Tüm kitapları ücretsiz okuyabilir veya indirebilirsiniz! Ayrıca son kitabımız İlahi Rezonans artık raflarda! İncelemek için:

Murat Uyurkulak Alıntıları & En Çok Okunan Sözleri

Murat Uyurkulak En Beğenilen Sözleri



1. "Okumaya başladım ve kayboldum."


- Bazuka



2. "Çünkü benim aklım yol kuşlarının tüneyip sessiz sedasız terk ettikleri bir harabedir."


- Tol



3. "Şeytan bir kez olsun benden uzak durmalıydı, bu kadarı da biraz yavşaklık oluyordu."


- Tol



4. "Hep yarım kaldım..."


- Tol



5. "Elimi beynime daldırmak, oraya yapışmış milyonlarca görüntüyü, sesi, kelimeyi söküp atmak istiyordum."


- Tol



6. "Okumaya başladım ve kayboldum."


- Bazuka



7. "Ruhuma bir hayat yakıştıramadım."


- Tol



8. "... aklımın kalan son kırıntılarını da kaybettim."


- Tol



9. "Gençlik tuhaf bir tutulma hali, her an her şeyin olabildiği yarı sarhoş bir tekinsizlik hali…"


- Hoca, Baba, Amca, Ben



10. "Hayatı ne zamandan beri bu kadar sever oldun?"


- Hoca, Baba, Amca, Ben



11. "Ama kimseyle konuşmuyor. Tek yaptığı kitap okumak."


- Tol



12. "Her yaşın kendine göre bir güzelliği yoktu. Emin olduğun, farkında olduğun hiçbir yaşın güzelliği yoktu. Yaş öyle bir şey olacaktı ki, sen bilmeyecektin. Sana yaşını sorduklarında şaşıracaktın, şöyle bir durup hesaplamak zorunda kalacaktın. Yaş günü hediyesi verenlere ajan provokatör gözüyle bakacaktın. “Benim yıllarımı paketlemeyin ulaan, bırakın dağınık kalsın!” diye bağıracaktın."


- Tol



13. "Her tür acının hem başlangıcı hem bitişi aşktan değil midir zaten?"


- Bazuka



14. ""Abi ben de emir kuluyum..."
Belli ki kulu Allah'tan, emri vahiyden daha mühim sayıyordu bizim millet."


- Bazuka



15. ""Yok... Beni alakadar etmez zaten."(…)
"Nasıl etmez?"
"Yani... Onun hayatı... Karışamam."
Gülüyor:
"Geçeceksin sen onu... Onun hayatı dersiniz, karışamam dersiniz, sonra ilk alengirli vaziyette ortalığı birbirine katarsınız... İt uğursuz olanınız tokadı indirir, küfrü basar... Entel olanınız içkiye vurur, ağlamalar, sızlamalar...""


- Hoca, Baba, Amca, Ben



16. "Bana ne düşündüğümü sorduklarında, O'nu diyordum. Ve eklemek istiyordum- O kadar dev, yılmaz yıkılmaz bir O'ydu ki o, bir zamanlar, sanırım, bana ben kadar yakındı."


- Tol



17. "Zihnim televizyon misali kapandı.
" Çıt " diye."


- Tol



18. "Görüyorsunuz de mi? İçki içmek için on sekizinden büyük olacaksın, ama üç kuruşa on sekiz saat komilik yapmaya gelince yaşı yok..."


- Hoca, Baba, Amca, Ben



19. "Tek ülkede sosyalizm olabilirmi sorusuna cevap aradılar.Kominist hoca olamayacağını, Kemalist babam olabileceğini, anarşist amcam ise doğaya dönmek gerektiğini savunuyordu."


- Hoca, Baba, Amca, Ben



20. "Yalan, bütün âlem yalan, benim
âlemim hepten yalan!"


- Har



21. "Her şeyi anladım, hiçbir şeyi anlamadım."


- Tol



22. "Hep yarım kaldım, hiç tam doymadım, tam bağırmadım, tam dokunmadım."


- Tol



23. "Düşünmek düşünmek düşünmek, düşündükçe anlamak istiyordu:
Köyün kırlıklarında niye güzel kokulu lezzetli otlar yetiştiğini, o otları toplamaya neden anne-babaların değil de küçük kızların gönderildiğini anlamak istiyordu.
Ot toplayan küçük kızların neden otların yanında açan rengarenk çiçeklere dalıp gittiğini, otların yanında biten rengarenk çiçeklere dalıp giden küçük kızların yanında neden kocaman adamların bittiğini... Küçük kızların elinden tutan büyük adamların gözlerinin neden kuytu yerler arandığını, o otların bol bulunduğu kırlıklarda neden kutu yerlerin de bol bulunduğunu... O kuytu yerlerde gizli toz toprağın küçük kızların giysilerini nasıl olup da kirlettiğini, kirli giysilerin sıyrılıp hoyratça açılan bacakların arasında nasıl öylesine kıyıcı bir acının hissedilebildiğini..."


- Bazuka



24. "Ben şimdi nereye gideyim?
Surlara çık dolaş dedi.
Ama dedim, ben topalım.
Olsun dedi, zaten surlar da yıkık."


- Tol



25. "Kimi insan faşizme benzer; karşılık bulamayınca öldürür sevdiğini

Kimi insan kapitalizme benzer; yalanlar üzerine kurar bütün ilişkiyi

Kimi insan ise devrime benzer; kavuşmak bir ihtimaldir ve çok güzeldir."


- Tol



26. "“Bir kez sana bulanırsam ölürüm..”"


- Tol



27. "Okumaya başladım ve kayboldum."


- Bazuka



28. "İnsan çocukken bir büyük saadet ülkesinde yaşıyor, sağa sola şuursuzca koşturup neşeyle kişniyor. Sonra büyüyor, büyüdükçe salaklaşıyor, salaklaştıkça unutuyor o mesut diyarı, bir nevi ölüyor. Çocuklukla yaşlılık arasındaki dönem araf misali; kitabesi ağır mesailerle, küçük hesaplarla, keşif mutsuzluklarla yazılan bir mezartaşının gölgesinde azap gibi boktan hayatlar. Yetişkinler zombilere benziyor."


