Sisifos Söyleni Kitap Bilgileri
Yazar: Albert Camus
Tahmini Okuma Süresi: 4 sa. 32 dk.
Sayfa Sayısı: 160
Basım Tarihi: 2015
İlk Yayın Tarihi: Ekim 1942
Yayınevi: Can Yayınları
Orijinal Dil: Fransızca
ISBN: 9789755107264
Ülke: Türkiye
Dil: Türkçe
Format: Karton kapak
Sisifos Söyleni Kitap Tanıtımı
"Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır: intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir."
Albert Camus, İkinci Dünya Savaşı yıllarında yayımladığı deneme kitabı Sisifos Söyleni'nde, yaşamın anlamsızlığı, varoluşumuzun saçmalığı gibi intihara yönelen temaları, tarihin ve edebiyatın belirli bazı kişilikleri üzerinden ele alır. Tahsin Yücel'in dilimize kazandırdığı eser, 20. yüzyıl felsefe tarihinin en önemli yapıtlarından biri olarak kabul edilmiştir. Tanrıların, hep yeniden aşağıya yuvarlanacak olan taşı tepeye çıkarmakla cezalandırdıkları Sisifos, cezasını bilinçli olarak kabullenmiş, tekrar yuvarlanacağını bildiği halde taşı bütün gücüyle yukarı taşır. Camus saçma kavramını işte bu noktada tanımlar: boşuna olduğunu bildiği halde direnen insan. Yaşamın anlamı ancak, dünyanın saçmalığını ve yenilginin daima tekrarlanacağını bile bile kötülüğe direnmek olabilir, insanlığa gerçek boyutlarını ancak bu başkaldırı kazandırabilir.
Sisifos Söyleni Kitaptan Alıntılar
1. "Sevmekle iş bitseydi, her şey fazlasıyla basit olurdu."
2. "Kendi kendime de dünyaya da yabancıyım..."
3. "Kendi kendime de, dünyaya da yabancıyım,"
4. "“Önemli olan iyileşmek değil, dertleriyle yaşamak,”
Rahip Galiani"
5. "“Sessizliklerin en kesini susmak değil, konuşmaktır,”
Kierkegaard"
6. ""... bu evren her şeyi dış görünüş uğrunda harcar...""
7. "Kendi kendime de, dünyaya da yabancıyım."
8. "Bir insan söylediği şeylerden çok söylemedikleriyle insandır. Söylemeyeceğim çok şey var."
9. ""Bir insan yaşamının yarısı söylenmeyeni anlamakla,başını çevirmekle,susmakla geçer.""
10. "Sevmekle iş bitseydi, her şey fazlasıyla basit olurdu."
11. "“Kendi kendime de dünyaya da yabancıyım..”"
12. "Yüreğin çığlığı karşısında akıl güçsüzdür."
13. ""Yazgımız karşımızdadır, onu biz kışkırtırız. Gururdan çok, sınırlı durumumuzun bilinciyle.""
14. ""Sevmekle iş bitseydi, her şey fazlasıyla basit olurdu.""
15. "Doğru olanı aramak, isteneni aramak değildir."
Sisifos Söyleni Kitap İncelemeleri
2024 Okuma Listesi
7. Hafta - 7. Kitap
2024’ün yedinci kitabı Albert Camus’nun Tahsin Yücel çevirisiyle Can Yayınlarından çıkmış felsefe yazılarından oluşan Sisifos Söyleni adlı kitabıydı. Camus bu kitapta hayatın anlamını ve intiharı sorgular, absürdizm felsefesine dair çıkarımlar yapar.
