taşın üstünden kayar gider, toprağa karışır. Taşa her vurduğunda acır canın. Ama toprakla buluştukça acın azalır. Acıdan sonra bir bakmışsın ki o toprakta ne çiçekler, ne hayatlar dirilmiş. Hem du deyip geçme ; o su, taşı bile aşındırıp yıpratır. "
Bu kitabı okurken ne ruh hallerine girdim çıktım, ne çok hayal kurdum,ne çok iç geçirdim... Bu sefer ağlamadım ama yazacaktım ki sonra bir yerde dayanamayıp ağladığımı da hatırladım Başlarda biraz zorlandım karakterler oturana kadar. Ama sonra su gibi aktı gitti. Hatta sonlara doğru "Aşk Tesadüfleri Sever 2" filminin son sahneleri gözümde canlandı. İzleyenler için spoiler olur mu bilmem
Kitap bildiğimiz İclal Aydın kaleminin tadında. İçimizi ısıtan sıcacık karakterler. Hayatın içinden bir hikaye. Sevgiye inancı kalmayanlara sevginin ne demek olduğunu bir kez daha gösteriyor. Sadece kadın-erkek arasındaki sevgiyi değil tüm sevgileri kucaklayan Nona'nın hikayesi sizi hem mutlu edecek hem de çok üzecek. Keşke dünya daha yaşanılır bir yer olsaydı, savaşlar hiç yaşanmasaydı... İclal Aydın bu kitabında tarihe de yer vermiş, yaşanan savaşlar, kaybolan hayatlar ve belki de maalesef önümüzde bizi bekleyen ,varolacak yeni savaşlar...
Kedi Jack 'in iç sesine bayıldım Kitapla ilgili alıntılarımı da bir sonraki postta paylaşacağım. Bu, yazmaya başlayınca kendimi durduramadığım bir post olduğu için alıntılara karakter yetmez Yani diyorum ki,ruhunuza güzellik katmak için bu kitabı mutlaka okuyun ve gönlüne güzellik katmak istediklerinize mutlaka okutun. Kitapla kalın
Bir yandan insanın içini ısıtırken diğer yandan hüzünlendiren, her türlü duygunun iç içe girdiği çok sevdiğim İclal Aydın kitabı ile geldim. Bu kitap okuduğum üçüncü İclal Aydın kitabı. Her kitabında henüz benim hayatta olmadığım, bilmediğim, geçmiş zamanın sıcaklığına özlem duymama neden oluyor. Her yeni kitabında, yeni bir mekanı, tarihi tüm acısıyla ve tatlısıyla benimsiyorum. O özlemini duyduğum insanın içini ısıtan her şey birçok acının sonunda gelen güzellikler. En başında bir aşk hikayesi sandığım bu kitapta İzmir'in İşgaline ve 12 Eylül askeri darbesine bağlanıyor. Yaşanılan acılar, geçmişin gizemi romanın tüm karakterlerinin gözünden ayrı ayrı anlatılıyor. Dolayısıyla romanda ikinci plana atabileceğimiz bir kişi dahi yok. Hepsi özel.
Kitap Oktay Onur Yortan ile Filiz Canan'ın söylenmemiş onca sözleriyle, yarım kalan bir aşk hikayesi ile başlıyor. Biri cesurca aldığı kararlarla hayatını çizmeye çalışırken bir diğeri de aldığı kararların ileriki zamanda kendi içinde açacağı yaralardan habersiz bir şekilde doğru bildiği yolda ilerliyor. Sonrasında iki farklı yol, zamanın getirdiği acılar ve pişmanlıklar ortaya çıkıyor ve burası biraz can yakıyor. Kavuşmak, söylenmemiş onca sözü dile getrimek uzun zaman alacak.