- Bazuka



29. "Elimi beynime daldırmak, oraya yapışmış milyonlarca görüntüyü, sesi, kelimeyi söküp atmak istiyordum."


- Tol



30. "Hakikat fena öksürtüyor."


- Har



31. "Devrim, vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi."


- Tol



32. "Fırın demek, muhitin yediden yetmişe tüm fertlerinin mutlaka kapısından girdiği bir tür mabet demektir. Türkiye'de insanların ekmekle doyar."


- Bazuka



33. "“Hep yarım kaldım, hiç tam doymadım, tam bağırmadım, tam dokunmadım. Bıçak ruhumda dehşet bir fısıltı gibi ilerledi ve ben tam ortamdan yarıldım. Ruhuma bir hayat yakıştıramadım.”"


- Tol



34. "Dünyada varoluşumun bu kadar sorunlu olacağını hiç tahmin etmezdim. Yirmi yaşında, kalıbı, rotası, adı gayet belli bir hayata yazılıydım. Otuz yaşına geldiğimdeyse, bin kapıdan kışlanmış bir tavuk kadar şaşkındım. Ne bir rotam, ne kalıbım, ne de adım kalmıştı artık. Bildiğim, öğrendiğim hiçbir şeyden emin değildim. Ağzımı araladığımda, dudaklarım yuvarlaklaşıp bir balık misali ağır ağır açılıp kapanıyor, beynimde cümle fikrimi felç eden sıcak, koyu sıvılar dolaşıyordu. Oysa yaşlandıkça, en azından birkaç şeyden emin olması gerekmez miydi insanın?"


- Tol



35. "Yakalanmıştım, yaşamayı denerken yakalanmıştım."


- Tol



36. "..iyi edebiyatçıların değeri er geç bilinir, bunun böyle olacağını da her iyi edebiyatçı bilir.""


- Bazuka



37. "Öyle kötü bir duygu ki, geç kalmışlık, eksiklik..."


- Tol



38. "Hakikaten iyilik diye bir şey olsaydı, adı iyilik olmazdı... İyilik diye bir kelimeye gerek kalmazdı... İnsanın tabiatına gömülü olurdu, otomatik yapılırdı..."


- Merhume



39. ""....Doğarız, büyürüz ve ölürüz. Ölüm döşeğinde, son nefesimizi verirken, yaşadığımız hayatın beyhude olmadığını, derin bir gayesi bulunduğunu cümle aleme haykırmak arzusuyla yanıp tutuşturuz....""


- Merhume



40. "Çünkü benim aklım yol kuşlarının tüneyip sessiz sedasız terk ettikleri bir harabedir."


- Tol



41. "Horlananları, dışlananları, kenardakileri sevmezsek şanımız kalmaz, tadımız hiç olmaz."


- Tol



42. ""Sabit canın muhtevasında ikilik olmaz, vücut yektir, ruh dediğinse o yandan bu yana gezinebilir. Vaktiyle derlerdi ki, kalın avazlı kavi avuçlu kallavi kalıplı hatun, ince dilli kıvrak belli oynak heriften evladır.....""


- Merhume



43. "Bu alemde hiçbir mahluk yoktan var, vardan yok olmayacağı gibi, bir kez zikredilmeye başlanan hiçbir hikaye de yarım kalmayacaktır. Her hikaye kendine elbet bir nihayet bulacaktır..."


- Merhume



44. "Yaz, ama büyük harfle başlama.
Kelimenin çağırdığı kibirden sakın."


- Har



45. "Bildiğim, öğrendiğim hiçbir şeyden emin değildim."


- Tol



46. "" Okumak mağlupların işidir, hem de derin bir yalnızlık hissinin sebebi olup çıkmıştır ... Okuduğunuz onca kitabı, hayatınızı yatırdığınız o zorlu ve hassas meşgaleyi mezara götüreceğinizden korkmaya başlarsınız... Ve siz de bilirsiniz ki yalnız ölmek zordur, arkanızda mutlaka birkaç müttefik, birkaç şahit bırakmak istersiniz ... ""


- Bazuka



47. "Dünyada varoluşumun bu kadar sorunlu olacağını hiç tahmin etmezdim."


- Tol



48. "" Kendimi şanslı sayıyordum, rüyadan erken uyanmıştım çünkü. Hayatın derinliğinin olmadığını, kitapların yalan, şairlerin palavracı olduğunu, dünya denen diyarın ayıklık, uyanıklık, hesap kitap gerektirdiğini gecikmesiz anlamıştım. ""


- Delibo



49. "Fazla rüya zararlıydı, dünyayı yaşanmaz, hayatı çekilmez, ruhu dirilmez kılardı."


- Merhume



50. "Senin sorunun ne biliyor musun? Senin sorunun küfür etmemen. Küfrü unutmuşsun asıl sen. Her şeyi, cümle kitapları yaladın yuttun, ama ağzından tek bir küfür bile çıkmıyor hâlâ. Küfür çalıştıracağım sana."


- Tol



51. "İnsanın hayatını yirmi otuz yıl değiştirmiyor, ama yirmi otuz saniye değiştiriyor."


- Tol



52. "Yalan söylemeyen şiir yoktur."


- Delibo



53. "Ruhuma bir hayat yakıştıramadım."


- Tol



54. "Korkuyorsun, korktukça da hava atıyorsun..."


- Hoca, Baba, Amca, Ben



55. "Ruhuma bir hayat yakıştıramadım.."


- Tol



56. "" Kendimi şanslı sayıyordum, rüyadan erken uyanmıştım çünkü. Hayatın derinliğinin olmadığını, kitapların yalan, şairlerin palavracı olduğunu, dünya denen diyarın ayıklık, uyanıklık, hesap kitap gerektirdiğini gecikmesiz anlamıştım. ""


- Delibo



57. "Fazla rüya zararlıydı, dünyayı yaşanmaz, hayatı çekilmez, ruhu dirilmez kılardı."


- Merhume



58. "Senin sorunun ne biliyor musun? Senin sorunun küfür etmemen. Küfrü unutmuşsun asıl sen. Her şeyi, cümle kitapları yaladın yuttun, ama ağzından tek bir küfür bile çıkmıyor hâlâ. Küfür çalıştıracağım sana."