Sisifos Söyleni Yunan Mitolojisinde Zeus tarafından bir kayayı bir tepenin en yüksek noktasına çıkarmaya mahkûm edilmiş Sisifos adındaki kralı anlatan hikâyedir. Kralın kayayı her yukarı çıkarışında kaya tekrar aşağı yuvarlanır. Ve bu böyle sonsuza dek devam edip gider. Camus’un bu hikâyeyle bize anlatmak istediği şey Sisifos’un bu işi yaparken yüzünde bir gülümseme olması gerektiğidir. “Tepelere doğru tek başına didinmek bile insan yüreğini doldurmaya yeter.” (s.141)
Yeryüzüne fırlatılmış olmak da insanoğlunun lanetidir. Hayata yüklemeye çalıştığı bütün anlamlar eninde sonunda başarısızlıkla sonuçlanır. İnsan ya da evren kendi başına anlamsız değildir. Anlamsızlığı doğuran şey insanın evrenle olan ilişkisi, onu yorumlama çabasıdır. Ama bu acınacak bir durum olarak düşünülmemelidir. Absürdizmin bilincinde olmak insanı bilinçli kılar. Camus’a göre intihar bir çözüm değildir çünkü ölüm absürdü ortadan kaldırmaz, absürt ile bağlantıyı koparır. “Yalnızca çabalamaya değmez demektir kendini öldürmek.” (s.23)
Hayat bazen hep aynı şeyi yapmak gibi… Her gün aynı saate uyanmak, aynı cümleleri duymak, aynı yerlerde yürümek…
Her seferinde bir şeylerin değişeceğine inanmak ama hiçbir şeyin değişmediğini görmek. Ve yine de devam etmek.
İşte tam da burada başlıyor Albert Camus’nün “Sisifos Söyleni”nin bize söylediği şey.
Tanrılar Sisifos’a en acı cezayı verdiler: Sonsuz bir çabayı. Her seferinde zirveye taşıdığı kaya, her seferinde yeniden aşağı yuvarlanacaktı. Ama Camus, bu efsaneyi ters yüz etti.
Dedi ki:
“O kaya artık onun şeyidir. Sisifos mutlu olmalı.”
Çünkü Sisifos ne yaptığını biliyor. O taşın düşeceğini de biliyor. Ama buna rağmen her defasında yeniden başlamayı seçiyor. Bilerek, isteyerek, bilinçle…
Çünkü insan, bazen hiçbir şeyin değişmeyeceğini bilse bile, o taşı tekrar omzuna almaktan başka bir özgürlük tanımaz kendine.
Camus için intihar bir çözüm değildir. Umuda sarılmak da değildir. Asıl çözüm, bu saçma dünyada, anlamsızlığa rağmen yaşamaya devam etmektir.
Yani her şeye rağmen “evet” demek.
Hayata.
Acıya.
Boşluğa.
Ve yeniden doğan güne…
Ben bazen Sisifos gibi hissediyorum.
Belki sen de…
Ama şunu unutmamalı:
Hayat bazen sadece taşı yeniden yukarı taşımaktır.
Ve o taşla barıştığın anda, belki de sen de mutlusundur, farkında olmadan.
İntihar..?
Üstünkörü Sisifos Söyleni nedir iliştiriyorum: Sisifos (S), Zeus’u (Z) kızdırıyor. Z’da S’u, bir kayayı hayat boyu itmekle cezalandırıyor. Öyle ki; S, kayayı ne zaman zirveye getirse, Kaya tekrar başlangıç noktasına geri dönüyor ve S, kayayı tekrar zirveye çıkarmakla uğraşıyor.
Amma ve lakin sağlam cezanın bilançosu farkındalıkla suya düşüyor.
S, bir anda tüm geçmişini, geleceğini ve yarın ne yapacağını, yani aslında ölene kadarki tüm yazgısını bildiğini fark ediyor. Beş öğün kaya itmek.
Farkındalığı Camus anlatsın gücüm yetmiyor. “Sisyphos’un bütün sessiz sevinci buradadır. Yazgısı kendisinindir. Kayası kendi nesnesidir. (buraya dikkat)-Aynı biçimde uyumsuz insan da, sıkıntısı üzerinde gözleme başladığı zaman, bütün putları susturur-.”
“Bundan böyle, efendisiz olan bu evren ona ne kısır görünür, ne de değersiz..Tepelere doğru tek başına didinmek bile bir insan yüreğini doldurmaya yeter. Sisyphos’u mutlu olarak tasarlamak gerek.”
