Sis Kitap Bilgileri
Yazar: Miguel de Unamuno
Tahmini Okuma Süresi: 6 sa. 48 dk.
Sayfa Sayısı: 240
Basım Tarihi: 2023
İlk Yayın Tarihi: 1914
Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Orijinal Dil: Almanca
ISBN: 9789754589054
Ülke: Türkiye
Dil: Türkçe
Format: Karton kapak
Sis Kitap Tanıtımı
Miguel de Unamuno (1864-1936): Gerek Aşk ve Pedagoji, Sis ve Tula Teyze romanları, gerekse en tanınmışı olan Yaşamın Trajik Duygusu gibi felsefi denemeleri düşünüldüğünde, Unamuno, 20. yüzyıl İspanyol yazınına damgasını vurmuş en önemli modern-klasiklerden biridir. I. Dünya Savaşı'nın başladığı yıl yayımlanan ve yazarın en çarpıcı romanlarından biri sayılan Sis (1914) ise, Unamuno'nun ölümünden 70 yıl sonra nihayet İspanyolca aslından yapılan bir çeviriyle okurla buluşmaktadır.
Yıldız Ersoy Canpolat; 19. ve 20. yüzyıl İspanyol romancılığı üstüne yayımladığı iki telif kitabının ve İspanyol öykücülüğünü örnekleyen kapsamlı bir antolojinin yanı sıra, Cervantes'ten Fuentes'e, Unamuno'dan Paz'a yaptığı çevirilerle de İspanyol ve Latin Amerikan yazınlarını okura ulaştıran en önemli adlardan biridir.
Sis Kitaptan Alıntılar
1. ""Bugün," dedi, "yeni bir yaşama başlıyoruz, Orfeo. Dünyanın daha büyük, havanın daha temiz ve gökyüzünün daha mavi olduğunu duyumsamıyor musun?""
2. "Kendi kendine eğlenmek, acılarını unutmak için kendini roman okumaya veren insanlar vardır..."
3. "İnsan, yaşamayı yaşayarak öğrenir ve herkesin, daima yeni baştan yaşamayı öğrenmeye başlaması gerekir."
4. "Evlenmek çok kolay ama evli olmak o denli kolay değil."
5. "İnsan iyi doğar, doğuşta iyidir; onu toplum kötü yapar, toplum bozar..."
6. "Rastlantı dünyanın gizli ritmidir, rastlantı şiirin ruhudur."
7. "Evlenmek çok kolay; ama evli olmak o denli kolay değil."
8. "En zor ilim, kendini bilmektir."
9. "..çok yolculuk yapan, vardığı yeri arayan değildir, ayrıldığı yerden kaçarcasına çekip gidendir. Yolculuk etmek…"
10. "Rastlantı! Rastlantı dünyanın gizli ritmidir, rastlantı şiirin ruhudur…"
11. "Beşikten çıkıp geliyor keder bize.
Ve beşikten geliyor sevinç de."
12. "Biz insanlar ne büyük acılara, ne büyük mutluluklara dayanıyoruz; çünkü bu acılar ve mutluluklar küçük olaylardan oluşmuş büyük bir sis tabakasına bürünerek geliyorlar. Yaşam bu işte: sis."
13. "Dünya bir kaleydoskop.Mantığı dünyaya insanoğlu koyuyor. En üstün sanat, rastlantı sanatıdır."
14. "Niçin küçültme eki sevgi belirtiyor? soruyordu kendi kendine.” Yoksa aşk, sevilen nesneyi küçümsüyor mu? Ben ezelden mi aşığım? Belki de benim aşkım sevgiliden önce vardı. Dahası, belki yaradılışın sisleri arasından sevgiliyi ortaya koyan ve çekip çıkaran bu aşktır.Peki aşk nedir? Tanımlanan aşk, aşlıktan çıkar…"
15. "Bütün bu günlük ve anlamsız olaylar; vakit geçirdiğimiz, yaşamı uzattığımız bütün bu tatlı söyleşiler dünya tatlısı sıkıntıdan başka nedir ki?"
Sis Kitap İncelemeleri
Kitap Aylak Adam’daki C. gibi aylak aylak gezen Augusto adlı bir dengesizin aşık olma çabasını anlatıyor. Annesini kaybeden Augusto şefkat eksikliğini gidermek için etrafına bakıyor, yolda gördüğü bir kıza aşık olduğuna kendini inandırarak onu elde etmeye çalışıyor. Augusto zengin bir genç. Kızın işsiz ve fakir bir sevgilisi var, kendisinin de borçları var. Ayağına gelen bu kazı yolmadan bırakmıyor tabi ki. Kitabın sonuna kadar Augusto aşk üzerine ve kadınların istekleri üzerine derin derin düşünüp duruyor. Evlilik, aşk, kadınların istekleri, kadınların erkeklerden farkları. Evlenme niyeti olan erkeklerin okuması gereken kitaplardan biri olabilir belki de.