- Tol



59. "İnsanın hayatını yirmi otuz yıl değiştirmiyor, ama yirmi otuz saniye değiştiriyor."


- Tol



60. "Yalan söylemeyen şiir yoktur."


- Delibo



61. "Korkuyorsun, korktukça da hava atıyorsun..."


- Hoca, Baba, Amca, Ben



62. "Ruhuma bir hayat yakıştıramadım."


- Tol



63. "Ruhuma bir hayat yakıştıramadım.."


- Tol



64. "Okumak hem bir hayat başarısızlığının, -ki unutmayın okumak mağlupların işidir, hem de derin bir yalnızlık hissinin sebebi olup çıkmıştır. Okuduğunuz onca kitabı, hayatınızı yatırdığınız o zorlu ve hassas meşgaleyi mezara götüreceğinizden korkmaya başlarsınız...Ve siz de bilirsiniz ki yalnız ölmek zordur, arkanızda mutlaka bir kaç müttefik, birkaç şahit bırakmak istersiniz."


- Bazuka



65. "Durmadan ne düşündüğümü soruyorlardı bana. Birilerini, bir şeyleri, bir yerleri diyordum, ama yetinmiyorlardı. Aç köpekler gibi soruyorlardı: Kimi, neyi, nereyi?"


- Tol



66. "Taksi gazladı, üstüne üstlük dönüp arka pencereden baktı bana, güldü, ama ne güldü Yarabbi! Şimdi, şu an Bornova'ya dev bir göktaşı düşecekti, emindim bundan. Düşmedi."


- Delibo



67. ""Elimi beynime daldırmak, oraya yapışmış
milyonlarca görüntüyü, sesi, kelimeyi söküp atmak istiyordum.""


- Tol



68. "Kendimi şanslı sayıyordum, rüyadan erken uyanmıştım çünkü. Hayatın derinliğinin olmadığını, kitapların yalan, şairlerin palavracı olduğunu, dünya denen diyarın ayıklık, uyanıklık, hesap kitap gerektirdiğini gecikmesiz anlamıştım."


- Delibo



69. "İnsan çocukken bir büyük saadet ülkesinde yaşıyor, sağa sola şuursuzca koşturup kişniyor. Sonra büyüyor, büyüdükçe salaklaşıyor, salaklaştıkça unutuyor o mesut diyarı, bir nevi ölüyor."


- Bazuka



70. ".... bir korku sokuldu kalbime, ömür dediğin nasıl da sıradan bir azap Yarabbi !"


- Merhume



71. "İçimden atamadığım bir yumru, bir ateş, bir lanet var sanki."


- Tol



72. "Okumaya başladım ve kayboldum."


- Bazuka



73. "Ki unutmayın okumak mağlupların işidir."


- Bazuka



74. "Hep yarım kaldım, hiç tam doymadım, tam bağırmadım, tam dokunmadım."


- Tol



75. "Aşk iki kişilik yalnızlıktır diye boşuna dememişler..."


- Bazuka



76. ""Sadece zenginler ve zalimler itirafa mecburdur, sefilin ve mazlumun itiraf edecek hiçbir şeyi yoktur, zavallılar itiraftan muaftır, hatta iftira onlara haktır.""


- Merhume



77. "Hep yarım kaldım, hiç tam doymadım, tam bağırmadım, tam dokunmadım. Bıçak ruhumda dehşet bir fısıltı gibi ilerledi ve ben tam ortamdan yarıldım. Ruhuma bir hayat yakıştıramadım."


- Tol



78. "Acı ve öfke değil, ama sıkıntı öldürüyor."


- Tol



79. ""Bizimkinin pek yoktu öyle yukarıyla alakası..."
"Olsun, yukardakinin kimi tuttuğunu kimse bilemez...""


- Har



80. "Her yaşın kendine göre bir güzelliği yoktu. Emin olduğun, farkında olduğun hiçbir yaşın güzelliği yoktu."


- Tol



81. ""İnsanın hayatını yirmi otuz yıl değiştirmiyor, ama yirmi otuz saniye değiştiriyor.""


- Tol



82. "Dar mekânda savaşılmaz, diyor, savaşta da beyne ihtiyaç olmaz.
İçini çekip kederle gülüyor sonra, utku gösterip, hakikat orada, diyor, yolu da sen biliyorsun.
Diyorum ki, firariyim ben, hakikat de yollar da bana bela.
Sen seçildin, diyor, kaçak değilsin artık, uğradın ilahi affa.
Diyorum ki, allameyi cihan olsan affetmez ordu.
Orduyu unut, diyor, unut savaşı da.
Siktir lan, diyorum, sen unut sıkıysa."


- Har



83. "“Her şeyi hatırlıyorduk, hepsini unutmuştuk.”"


- Delibo



84. "Dünyada varoluşumun bu kadar sorunlu olacağını hiç tahmin etmezdim."


- Tol



85. "İnsanın kelimeleri örse yatırıp hakikati yamultma becerisine hayran olmamak elde değildi."


- Har



86. "En ufak bir umudumuz yok. Çok gereksiz cümle, elbet en ufak bir umudumuz yok. Umursadığımız tek bir şey yok. Bir gıdım ilgi ifadesi bulunamaz gözlerimizde, yok."


- Tol



87. "Devrim,vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi."


- Tol



88. "Zamanın latif bir rüzgâr, hakikatin nazif bir yaprak olduğunu idrak ettiyseniz, hem vakit çabuk geçerdi hem de anlattığınız hikâye güzel olurdu."


- Har



89. "Devrim, vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi."


- Tol



90. "İnsan çocukken bir büyük saadet ülkesinde yaşıyor, sağa sola şu­ursuzca koşturup neşeyle kişniyor. Sonra büyüyor, büyüdükçe sa­laklaşıyor, salaklaştıkça unutuyor o mesut diyarı, bir nevi ölüyor."


- Bazuka



91. "Lan biz bu hale nasıl geldik lan? Onca sene boşa mı anlattık lan, medeniyet, bilim, insanlık diye..."


- Hoca, Baba, Amca, Ben



92. "Zaten neyim var ki kaybedecek, doğru öfkelere yanlış kelimelerden, küflü akşamlarda biriktirilmiş tiyatro biletlerinden başka, başka."


