On Dakika Otuz Sekiz Saniye Kitap Bilgileri
Yazar: Elif Şafak
Tahmini Okuma Süresi: 11 sa. 6 dk.
Sayfa Sayısı: 392
Basım Tarihi: 29 Mayıs 2019
İlk Yayın Tarihi: 29 Mayıs 2019
Yayınevi: Doğan Kitap
Orijinal Dil: Türkçe
ISBN: 9786050963090
Ülke: Türkiye
Dil: Türkçe
Format: Karton kapak
On Dakika Otuz Sekiz Saniye Kitap Tanıtımı
Adı Leyla’ydı. İstanbul’un en eski genelevlerini barındıran o meşum sokakta yer alan gülkurusu renkli evde bilinen adıyla Tekila Leyla. Öyle derdi ona arkadaşları, ahbapları ve müşterileri. Öyle derdi ona beş kadim dostu. Hiç istemezdi Leyla kendisinden geçmiş zaman diliminde söz edilmesini. Ama işte kalbi daha az evvel susmuş, soluk alış verişi ise hepten kesilmişti. Şehrin kenarlarında bir çöp kutusuna bırakılmıştı cansız bedeni. Gene de henüz durmamıştı beyni. Çalışıyordu hâlâ. Tastamam on dakika otuz sekiz saniye boyunca…
On Dakika Otuz Sekiz Saniye Kitaptan Alıntılar
1. ""Bazen en alışkın hissetiğin yer,
aslında en az ait olduğun yerdir.""
2. "Bazen en alışkın hissettiğin yer aslında en az ait olduğun yerdir."
3. "Birilerine inanmaya, içini açmaya o kadar ihtiyacı vardı ki."
4. "Bazen en alışkın hissettiğin yer aslında en az ait olduğun yerdir."
5. ""Yas dediğin bir kırlangıç" dedi yaşlı adam. "Bir gün bir uyanırsınız ki yok. Gitmiş sanırsınız ama meğersem başka bir yere göç etmiş, tüylerini ısıtmaya. Er ya da geç geri gelir, gene konar kalbinizin üstüne.""
6. "Kadın kadının kurdu olduğu müddetçe iflah olmayız."
7. "-"Ve dedi ki: Bazen en alışkın hissettiğin yer aslında en az ait olduğun yerdir"-"
8. "Böyledir işte ezelden beri. Aşık olmayagörsün insan, atağa kalkar her zaman. Eskisi gibi olamaz artık hiçbir şey, başlar dünya daha hızlı dönmeye."
9. "''Bazen en alışık hissettiğin yer aslında en az ait olduğun yerdir.''"
10. "Hayatın bizle ya da bizsiz ertesi sabah aynı şekilde devam edeceğini kavramak. En korkutucu olan bu değil miydi?"
11. ""Emin misin? Birine inanmak ciddi bir meseledir. Öylesine söylenmez. Eğer gerçekten inanıyorsan, inandığın kişiyi her durumda desteklemen gerekir. Başkaları hakkında feci şeyler söylese bile. Bunu yapabilir misin?""
12. "'' Bir erkek nasıl olur da kaybederdi sevdiği tek kadını kendi korkaklıkları yüzünden? ''"
13. "''Güvenli de olsa, insan bir yere ait değilse eninde sonunda terk etmeli orayı.''"
14. "''Eğer birinin gerçek arkadaşı olduğunu söylersen günü gelir sadakatin sınanır.''"
15. "''Kelimelerle arası hiçbir zaman iyi olmamıştı, duygularını ifade etmekte de hiçbir zaman iyi değildi. Sevdiklerinden onun suskunluklarını okuyabilmelerini beklemişti hep.''"
On Dakika Otuz Sekiz Saniye Kitap İncelemeleri
Elif Şafak’ın bu kitabını okuduktan sonra uzun bir süre kurgu roman okuyamayacağım sanırım. Kitabı sevmediğimden değil, konusu ağır geldiğinden… Öyle bir kitap yazmış ki ruhumu da, beynimi de yordu açıkçası.