Kitabın sonuna doğru kahramanımız Augusto kitabın yazarı ile konuşmaya başlıyor. Hatta yazar Unamuno’nun rektörü olduğu üniversiteye gidiyor, odasında onunla görüşüyor. Burada da bir ölümlülük kavgası yapıyorlar karşılıklı. İntihar etmek isteyen Augusto edemezsin diyen yazarla atışıyor. Neticede benim anladığım kadarı ile roman kahramanlarının yok olmalarına rağmen ölümsüz yaratıklar olduğu sonucuna varılıyor. Yazar ise tam tersine var olduğu için ölümlüdür.
Sis 2 sene beklettiğim için hayıflanmayacağım bir kitap olmasına rağmen çok sıkıcı, bunaltıcı bir kitap değildi. Tahminimce yazarın aşk konusu etrafında değişik perspektiflerden yazdığı romanlardan bir tanesi. Edebiyat tarihinden de bol bol örnekler vererek çok fazla sıkmadan kendini okutan bir kitap
Yaşam tüm karmaşaları ve paradokslarıyla sisin içinde ilerlemeye benzer. Yaşam özünde karmaşıktır. Yaşamı zenginleştiren şey çelişkiler ve belirsizliklerdir. Gerçekliğin doğasına ilişkin bir arayış, varoluşsal bir kriz. Romanın kahramanı Augusto Perez’in bir aşk hikayesi etrafında tanrıyla, hayatla, insanlarla iletişiminde varoluş ve kimlik arayışı. Bireyselleşme sürecinde parçalanmış kişiliğin bütünleşme çabası.
Kurgu ve gerçeklik arasındaki ilişki. Varoluş kendi rolünü en iyi şekilde oynamaya bağlıdır. Rehber arayışıyla Eugina’ya aşık olduğunu düşünen Augusto, Unamuno’yu ziyaret ederek yazarı kurgunun içine çeker. Böylece kurgu ve gerçeklik arasındaki paradoks yeni bir boyut kazanır. Yazarla ölüm, intihar üzerinde konuşur. Augusto intihar etmek istememektedir, oysa yazar kararını vermiştir. Büyük bir trajedi içerir. Trajedi kendi hayatlarımızda yarattığımız karakterin yazarı olduğumuzu düşünüp aynı zamanda oyuncusu olduğumuzu unuttuğumuzdadır. Bir roman kahramanı yazara ölümün herkesi bulacağını, hiçliğe giden yoldan herkesin geçeceğini hatırlatır. Burada karşımıza ölümsüzlük arzusu çıkar. Ölümsüzlük soyut bir kavram değil ruhun varoluşsal zorunlu bir dürtüsü ve ihtiyacıdır.
Çok severek okudum. Gerçekliği şüphe ettiren, gerçekliğin kurguyla her an iç içe geçebileceğini gösteren, nesnel gerçekliğin belki de kurgu olabileceğini düşündürten bu kitabın daha çok kişiye ulaşması dileğiyle.
İspanya'nın Dostoyevski'si diye lakabının çıkmasını fazlasıyla tabii karşıladığım bu yazarın, okuduğum ilk eseriydi.
İspanyolların eğilimlerini, genel patolojilerini ve değerlendirme biçimlerini o kadar büyüleyici anlatıyor ki Unamuno; akılda en ufak bir sis bulutunun kalmasına mahal tanımıyor. O kadar zarif bir tınısı, özgün bir yapısı var ki eserin; bir anda bitirip kenara kaldırmaya içiniz el vermiyor adeta.
Tamamen bir rastlantı sonucu yolumun kesiştiği bu eserde de denildiği gibi ''nesnelerin gerekliliği sebebinin, tesadüfler bütünün bir elemanı olduğunu kabul etmeli insan''.
Eserin yahut Yazarın eserdeki üslubunun kimyasını tanımlamam gerekirse; bir parça Gogol'ün
''Paltosu'', bir parça Dostoyevski'nin ''İnsancıklar''ı ve ''Yeraltından Notlar''ı ve bir parça da Goethe'nin ''Genç Werther'in acıları''nın heterojen bir biçimde karışıp ortaya keskin bir zekanın mahsulü olduğu belli olan görkemli ve bir o kadar da zarif bir sis yığınının somuttaki iz düşümü olan bu eser ortaya çıkıyor. Benim gözlemimce kapsamlı aroma tarifi budur.