- Tol



93. "...okumak mağlupların işi."


- Har



94. "Başka türlü işleyen hayata heves etsen ne fayda, bilmiyordun ki kuralları, kimse öğretmemişti sana. Üstelik dahil olmaya çalıştıkça daha da dışına düşüyordun o hayatın."


- Delibo



95. "Rüzgârının hepsini kaybetmez ya insan, rüzgârının hepsini çalamaz ya kimse bir insanın. Ne zaman uğuldayacaksın sen?"


- Tol



96. ""Seni böyle seviyorum" diyenlerden kork.
"Öyle"nden tiksinmektedir zira."


- Har



97. "Bankaların kasaları tıka basa doluyken, kuyumcu vitrinleri sarı sarı parlarken, cüzdanı kalın puştlar kasıla kasıla turlarken caddeler, açlıktan karnın gurulduyorsa eşeğin s*kinden başka bir şey değildin. Sana zulüm de müstehaktı, ölüm de."


- Delibo



98. "Fiziki haritayı daha çok severdim, dünya bir bütün olurdu çünkü o zaman, sınırlar kaybolurdu ve benim için bütün o kesik çizgilerle birbirinden ayrılmış ülkeler varılabilir, görülebilir birer coğrafya haline gelirdi..."


- Tol



99. "Hep yarım kaldım, hiç tam doymadım, tam bağırmadım, tam dokunmadım."


- Tol



100. "“Testlere boğdum kendimi, dört şıkkın arasında kayboldum.”"


- Delibo



101. "Bir zamanlar asra manşettim! şimdi 10-puntoyum"


- Tol



102. "Hep yarım kaldım, hiç tam doymadım, tam bağırmadım, tam dokunmadım."


- Tol



103. "''Ama olmaz ki... Sen güzel anlatacaksın ki ben de güzel yazayım...
- Acıyı anlatmak kolay mı sanıyosun abi?"


- Har



104. "Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez...
William Shakespeare, Can Yücel"


- Bazuka



105. "Hep yarım kaldım, hiç tam doymadım, tam bağırmadım, tam dokunmadım."


- Tol



106. "Film mi iyidir, kitap mı? diye soruyor
On üç günün birinde. Boş ver filmi, diyorum, kitap iyidir, tuğla gibi olmadıkça. Herkes kitap okuyabilir mi, diye devam ediyor. Ulu Önder sağolsun, yüzdedoksan, diyorum."


- Har



107. "Öyle çok okumuş, öyle çok öğrenmiş, düşünmüş ki, fazla gelmiş, hepsini bir anda unutuvermiş."


- Tol



108. "“Ruhuma bir hayat yakıştıramadım.”"


- Tol



109. "Ben, ben olmak çabasında yeterince ben olamadım. Ben oysa, bir zamanlar fazlasıyla gençtim."


- Tol



110. "Sığınak yok artık, barınak cehennem, evler mezbaha."


- Har



111. "Öyle çok okumuş, öyle çok öğrenmiş, düşünmüş ki, fazla gelmiş, hepsini bir anda unutuvermiş."


- Tol



112. "“Ruhuma bir hayat yakıştıramadım.”"


- Tol



113. "Sığınak yok artık, barınak cehennem, evler mezbaha."


- Har



114. "Herifler vatan millet ayağına memleketi yediler bitirdiler, senin güzel memur baban rüşvettir diye bir torba soğanı eve sokmadı."


- Tol



115. ""Susun, sessizlik babasının evindeymiş gibi dolaşsın dursun.""


- Delibo



116. "...iyiliğin zindanından kurtulamıyordu bir türlü..."


- Delibo



117. ""Edebiyat yapmayın lan, sadede gelin artık... Anlatın, nasıl öldünüz?""


- Har



118. "İnsanın ruhuna erişeceksen, deliğinden değil yarasından gireceksin."


- Har



119. "Hep yarım kaldım, hiç tam doymadım, tam bağırmadım, tam dokunmadım. Bıçak ruhumda dehşet bir fısıltı gibi ilerledi ve ben tam ortamdan yarıldım."


- Tol



120. "Her tür acının hem başlangıcı hem bitişi aşktan değil midir zaten?"


- Bazuka



121. "Erkenden yaşlanmış, doğar doğmaz ölümü beklemeye başlamış, başka bir çağda, çok eski bir zamanda takılıp kalmış, uçucu insanlardandı o."


- Delibo



122. "Yakalanmıştım, yaşamayı denerken yakalanmıştım."


- Tol



123. "Uzun yıllar yalnızlığımla teselli buldum. Çünkü yalnızlık kolay bulunur bir olanak değildi. En azından herkes yalnız kalamamaktan şikâyet ettiğine, şikâyet ettikçe çözülüp çoğalıp düzüştüğüne göre öyle olması gerekirdi. Bense bundan şikâyet etmek bir yana, aşırı dozda yalnızlıkla iştigal halindeydim."


- Tol



124. "Herkesin sevdiği insanlardan kork, kelleni alanı önce o affeder."


- Har



125. "“hep yarım kaldım; hiç tam doymadım, tam bağırmadım, tam dokunmadım.”"


- Tol



126. "Öyle çok okumuş, öyle çok öğrenmiş, düşünmüş ki, fazla gelmiş, hepsini bir anda unutuvermiş."


- Tol



127. "Öyle çok okumuş, öyle çok öğrenmiş, düşünmüş ki, fazla gelmiş, hepsini bir anda unutuvermiş."


- Tol



128. "... insan bir kurtçağız, bir böcekti, insan haksızlığı su gibi içmekteydi, haksızın azı dişleri yerli yerindeydi..."


- Har



129. ""Çünkü benim aklım yol kuşlarının tüneyip sessiz sedasız terk ettikleri bir harabedir.""


- Tol



130. "Rüyalarımda bile o kokuyu görüyordum.
Koku görülür mü?
Görülüyordu işte."


- Delibo



131. "Adamın yanında kocaman bi satır, bi naylon torba, torbada üç elma, demek altı çocuğu var adamın, bütün elma yiyebilen çocuk yok bu civarda..."