Romanda Tekila Leyla lakaplı bir hayat kadınının kendini yol kenarına atılmış bir halde ölü bulması ile başlıyor ve Leyla kalbi durmasına rağmen zihninin çalışmaya devam ettiği on dakika otuz sekiz saniye boyunca hayatını bizlere şerit şerit anlatıyor. Tabi ki Leyla’nın doğduğu evden başlıyoruz olay örgüsüne. Eminim kitabı okurken en çok ama en çok odaklanacağınız dönemler Leyla’nın çocukluk ve ergenlik dönemi olacaktır. Van’da dünyaya gelen Leyla’nın babası ne istediğini ve neye inandığını bilmeyen, hem din hem de alkol düşkünü birisidir. Ensest ilişkilere göz yumulan bir ortamda büyütülen çocukların, gelecekteki eş, meslek, cinsiyet, din gibi seçimlerinin nasıl şekillendiğinı net anlatıyor kitap.
Fakat kitapta her ne kadar farklı kültür, etnik köken, din ve siyasi görüş ayrılıkları olsa da, bu ayrılıkların insanı nasıl birleştirdiğini, önemli olanın kan değil can bağı olduğunu çok sıcak ve naif karakterlerle birlikte örneklendirmiş Elif Şafak. Leyla’nın ‘beş kadim dostu’ bu cümlemi en iyi ifade eden kısmıdır kitapta. Ben çok beğendim, bence Türkiye’deki her yetişkinin okuması gereken kitaplardan biri. Okuyacak olanlara keyifli okumalar dilerim şimdiden.
#kitapyorumu || On Dakika Otuz Sekiz Saniye
️6/10
Üzülerek söylüyorum ki ısınamadığım, bütünleşemediğim bir kitap oldu. Nedenine geçmeden konusundan kısaca bahsetmek istiyorum.
Leyla, bir cinayete kurban gider ve ceseti İstanbul sokaklarında bir çöp konteynerine atılır. Bedenen ölen Leyla'nın beyni on dakika otuz sekiz saniye daha yaşayacaktır. Bu esnada Leyla'nın hayatı bir film şeridi olarak gözünün önünden geçer.
Van'da doğup büyüyen Leyla, çocukluk yıllarından itibaren çok zorlu bir hayat sürer. Amcası tarafından tecavüze uğrar ve ailesinden bu konuda destek göremez. Yıllar sonra cesaretini toplar ve İstanbul'a kaçar. Yaşadığı birkaç kötü olayla beraber kendini genelevde çalışıyorken bulur ve yıllarca da çıkamaz bu bataklıktan. Yıllar içinde Leyla'nın beş kadim dostu olur ve bunların hepsinin ayrı ayrı hikayesi vardır.
Konusu çok özetle bu şekilde. Şimdi gelelim neden sevemediğime. Öncelikle beni çok rahatsız eden birşeyi paylaşmak istiyorum sizinle. Elif Şafak kitaplarını artık İngilizce yazıyor. Kitabı elime aldığımda bir çevirmen ismi görmek beni üzdü.
Anlatımı çok sade. Rahatsız edici şekilde yüzeysel. Elif Şafak'tan birçok kitap okumuş biri olarak söylüyorum ki gereksiz ayrıntılarla boğuldum. Özellikle mezar kısmı. Olaylar hep beklediğiniz şekilde gelişiyor ve bu sıradanlık beni biraz yordu. Türkiye'nin gerçekleri diye popüler yazarların birbirlerini kopyalamasından hoşlanmıyorum artık. Ama siz okuyup yine kendiniz karar verin derim. Beni çok hayal kırıklığına uğrattı.
Son zamanlarda sürekli merkezinde bulunduğu tartışmalarla ve çıkardığı yeni kitabıyla gündemde olan Elif Şafak’ın okuduğum en iyi kitabı oldu “On Dakika Otuz Sekiz Saniye.” Ve tek kelimeyle mükemmel buldum kitabı, çok etkilendim. ‘Akıl’, ‘Beden’ ve ‘Ruh’ olarak 3 bölüme ayırdığı kitabında ‘Tekila Leyla’ lakaplı bir hayat kadınının öldükten sonra geçen 10 dakika 38 saniyede hatırladığı kokular, tatlar, olaylar ve kişiler eşliğinde hikayesini okuyoruz. Bir yandan da biri trans birey, biri aşiretten kaçmış bir şarkıcı, biri Arap sığınmacı, biri Afrika’dan yolu Türkiye’ye düşmüş bir kadın ve biri de çocukluk arkadaşı olmak üzere beş kadim dostunun ve komünizm hayali kurarken aşık olup onu genelevden kurtaran eşinin hikayelerine dokunuyoruz. Tüm bunlar olurken de kozmopolit İstanbul’un gerçekçi ve maalesef can yakan bir resmi de çiziliyor gözlerimizin önünde. Ötekileştirilmiş ve dışlanmış bu karakterlerin hikayelerini okurken aslında ne kadar da farksız olduğumuzu bir iğne batırır gibi hissettiriyor yazar. 1960’lardan başlayıp 1990’a kadar geçen süreçteki ülkemizin önemli siyasi olayları da bir köşesinden ve can alıcı şekilde beliriyor hikaye boyunca. Farklılıklara alerjisi olan ve hayata bağnazca yaklaşan kişilere tedavi olarak bile okutulabilecek bir eser çıkmış ortaya. Bu incelemede tavsiye hakimdir. Duyurulur:)
Elif Şafak’ı eleştirilenin aksine her zaman sevmişimdir.