Özetle; başkaldırmak istiyorsan intihar kurtuluş değil kaçıştır. -Çabalamak, umut etmek, farkına varmak..- hayat karşınıza, üstesinden gelemeyeceğinizi düşündüğünüz bir sürprizle çıkarsa bu şeytan üçgeniyle şeytanın bacağını kırın. Efenim ne demişler “çivi çiviyi söker” :))
Umudun var oluşunun yadsınamaz gerçekliğini kabul etmeli sanırım.
Ben yoruldum Camus gelme üstüme..
Bolca karamsarlık, bolca çözümsüz ve bomboş bir evren, bolca intihar...
Yazarımızın klasik tarzıdır, şaşırmadık.
Anlam vermekte zorlandığım, kasvetli ve umutsuz insanları konu edinen, varoloşu haddinden fazla sorgulayan öykülerini inadına okumakta olan ben bu kitaptan sonra Albert Camus' u tanıma yolunda büyükçe bir adım daha atmış olduğumu düşünüyorum.
Eserde yazarın evrene karşı, insana karşı ve yaşayışa karşı olan umutsuzluğunu çok net fark edebiliyorsunuz.
Bu umutsuzluğa dair de kimi yazarlardan örnekler verilmiş eserde: Dostoyevski, Kafka gibi..
Bu yazarların kimi eserlerindeki umutsuz karakterler ele alınarak bazı çıkarımlarda bulunulmuş ayrıca.
Bir sonuca varılmış mı deseniz, zannetmiyorum.
Hâlâ umutsuzca başkaldırının insanı tahrik eden kısımlarından kopamamış sevgili yazarımız.
Ha, ayrıca esere Sisifos Söylemi denilmesi de oldukça manidar..
Kitabın tam olarak diyelim, sondan ikinci bölümündeki başlıkta bu manidarlığı anlayacaksınızdır.
Sisifos kimmiş, neyin nesiymiş, Sisifos ile Camus arasında ne tür ince bir bağlantı varmış... gibi...
Şu uyarıyı eklemeden duramam:
Tüm Camus kitapları gibi intihara meylettirir orası ayrı mesele ancak bu eserde intiharın çok fazla meşru sebepleri vardır.
Ateşle yaklaşmayınız, ancak okuyunuz :)
Avrupa'nın son 500 yıllık düşün dünyasının geldiği noktanın en kesin zirvelerinden biridir Camus. Rönesans ve reform ile başlayan Avrupa düşünce hareketi, aydınlanma çağı felsefelerinin 200 yıllık çatışması sonucunda iki akım doğurur 20. yüzyılda: Başını Jean Paul Sartre'ın çektiği varoluşçuluk ve Camus'nün ekolü absürdizm.
Camus, tekmelenmiş ve yerin dibine gönderilmiş kiliseden sonra düşüncenin tahtına bilimi oturtmuş bir ekolün insanıdır. Oysa bilim de insanın insanca olan yönünü -ruhunu- inkar eder. "İnsan düşünen hayvandır." ile başlayan insan tanımı bu son 200 yıl içinde çeşitli varyasyonlara evrilir. En nihayetinde ise " İnsan, düpedüz hayvandır. " noktasına ulaşır. Oysa insan konusunda çağa uyan en iyi tanımı da Camus yapar: İnsan, başkaldıran hayvandır.
Peki, bu başkaldırı felsefesinde insan neye başkaldıracaktır? Çünkü Camus'nün ekolü de yaşamda, ölümde, sanatta, insanda "anlam" bulamaz. Ona göre insan, asla anlam barındırmayan kavramların basit betimlemelerini yapabilir en fazla. Camus, absürdizm yoluyla hayattaki absürdlüklere itiraz eder.
İşte Avrupa'da bilimin hayata anlam katan "ruh, sanat" gibi alanları yok sayması böylesi felsefi bir bunalıma yol açar. Ve son anlamlı hareket olarak intiharın felsefesi yapılır. Nihayetinde de zaten anlamsız bir hayat için bir anlam arayışına girer Camus gibi dehalar. Ancak aradığını da bulamaz çünkü aradığı, bilim ağalarının yasaklı mahzenlerinde tutsaktır.
Keyif alarak okudum, tavsiye ederim.