- Har



132. "Yemiş, içmiş, uyumuş. Bir de okumuş bol bol. Üniversiteden tanıyanlar var bunu. Ama kimseyle konuşmuyor. Tek yaptığı kitap okumak. Hiçbir şey söylemeden geliyor, bulduğu kitabı alıp gidiyor."


- Tol



133. "•••'Elimi beynime daldırmak, oraya yapışmış milyonlarca görüntüyü, sesi, kelimeyi söküp atmak istiyorum. '"


- Tol



134. ""Bir ihtimal olduğunda, devrim ne kadar da güzel,”"


- Tol



135. "•••'Elimi beynime daldırmak, oraya yapışmış milyonlarca görüntüyü, sesi, kelimeyi söküp atmak istiyorum. '"


- Tol



136. "“İçimden atamadığım bir yumru, bir ateş, bir lanet var sanki. Başım çok ağrıyor, kalbim çok ağrıyor, gözlerim çok ağrıyor… Bildiğim, öğrendiğim, yaşadığım her şey yavaş yavaş siliniyor aklımdan… Geceleri azap gibi… Kabuslar yakamı bırakmıyor bir türlü… Kötü bir şeyler olacakmış duygusu var içimde, neyin ne olduğunu kavrayamıyorum çok zaman… Zaman benim dışımda ilerliyormuş gibi, zaman beni kusacakmış gibi, kelimeler bir araya toplanıp, bir vücut olup beni içinden atacakmış gibi…”"


- Tol



137. "-Tamam, peki, onu geçelim... Bari şunu söyle, esmer mi Güzel?
- Bilmiyorum abi...
- Nasıl bilmezsin lan...
- Sevmekten dikkat etmemişim abi..."


- Har



138. "Sigara. Bugün yirmi birinci.
Bırakamıyor.
Sayarak içiyor.
Saymadan iki paket içiyor. Saya saya kırk tane."


- Har



139. "Hakiki mülkün ruhundur, esenlik sana
mahsustur, kimse dokunamaz ona."


- Har



140. "Rüzgarının hepsini kaybetmez ya insan, rüzgarının hepsini çalamaz ya kimse bir insanın. Ne zaman uğuldayacaksın sen?"


- Tol



141. "…ilk kez kendim gibiyim şimdi…"


- Tol



142. "Ulan Allah denen delikanlıyı bile mundar eylediniz! Behey gafiller, bir ulu önderiniz vardı, onu da put ettiniz, soytarı ettiniz de ciğerini yediniz! Alışan puşttur, unutan pezevenktir, konuşan göttür, yaşayan orospudur!"


- Tol



143. ""Bu yaşta bu şiirler, ne diyeyim, Tanrı seni korusun...""


- Tol



144. "Yaş öyle bir şey olacaktı ki, sen bilmeyecektin. Sana yaşını sorduklarında şaşıracaktın, şöyle bir durup hesaplamak zorunda kalacaktın. Yaş günü hediyesi verenlere ajan provokatör gözüyle bakacaktın. "Benim yıllarım paketlemeyim ulaan, bırakın dağınık kalsın!" diye bağıracaktın."


- Tol



145. "Öyle kötü bir duygu ki, geç kalmışlık, eksiklik…"


- Tol



146. "Gerekçe sunan, izah bulan çok olacaktır aczine."


- Har



147. "Hayatın derinliğinin olmadığını, kitapların yalan, şairlerin palavracı olduğunu, dünya denen diyarın ayıklık, uyanıklık, hesap kitap gerektirdiğini gecikmesiz anlamıştım."


- Delibo



148. "Kuyruğu bu kadarcık hikâyeyle düğümlenebilecek hayat bulursanız, bana da getirin, yaşayayım. O kadarla kalmadı elbet."


- Har



149. ""Biz ki, Ata'mızın izinden gitmemiz gerekirken, o yolu terk ettik, milli değerlerimizi unutmaya, zenginliklerimizi eritmeye, başkalarına muhtaç olmaya başladık,""


- Tol



150. "Yaş öyle bir şey olacaktı ki, sen bilmeyecektin. Sana yaşını sorduklarında şaşıracaktın, şöyle bir durup hesaplamak zorunda kalacaktın. Yaş günü hediyesi verenlere ajan provokatör gözüyle bakacaktın. "Benim yıllarım paketlemeyim ulaan, bırakın dağınık kalsın!" diye bağıracaktın."


- Tol



151. "Otuzlu yaşlarında insanın en az sahip olduğu, sahip olduğu yıllara karalar bağladığı şeydi vakit."


- Tol



152. ""Mesafelerin değerini bil, en yakınındakı en yabancıdır sana...""


- Har



153. "Bana epey kızgın, mıymıntı ahtapotlar vardı içimde, kalan son mana kırıntılarını bin koldan sıkıntılı bir boşluğa doluyorlardı."


- Tol



154. "Belliki kulu Allah’tan, emri vahyiden daha mühim sayıyordu bizim millet."


- Bazuka



155. "…
güllerin bedeninden dikenlerini teker teker koparırsan dikenleri kopardığın yerler teker teker kanar

 TURGUT UYAR"


- Har



156. "Bu beyaz rengin hayatı zor, beyaz kalmak zor, siyah diye bir şey var, yalnız siyah olsa iyi, beyazdan gayri ne varsa beyaza karşı, beyaz ne yapsın, kalamıyor öyle, o da bir kolayını bulur, bulmuş, kirli beyaz..."


- Tol



157. "Güzel sevgilim ne yapıyo bakalım?
Sıçıyo."


- Har



158. ""Hafıza denen nane pek tuhaf bi şey... Aniden hatırlıyo insan...""


- Har



159. "Savaş kötüydü, savaş belaydı, savaş ki sevginin ve inancın düşmanıydı."


- Har



160. "Öyle insanlar var ki, bazı sesleri kilometrelerce uzaktan duyuyor."


- Har



161. "Her yaşın kendine göre bir güzelliği yoktu. Emin olduğun, farkında olduğun hiçbir yaşın güzelliği yoktu. Yaş öyle bir şey olacaktı ki, sen bilmeyecektin. Sana yaşını sorduklarında şaşıracaktın, şöyle bir durup hesaplamak zorunda kalacaktın. Yaş günü hediyesi verenlere ajan provokatör gözüyle bakacaktın. "Benim yıllarımı paketlemeyin ulaan, bırakın dağınık kalsın!" diye bağıracaktın."