Çünkü yazdıklarını doğru ve samimi buluyorum.
Bana göre tam bir “Doğrucu Davut”.
Bu yüzden de bazı konularda hiç sevilmiyor, doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar misali.
Neyse...
Kitabına gelecek olursam; en sevmediğim kitabı oldu ama konu ve içerik açısından değil.
Konusu muhteşem. Kimsenin kolay kolay yazmaya cesaret edemeyeceği hayatları ve insanları konu ediniyor.
5 arkadaş.
Travestiler, hayat kadınları, toplumdan dışlanmışlar, aileleri ve çevreleri tarafından reddedilmişler...
Her türlü çaresizliğe ve acıya gark olmuş insanların hüzünlü hikayeleri.
Deyim yerindeyse böyle hayatları olan insanların yollarının kesişim kümelerinin zamanla genişleyip birbirlerinin nasıl aileleri olduğunun içli hikayelerini okuyoruz bu kitapta.
Yazarın tabiriyle kan bağı değil“su bağı”.
Tekila Leyla’nın hayatını konu alan ama kıyıdan köşeden diğer kişileri de anlatan bir roman bu.
Elif Şafak dışlanmış, ötelenmiş ve örselenmiş insanları anlatmayı seviyor.
Ahlak konusundaki fikirleri de çok hoş.
Asıl ahlaksızlığın ne olduğu konusunda hiç çekinmeden romanlarında bunu yazıyor.
Fakat bu kitapta eksik olan bunlar değil.
Dil, konu, üslup, tasvir ve tahlil yine harika ama bir şeyleri havada bırakmış.
Bu yazarın tarzı olan bir şey değildi.
Beni sorularla boğuşturdu.
Kitabın sonunda cevap bulabileceğimi umarak okumaya devam ettim ama yarım kaldı.Belki de bilerek yaptı. Cevaplamaktan çok bizim sormayı öğrenmemizi istemiş de olabilir.
Konumuz sorulara cevap bulmak değildir, belki de bu dünya üzerinde olanları bir nebze sorgulamamızı istemiştir.
Kitabin ismini görünce, yazarin paula Cohelho'nun "11 dakika" isimli romanindan etkilenmiş olabileceği geldi aklima...
Elif Şafak, her zaman, toplum içinde yaşanan ya da yaşanabilecek olaylari, cesurca, biraz da fütursuca kaleme almiştir.Romanlarinin, ana karakterlerini oluşturan kişilerin duygusal dünyalarini yazmakla birlikte, çevresinde gelisebilecek olaylari da bir yelpaze şeklinde genisletir.Bazen, ana karakterden uzaklasmiş, bir dostunun ya da binanin postacisinin hayatini okuyor olarak bulabilirsiniz kendinizi.
Yazar, ana karakterlerin dusunda, yardimci karakterlerinde duygusal dunyalarini, korkularini, sevinclerini, hezeyanlarini başariyla anlatir.
Bu kitap, kücuk yaşta amcasinin tecavuzlerine uğrayip, Istanbul'a kaçan Leyla'nin hikayesidir.
Doguda ki örf ve adetlerin, kizlara bakiş acisini da kaleme almistir yazar.Tore,Leyla'yi yargilamiş, erkeği hakli göstermiştir. Töre, Leyla'nin kaderini belirlemiştir.
Yazar, kitap da, dönemin toplumsal ve ekonomik olaylarindan da bahseder.
Boğaziçi köprusunun yapilmasi, 6.filonun Istanbul'a gelmesi ve akabinde gelisén olaylar vb...
Yazar, dostluktan da bahseder.
Leyla'nin ölümunden sonra yakin arkadaslarin üzuntuleri, hisleri okuyucuyu etkiler.
Elif Safak severler için okunmasi gereken bir kitap.
Iyi okumalar.