Üç Kız Kardeş romanında Balıkesir'e daha görmeden hayran olmuştum. Bu kitapta ise Urla'ya hayran oldum. Şehrin ruhunu öyle güzel anlatıyor ki sevmemek elde değil. Kendimi bir an önce Urla'nın sokaklarına atmak istiyorum, kitabı mekanında tekrar yaşamak gibi bir şey bu
İclal aydın okumayı çok seven biriyim ilk tanışma kitabım üç kız kardeşle olmuştu tabi yazarımızın kalemini ve vermiş olduğu mesajları çok beğendiğim için diğer kitaplarını da okumuş oldum bu kitap yazarımızdan okumuş olduğum üçüncü bir kitap .
Kitabın konusuna gelirsek gazetecilik yapan gazete de ün salan oktay bey ve onun annesinin hayatını anlatıyor . Oktay bey gazete de yeni işe başlamış filize karşı bir şeyler hissetmeye hatta aşık olmaya başlar ama tabi kendini bir türlü filize doğru bir şekilde ifade edemez . Söyleyemediği konuşmak isteyipte konuşamadığı o kadar söz birikir ki içinde oktay çalışma hayatında kendini öyle bir kaptırmıştır ki sevdiği insanların tek tek avucundan kayıp gitmesini bile farkına varamamıştır . Filiz bu iş hayatında yapılan haksızlıklara ve bu insanların kibirine , kötü kalpliliklerine dayanamaz ve istifa edip işten ayrılır böylece oktay beyle de yolları ayrılır …
Ben tabi bu kitapta en çok oktay’ın cici annesi nona ‘ ya hayran kaldım kadın o kadar koca yürekli ki hiç bir zaman anne olamamış ama bütün annelerden daha güzel annelik yapmış naif ve zarif bir bayan …
Kitapla ilgili es geçmemem gereken diğer özelliği o dönemin önemli olaylarını ve siyasi adamları sanatçılarımızı ele alması olmuş necati cumalı , maria callas ve tanju okan bunlardan bazıları …
Yazarımızın kalemine gelirsek eğer çok akıcı sade edebi bir dille okuyucuyu sıkmadan yormadan şairane özelliğini kaybetmeden o dönemin yaşantı biçimini ve konusunu ele almıştır . Kısacası tek kelimeyle muhteşem bir kitaptı diyebilirim .
İclal Aydın nasıl yapıyorsun bunu bilmiyorum ama yine kalbim ruhum bir kitapta takılı kaldı. Hani rolden çıkamamak diye bir tabir var ya tam da öyle kitaptan çıkamıyorum. An ve an yaşatıyorsun yazdıklarını. Hayal ürünü olamayacak kadar gerçekler. Ahh Nona...Nasıl derim sana hayal diye. Sanki anneannem, babaannem o kadar ki aileden.
Her kitabında ayrı bir dünyaya dalıyorum ve tekrar tekrar teşekkür ediyorum yaşattığın duygu yoğunluğu için. Kitabın sonunda dediğin gibi yeni hikayelerde buluşmayı bekliyorum.
Hikaye bir zamanların efsane gazetecisi Oktay ile Stajer Filiz'in hikayesini anlatmaya başlasa da aslında Nona'nın hikayesi. Asıl adı Elif ama aslında Elif'te değil. Nona sevgi dolu, kocaman yürekli nasıl güzel bir cici anne inanılmaz. Çok acılar, çok savaşlar, çok yıkımlar görmüş ama küsmemiş hayata. Şükürle karşılamış gelen iki çocuğu ve bir eşi.
Anneleri ölünce babası Nona ile evlenmiş, yaşça kendisinden büyük ama çocukları büyütür evi çeki çevirir demiş babaanne. Ve öyle de olmuş. Sarıp sarmalamış herkesi Nona.
Oktay gazetecilik okumuş, hırslı, kimseyi beğenmez, aslında bağlanmaktır korkusu. Nonası ne kadar yuva kur dese de Oktay hep kaçar. Filiz'e de Oktay'sız ama aşkı ile dolu uzun yıllar kalmış.
Zeynep ve Kerem de var asıl kahramanlar arasında. Hikayelerin ortaya çıkmasına sebep olan iki cevher.
Mutlaka okuyun demekten başka bir şeye gerek yok.
Keyifli okumalar.