- Tol



162. "…
güllerin bedeninden dikenlerini teker teker koparırsan dikenleri kopardığın yerler teker teker kanar

 TURGUT UYAR"


- Har



163. "Bu beyaz rengin hayatı zor, beyaz kalmak zor, siyah diye bir şey var, yalnız siyah olsa iyi, beyazdan gayri ne varsa beyaza karşı, beyaz ne yapsın, kalamıyor öyle, o da bir kolayını bulur, bulmuş, kirli beyaz..."


- Tol



164. "Güzel sevgilim ne yapıyo bakalım?
Sıçıyo."


- Har



165. "Rakısını kendi yapıyordu ne zamandır. Reçeteyi de vermişti az önce: Dokuz litre etil alkol, on litre musluk suyu, yüz yirmi cc anason özü. On dakika çalkala, tamam!"


- Hoca, Baba, Amca, Ben



166. ""Ölümün izlerini ne yapsa etrafından silemez insan.""


- Delibo



167. "Aileni sev, anneni en başta. Son kurtuluşu başka yerde bulamazsın, onun kucağından başka."


- Har



168. ""Karanlık öyle kalın ki, sanki biri gün ışığını suç işlemiş gibi saklıyor. Yağmur, yeryüzüne değil de ruhuma yağıyor gibi.""


- Tol



169. "Hep yarım kaldım, hiç tam doymadım, tam bağırmadım, tam dokunmadım. Bıçak ruhumda dehşet Bir fısıltı gibi ilerledi ve ben tam ortamdan yarıldım. Ruhuma bir hayat yakıştıramadım."


- Tol



170. ""Sizin sorununuz ne biliyo musunuz? İki kelimelik mevzuyu iki saatte anlatıyosunuz...""


- Har



171. "Hep yarım kaldım, hiç tam doymadım, tam bağırmadım, tam dokunmadım."


- Tol



172. "İşte bundan sonraki hayatımın iklimi: Kirli bir sağlık, ferahlık, hafiflik, bir şarkılar ve küfürler cümbüşü."


- Tol



173. "Bir sandık bul kendine, bir defter, bir de kalem."


- Har



174. "İnsanın ruhuna erişeceksen, deliğinden değil yarasından gireceksin.

Yeryuvar’da biz ilk bunu öğrendik."


- Har



175. "Ah şu benim talan ömrüm, çekirdeğinden yalan ömrüm."


- Tol



176. "Bayılırdı böyle sefil espriler, berbat dil oyunları yapmaya."


- Har



177. "İçimdeki ruh beni sıkıyordu."


- Har



178. "Devrim, vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi."


- Tol



179. "Aşk; bir, iki veya daha fazla kişi fark etmez, her halükârda yalnızlık demekmiş, bunu şimdi gayet iyi anlıyorum."


- Bazuka



180. "Benim aklım yol kuşlarının tüneyip sessiz sedasız terk ettikleri bir harabedir."


- Tol



181. "Okudukça zevkleriniz incelir, daha tuhaf, daha rafine kitaplara, yazarlara el atmaya başlarsınız, bu meşgale sırasında muhtemelen hayat gailesi bakımından dibe doğru kaymaktasınızdır... Okuduklarınızı, müstesna olduğunu düşündüğünüz satırları birilerine anlatmak istersiniz zira şahsa mahsusun hazzı kısa sürer, ömrü uzun olan paylaşmaktır... Fakat ortalığı her zamanki gibi kaba saba kelimeler, düşük cümleler işgal etmiştir, o gürültüde kimse sizi duymaz... Okumak hem bir hayat başarısızlığının, ki unutmayın okumak mağlupların işidir, hem de derin bir yalnızlık hissinin sebebi olup çıkmıştır... Okuduğunuz onca kitabı, hayatınızı yatırdığınız o zorlu ve hassas meşgaleyi mezara götüreceğinizden korkmaya başlarsınız... Ve siz de bilirsiniz ki yalnız ölmek zordur, arkanızda mutlaka birkaç müttefik, birkaç şahit bırakmak istersiniz..."


- Bazuka



182. "Her tür acının hem başlangıcı hem bitişi aşktan değil midir zaten? Aşk değil mi­dir, nihai ismimizi koyup bizi kendimize hamile bırakan, kendi kendimizi doğurmamızı sağlayan ve ortaya çıkan bebeği önce mu­cize sonra hilkati garip, veya tam tersi kılan?"


- Bazuka



183. "Okumak mağlupların işidir."


- Bazuka



184. "Tanrı beni korumuyor, kudurtuyor ama, fazla yayılıyorum aklımın zehrinin sarısının üzerine."


- Tol



185. "...Herifler vatan millet ayağına memleketi yediler bitirdiler, senin güzel memur baban rüşvettir diye bir torba soğanı eve sokmadı."


- Tol



186. "“...
Beni sana bağlayan İpeği
Soluğunda dirilt
...”"


- Delibo



187. "Ona bakıp ağlamak mümkün, onu öldürmek de..."


- Tol



188. ""Çeviri yapmak dille dans etmek gibidir.. Metinle savaşmayacaksın, sevişeceksin..."
Hocanın menfi yorumundan zaten canım sıkılmıştı, sinirle döndüm amcama:
"Sen ne anlarsın çeviriden, İngilizce bilmiyorsun ki..."
Hiç istifini bozmadı cevap verirken:
"Ama Türkçe biliyorum...""


- Hoca, Baba, Amca, Ben



189. "Meydanlıktır yatağım, halim yoktur kalkayım..."


- Har



190. "...herhalde her şeyi unuttuğumdan, şimdi hiçbir şeyi unutmuyorum artık."


- Tol



191. "Ölümü, ölenleri, yiyerek, durmadan yiyerek, hep yemeyi düşünerek unutuyorlar. Ama ertesi gün yine hatırlıyorlar ölümü ve oklavalara saldırıyorlar. Ölü evlerindeki yiyeceğin bolluğuna bakıp bakıp çocuklar, keşke şu bütün gün yatakta inleyen kurumuş ninemiz de ölse diye düşünüyorlar."