Ayrıyeten Behçet Necatigil'in çevirisinin bu nadide yapıttaki katkısının elzemliğini göz ardı edemeyeceğim. En yakın zamanda Miguel De Unamuno'nun diğer kitaplarının sindirimine ve ardından incelemelerine geçmeyi düşünüyorum.
Her zaman dediğim gibi okuyunuz, okutunuz.
Okuma grubumuzun eylül ayı klasiği Miguel de Unamuno’nun Sis’iydi. Dili sade diyalogların bol olduğu kitabı rahat bir şekilde okuyabildim. Yaşadığı dönem ve ortam düşünüldüğünde oldukça cesur biri olduğunu söyleyebilirim. Hayatına baktığımızda diktatörlerin gölgesinde bir yaşam sürmüş olduğunu görüyoruz. Tabi bu yazdığı kitaba da sirayet etmiş. Miguel de Unamuno 1936 yılında ev hapsinde yaşamını kaybetmiş.
Kitap varlıklı bir aileden gelen Augusto isimli bir adamın hikayesini anlatıyor. Yalnız bir şekilde yaşamını sürdüren Augusto bir gün piyano öğretmeni olan Eugenia ile karşılaştığında aşkı bulduğunu düşünür. O andan itibaren Eugenia’yı elde etmeye uğraşan karakterimiz zaman geçtikçe daha farklı bir şeyin farkına varır. Eugenia’ya duyduğu gerçek aşk mıdır? Yoksa geçici bir sanrı mı? Kitap boyunca bunun cevabı aranırken anlatılan diğer hikayeler ve yaşamdan kesitler güzel bir etki bırakıyor.
Augusto Eugenia’da aşkı, Rosario karakterinde sevgiyi, Ludovina’da anaçlığı ve köpeği Orfeo’da sadakati bulur. Birini elde etmek için diğerlerini kaybetmeyi göze alamaz. Girdiği bu bunalım onu çok tuhaf bir duruma sürükler. Kitabın sonunda Augusto bizzat yazar Miguel ile yüzleşir. Ayrıca Orfeo’nun iç sesini okuduğumuz bölümde çok güzeldi.
Okumanın kolay ve keyifli olduğu bu kitaba yorum yazmak oldukça zor. Yayınevi olarak İş Kültür’ü tercih ettim ve isabetli bir tercih olduğunu, diğer yayınevlerinden okuyan gruptaki arkadaşların yorumlarından anladım.
İspanyol yazar Miguel de Unamuno, ülkesinin siyasetinde rol oynayan ve toplum tarafından saygı duyulan birisidir. Olaylara karşı sessiz kalmanın o olayları onaylamak ile aynı anlama geldiğini savunan ve bu düşüncesiyle İspanya’nın iyiliği için yaptığı açıklamalar sonucu zamanın rejimi tarafından (toplumun tepkisinden de korkularak) ev hapsine çarptırılmıştır. Kısa bir süre sonra ise gizemli bir şekilde evinde ölü bulunmuştur. Eserlerinde genellikle varoluşçuluk konusunu işlemiştir.
Yazarımızın ‘nivola’ olarak adlandırdığı türdeki kitabımız hali vakti yerinde, eli yüzü düzgün olan ana karakterimiz Augusto Perez’in sokakta gördüğü bir kıza aşık olduktan sonra aşk hayatında yaşadığı gelişmelerin güçlendirdiği belirsizlik duygusunun sise benzetilerek ele alınmasıyla oluşuyor. Olaylar ve psikolojik yaklaşımlarla başlayan nivolamız gitgide felsefi diyaloglara dönüşmeye başlıyor. Yazar varoluş felsefesi sorgulamasını dördüncü duvarı yıkıp ana karakter ile tartıştıktan sonra ön söz ve son sözü de kitaptaki yan karakterlere yazdırarak sorgunun sınırlarını zorluyor.
Çevremizdeki insanların fikirlerine fazla kulak asarak ve yeri geldiğinde kendimizi onlara kanıtlamaya çalışarak düştüğümüz durumu bir kez daha görüyoruz kitapta. Karakterimizin evlilik hakkında yaşadığı sıkıntılarla doğru orantılı bir şekilde çevresinde konuştuğu her konunun evliliğe gelmesinin bunaltıcılığını da güçlü bir şekilde hissediyoruz.
Eğer psikoloji ve felsefe kitapları okumayı, varoluşunuzu sorgulamayı seviyorsanız kesinlikle sizlere önerdiğim bir kitap.
İncelememi okuduğunuz için teşekkür eder ve iyi okumalar dilerim.