- Tol



192. "İnsanın kelimeleri örse yatırıp hakikati yamultma becerisine hayran olmamak elde değildi."


- Har



193. "Savaş kötüydü, savaş belaydı, savaş ki sevginin ve inancın düşmanıydı."


- Har



194. ""Ama zordu, her şey, hep zordu.""


- Tol



195. "...herhalde her şeyi unuttuğumdan, şimdi hiçbir şeyi unutmuyorum artık."


- Tol



196. "Ölümü, ölenleri, yiyerek, durmadan yiyerek, hep yemeyi düşünerek unutuyorlar. Ama ertesi gün yine hatırlıyorlar ölümü ve oklavalara saldırıyorlar. Ölü evlerindeki yiyeceğin bolluğuna bakıp bakıp çocuklar, keşke şu bütün gün yatakta inleyen kurumuş ninemiz de ölse diye düşünüyorlar."


- Tol



197. "Ben şimdi nereye gideyim? Surlara çık dolaş dedi. Ama dedim, ben topalım. Olsun dedi, zaten surlar da yıkık."


- Tol



198. "Bilincimi eski bir elbise gibi sıkıntıyla giydim tekrar."


- Tol



199. "Uzun yıllar yalnızlığımla teselli buldum. Çünkü yalnızlık kolay bulunur bir olanak değildi. En azından herkes yalnız kalamamaktan şikayet ettiğine, şikayet ettikçe çözülüp çoğalıp düzüştüğüne göre öyle olması gerekirdi."


- Tol



200. "... Ruhuma bir hayat yakıştıramadım..."


- Tol



201. "Şu Filistin meselesi son zamanlarda çok canımı sıkıyor. Anlaşma kapıdaymış. Ulan ne anlaşması? Ayan beyan sokulan kazığın anlaşması mı olur? Yine Amerika'nın işi tabii. Koskoca mücadelenin defterini dürecekler, hem de okşaya okşaya..."


- Tol



202. ""Senin sorunun ne biliyor musun? Senin sorunun küfretmemen. Küfrü unutmuşsun asıl sen. Her şeyi, cümle kitapları yaladın yuttun, ama ağzından tek bir küfür bile çıkmıyor hâlâ. Küfür çalıştıracağım sana.""


- Tol



203. ""Seni böyle seviyorum" diyenlerden kork.
"Öyle"nden tiksinmektedir zira."


- Har



204. "Bir zamanlar asra manşettim, şimdi 11 puntoyum."


- Tol



205. "Her yaşın kendine göre bir güzelliği yoktu. Emin olduğun, farkında olduğun hiçbir yaşın güzelliği yoktu. Yaş öyle bir şey olacaktı ki, sen bilmeyecektin. Sana yaşını sorduklarında şaşıracaktın, şöyle bir durup hesaplamak zorunda kalacaktın."


- Tol



206. "Hısım dediğin dili küf, içi kof bir cesettir sana."


- Har



207. "Bilincimi eski bir elbise gibi sıkıntıyla giydim tekrar."


- Tol



208. "Uzun yıllar yalnızlığımla teselli buldum. Çünkü yalnızlık kolay bulunur bir olanak değildi. En azından herkes yalnız kalamamaktan şikayet ettiğine, şikayet ettikçe çözülüp çoğalıp düzüştüğüne göre öyle olması gerekirdi."


- Tol



209. "Çünkü sıkıntı öldürür. Ve ama sıkıntı öldürüyor. Acı ve öfke değil, ama sıkıntı öldürüyor."


- Tol



210. ""Ruhuma bir hayat yakıştıramadım.""


- Tol



211. ""Çok sevdiler beni. Çok sevdim ben de onları. Kimse bir şey yapmadı bunun için. Buradayız, o kadar. Burada olmak yeterli. Yaşıyorum, yaşıyoruz...”"


- Tol



212. "Devrim, vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi."


- Tol



213. "Ruhuma bir hayat yakıştıramadım."


- Tol



214. ""iyi edebiyatçıların değeri er geç bilinir, bunun böyle olacağını da her iyi edebiyatçı bilir...""


- Bazuka



215. "Yanlış hayat doğru yaşanmaz, bu sözümüzü asla unutma."


- Har



216. "Asıl kitap okumak dışında senin bi bok yediğin yok, ama neymiş neymiş diye ötmeyi biliyosun..."


- Har



217. "Fotoğrafın büyük ustasından yine muhteşem bir sergi: Şehir ve Ruh."


- Har



218. "Kapanıyoruz odamıza, üç gün çıkmıyoruz, birbirimizi seyrediyoruz, seyretmekle kalmıyoruz. Ve artık biliyorum, sarhoş olmak için ille içki gerekmiyor."


- Har



219. "Hakikatin yerine hakiki olmayanı koymak ne kadar da zordu. Zor, ama bir o kadar da zevkliydi. Bir kez hakikat hudutlarını aştığında, akıl zehir gibi işlemeye başlıyor, kelimeler tuhaf bir kudret ediniyordu. Zira kelime, artık kelimeden fazla bir şey olduğunu biliyordu."


- Har



220. "İçen adamdan zarar gelmiyor, içen adam doğruyu söylüyor."


- Tol



221. "Kaç saat, kaç gün, kaç yıl ağladım?
Gözlerimi zorla araladım, kirpiklerimden lehimler söküldü."


- Tol



222. "Gözlerimi açamıyordum. Daimi terklerde zordur bu tür şeyler. Göz açmazsın, adım atamazsın, el uzatamazsın, ağız açamazsın. Sabırlı olamazsan, kalan son mana ipliklerine dolanır, arka üstü tekrar hayata düşersin."


- Tol



223. "Ölümü, ölenleri, yiyerek, durmadan yiyerek, hep yemeyi düşünerek unutuyorlar."


- Tol



224. "Döndüm, bir yıkıntı misali yürüdüm, öyle yorgun ve bitmiş yürüyorum ki, biliyorum, hatta, biraz da acıdılar bana."


- Tol



225. "Çünkü sıkıntı öldürür. Ve ama sıkıntı öldürüyor. Acı ve öfke değil, ama sıkıntı öldürüyor."


- Tol



226. ""Ruhuma bir hayat yakıştıramadım.""


- Tol



227. ""Çok sevdiler beni. Çok sevdim ben de onları. Kimse bir şey yapmadı bunun için. Buradayız, o kadar. Burada olmak yeterli. Yaşıyorum, yaşıyoruz...”"


- Tol



228. "Devrim, vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi."


- Tol



229. "Horlananları, dışlananları, kenardakileri sevmezsek şansımız kalmaz, tadımız hiç olmaz. Yerlileri, ibneleri, kadınları, çocukları, sakatları, bitkileri, hayvanları, taşı toprağı sevicez. Ayyaşları? En çok onları."


- Tol



230. "Dünyada varoluşumun bu kadar sorunlu olacağını hiç tahmin etmezdim. 20 yaşında, kalıbı, rotası, adı gayet belli bir hayata yazıldım. 30 yaşına geldiğimdeyse, bin kapıdan kışlanmış bir tavuk kadar şaşkındım. Ne rotam, ne kalıbım, ne de adım kalmıştı artık. Bildiğim, öğrendiğim hiçbir şeyden emin değildim (...) Oysa yaşlandıkça, en azından birkaç şeyden emin olması gerekmez miydi insanın?"


- Tol



231. "Hoca mezara iki kürek toprak attıktan sonra aleti amcama devredecek, elindeki minik mikrofona ağzını dayamış dua okuyan imama, "Bağırıp durma kulağımın dibinde!" diye çıkıştı.
İmam donup kaldı, sustu, babam hocayı kolundan çekiştirip uzaklaştırırken, hoca, "Kırk yıllık komünistin arkasından..." diye söyleniyordu, gerisini duymadım."


- Hoca, Baba, Amca, Ben



232. "Açtım kapıyı, hoca, babam ve amcam karşımda duruyordu.
Sabahın daha o saatinde sallanıyorlardı içkiden.
Babamın elinde büyükçe bir bavul vardı.
Başka bir şey yoktu yanlarında.
"Siz nerden çıktınız?"diye sordum, mahmur ve memnuniyetsiz.
" Bu yaşa geldin bilmiyo musun hâla," dedi hoca, daldı içeri."


- Hoca, Baba, Amca, Ben



233. "Ey Ankara ben seni ne yapayım? Ulan sende bir tek tanıdığım yok, bir tek sevdiğim yok, sende ben yokum, sende Şadi yok, sende Adnan yok, sende şiir yok, sende merhamet yok, sende şeref yok, sende hürriyet yok, sende zaman yok, sende ufuk yok! Ey Ankara, sende zulüm var be, zulüm, zulüm!"


- Tol



234. "Ey Ankara, sende zulüm var be, zulüm, zulüm!"


- Tol



235. "“Şimdi benim cebimde cehennemi santimler var. Sağlam santimler bunlar, kim yadsıyabilir..”"


- Tol



236. "Kendisi için yaşamalıydı insan. Nizami olup olmadığına bakmadan, kimin hangi kemiğinin kırılacağına takmadan, gözü kara dalmalıydı topa, söküp almalıydı hakkı olanı, ertelemeden, beklemeden, hemen, şimdi!"


- Delibo



237. ""Berber istiyo musunuz?"
"Ben istiyorum..."
"Bana gerek yok... Saçım sakalım yaşadığımı hatırlatıyo bana...""


- Har



238. "Ve en büyük şenlik vesilesi futbol maçlarıydı. Ne gariptir ki, ülke yıkılırken, hâlâ devam ediyordu maçlar."


- Tol



239. "Ey Ankara ben seni ne yapayım? Ulan sende bir tek tanıdığım yok, bir tek sevdiğim yok, sende ben yokum, sende Şadi yok, sende Adnan yok, sende şiir yok, sende merhamet yok, sende şeref yok, sende hürriyet yok, sende zaman yok, sende ufuk yok! Ey Ankara, sende zulüm var be, zulüm, zulüm!"


- Tol



240. "Ey Ankara, sende zulüm var be, zulüm, zulüm!"


- Tol



241. "“Şimdi benim cebimde cehennemi santimler var. Sağlam santimler bunlar, kim yadsıyabilir..”"


- Tol



242. "Kendisi için yaşamalıydı insan. Nizami olup olmadığına bakmadan, kimin hangi kemiğinin kırılacağına takmadan, gözü kara dalmalıydı topa, söküp almalıydı hakkı olanı, ertelemeden, beklemeden, hemen, şimdi!"


- Delibo



243. "Bıçak ruhumda dehşet bir fısıltı gibi ilerledi ve ben tam ortamdan ayrıldım. Ruhuma bir hayat yakıştıramadım."


- Tol



244. "Kalbinde gölge gibi gezinen kelimeler var. Hiçbirini çekip çıkartamıyor artık."


- Tol



245. "Parmaklarımız birbirine değdi, değer değmez aramızda bir kıvılcım çaktı. Vücuduma yayılan elektrikten kafam döndü, gözlerim karardı, çektim hemen elimi. Bu elektrik uzun süre birbirine hasret kalmış insanlarda, birbirlerini tanımasalar bile, bir ruh ortaklığı olan insanlarda olurmuş."


- Tol



246. "Dünyada varoluşumun bu kadar sorunlu olacağını hiç tahmin etmezdim."


- Tol



247. "Bir zamanlar asra manşettim, şimdi 11 puntoyum."


- Tol



248. "Zaman benim dışımda ilerliyormuş gibi, zaman beni kusacakmış gibi, kelimeler bir araya toplanıp, bir vücut olup beni içinden atacakmış gibi..."


- Tol



249. ""Kendimi şanslı sayıyordum, rüyadan erken uyanmıştım çünkü. Hayatın derinliğinin olmadığını, kitapların yalan, şairlerin palavracı olduğunu, dünya denen diyarın ayıklık, uyanıklık, hesap kitap gerektirdiğini gecikmesiz anlamıştım.""


- Delibo



250. "Avazım çıktığı kadar bağırdım:
"Dünyanın bütün aşıkları birleşin ulaan!""


- Tol

Tüm kitapları ücretsiz okuyabilir veya indirebilirsiniz! Ayrıca son kitabımız İlahi Rezonans artık raflarda! İncelemek için: