Tüm kitapları ücretsiz okuyabilir veya indirebilirsiniz! Ayrıca son kitabımız İlahi Rezonans artık raflarda! İncelemek için:

Murat Bardakçı Alıntıları & En Çok Okunan Sözleri

Murat Bardakçı En Beğenilen Sözleri



1. "...seni üzecek bir vesile olan hastalığa tutulmaktan pek korkuyorum."


- Naciyem Ruhum Efendim



2. ""...Ey oğul şöyle bil ki,

etmek dünyanın lezzetlerinden ulu bir lezzettir. Ama bunun lezzetine aldanıp çok meşgul olma ki, vücudunun temeli gedik almasın. Eğer kendini yenemezsen bari sevdiğinle

et ki, sevgin zarar görmesin. Zira sevgi sıcak,

soğuk bir harekettir. Şüphesiz ki soğuk, sıcağı bozar.""


- Osmanlı'da Seks



3. "Kaçmadım! Vekili olduğum şanı yüce Peygamberin yaptığını yaptım hicret ettim."


- Şahbaba



4. "“Zira güneşin daimi ziyasını altında yaşayanlar, medid (uzun) bir karanlığın ne müthiş bir uçurum olduğunu bilmezler...”"


- “Sizi Serbest Bırakmayı Muvafık Bularak Tatlîk Ettim!”



5. ""Kılmadım kimseye razı ifşa,


ne bilsin cühela.""


- Osmanlı'da Seks



6. "Artık bugün civar askerler gelmeye başladı. Kısm-ı azamı yaya. Ellerinde uzun iri sopalar ve çevik vücutlarıyla bana Trablusgarp'ı hatırlatıyor. İnşallah şu saf gençleri muvaffakiyete sevke Hüda muvaffak eder. Baysun şehrinden de ilk gönüllüler kaçıp gelmeye başladı. Yirmi iki yaşlarında bir genç kılıcını kuşanmış, ata binmiş geldi. "Asker olacağım" diyor."


- Naciyem Ruhum Efendim



7. "Ah! Sen yanımda fakat emniyette olsan, şöyle dizine başımı koyup bir dakika dinlensem."


- Naciyem Ruhum Efendim



8. "Yattım, fakat uyku nerede?"


- Naciyem Ruhum Efendim



9. "İşte ruhum! Bu sırada senin için topladığım mini mini zayıf sarı kır çiçeklerini öpüp sana gönderiyorum. Bunlar tercüman-ı hissiyatım olsun."


- Naciyem Ruhum Efendim



10. ""Çiçekler, rüzgârın burudeti; kadınlar erkeklerin ihaneti ile solarlar. Çiçekler, aşk ve muhabbet saileridir.""


- Osmanlı'da Seks



11. "Ahidden evvel halka maksadı söyledim, seni ve çocuklarımı bırakarak geldiğimi söylerken ağlamaya başladım.
Onlar da ağladı."


- Naciyem Ruhum Efendim



12. "Sevgilim ne olur, her gece yatmaya gitmezden evvel saat dokuz buçukta aya bak, beni düşün, ben bu anda seni düşünerek ayı seyretmekte devam edeceğim..."


- Naciyem Ruhum Efendim



13. ""Yüzlerce yıl boyunca, zina yapan birçok kadın kolluk kuvvetleri tarafından belki Sarayburnu'ndan bir çuvala konularak denize atılmışlar veya başka bir yolla sessizce ortadan kaldırılmışlardı ama o güne kadar hiç kimse meydanda halkın gözleri önünde taşlanmamıştı."
"


- Osmanlı'da Seks



14. "Naciye, Naciye!
Bilir misin? Bugün ne kadar beni sevindirdin. Dünyaları, bunlardan daha kıymetli olan seni görmüş, bulmuş derecesinde sevindim.
Ah! Ruhum düşün, tamam sekiz ay oluyordu ki senden hiç haber alamadımdı. Artık hele son canlı cenazeye dönmüştüm. Hissiz, ruhsuz dolaşıp duruyordum. Bugün postamı kapararak gönderdimdi ki Kabil'den Buhara Emiri tarafından "Abdülhakim Toksabay geldi" dediler. İçeri girdi ve bir beze sarılı zarf verdi. İlaveten ''Afgan askeri de geliyor" dedi. Hemen, gayr-ı ihtiyari bezi açtım. Bir de içinden üzerinde imzan da olan zarfı görünce yine çocuk gibi gülmeye, sevinmeye başladım. Asabi, gayrimuntazam parçaladığım zarfın içinden fırlayan kâğıdı titrek ellerimle açtım. Asabiyetten soğumuş ellerimin arasından kalbinin hararetini hissediyordum.
Ah, Naciye! Hiç değişmemişsin. Beni yine aynı muhabbetle sevdiğini duyuyorum. Bana kısaca olan "Enverciğim" hitabın her şeyi, kalbinin en derin köşelerini gösteriyor. Adeta gözlerinin içini okuyorum..."


- Naciyem Ruhum Efendim



15. ""...Bana yaz, sık yaz ve yalnız benim için yaşa. Eline bir istemediğim el bile sürülmesin. Kendini benim için sakla. Ben de bütün ruhumla, mevcudiyetimle yalnız senin için yaşadım, yaşıyorum, yaşayacağım.
Emin ol ki, her yapacağım şey yalnız senin içindir"."


- Naciyem Ruhum Efendim



16. "Türkistan'da halk bana karşı o suretle bulunuyor ki, hemen "Haydi" desem kalkacaklar. Her evde resimlerim varmış, her yeni doğan çocuğun adı "Enver"miş. Hele dün Başkırd Harbiye Nazırı'nın sevincini görmeyiniz. O arslan gibi delikanlı sevinçten ne yapacağın şaşırmıştı."


- Naciyem Ruhum Efendim



17. ""

ları asla dövmemeli, hatta

ile dokunmalıdır.
En nazik ve rakik bir isim ararsanız, o da

dır.""


- Osmanlı'da Seks



18. "Bu gece[yi] yıldızları sayarak oldukça büyük bir kara ağacın altında geçiriyorum.
Ah! Naciye, bilsen şöylece seninle Kuruçeşme'deki sarayımızın köşkünün yukarısındaki karaağacın dibini hatırladım.
Ah! Sevgilim, güzel sultanım, Hüda acaba ne vakit bizi birleştirecek?"


- Naciyem Ruhum Efendim



19. "Yar hattını tıraş eder, onuncun durmaz,
Kati nazik geçinir, üstüne kıl kondurmaz."


- Osmanlı'da Seks



20. "Şu sırada Hazret-i Süleyman olmayı ne kadar isterdim.
Fakat mal ve mülk için değil, sadece sana kuşların kanadı ve rüzgarlarla haber gönderip senden haber almak için.
Naciye! Kalbim senin için, yalnız senin için heyecanlı çarpıyor, vücudum senin için titriyor."


- Naciyem Ruhum Efendim



21. "Abdülmecid zamanında sarayın 3 milyon tutan borcu maliyeye devredilince maliyeyi bile batıracak gibi oldu. Maaşlar zamanında verilemedi, mecidiye altını 160 kuruşa çıktı, iflaslar başladı. Saray masrafları için tüccar ve sarraflardan yüzde 45 faiz ile borç bile alındı.
Her yer huzursuzdu ve halkın gözünde huzursuzlukların tek bir sebebi vardı: Gâvurlar..."


- Şahbaba



22. "Afganistan'dan gelen gazetelerden Anadolu'da hala muharebe olduğunu, Yunanlılar'ın İzmir ve Bursa'yı tutmakta bulunduklarını anladım. Sonra Fransa, İtalya ayrı sulh yapmış. Diğer taraftan Hindistan'da ufak tefek hareketler oluyor. Allah her tarafa yardım etsin ruhum."


- Naciyem Ruhum Efendim



23. "Bugün, Mirkendler'in bayrağını bitirdik. Kırmızı üzerine beyaz olarak…
Arkasında da ay üzerine Muhammedün Resulullah yazılı. Bunu bir sırığa geçirdik.
İşte, ilk Turan-İslam Ordusu bayrağı."


- Naciyem Ruhum Efendim



24. "Seni ne kadar özlediğimi tarif edemem."


- Naciyem Ruhum Efendim



25. ""Gözlerinizi ağlamak için değil, görmek için kullanınız.""


- “Sizi Serbest Bırakmayı Muvafık Bularak Tatlîk Ettim!”



26. "Neyse, bugün yemekten sonra Fuad Paşa ile Safvet Bey geldi. Muharebeden bahsolundu, anlaşılan Yunanlılar Afyonkarahisar'ı almışlar. Fakat yukarıda mağlup oluşları belki bu vaziyeti tashih ettirir, yoksa eğer Yunanlılar Afyonkarahisar'ın da şimal[in]e, Kütahya üzerine yürüyecek kadar kuvvetli iseler bizimkilerin Eskişehir'i de terk etmeleri lazım gelecek. Mamafih bakalım, bence bizim ordunun dahili hat üzerindeki vaziyeti müsait, fakat eğer Rumlar Afyonkarahisar-Eskişehir hattını tutarlarsa o vakit vaziyetimiz fenadır. Mamafih ümitsiz değildir. Safvet Bey Yunanlılar'ın Bursa cephesinden Afyonkarahisarı'na kuvvet çekerek orada tutunmak isteyeceklerini, Fuad Paşa da aksini sanıyor. Ben de eğer hakikaten şimaldeki mağlup olan Yunan kısm-ı küllisi idiyse, bu halde bizimkilerin Afyonkarahisar garbına doğru bir hareketleri Yunanlıları pek fena vaziyete sokar kanaatindeyim. Neyse, şimdilik oradan gelecek havadislere bakalım."


- Naciyem Ruhum Efendim



27. "''Yegane sevgilim, Naciyeciğim", "Güzel sultanım, Naciyeciğim", "Naciyeciğim, arslanım, ruhum!", "Naciyeciğim efendiciğim, sultanım", "Bir tanecik"


- Naciyem Ruhum Efendim



28. "Artık tamamen öğrendim ve inkıyâd ettim ki, hayatta insan yalnızdır. Sevdiği ve sevildiği insanlar birer geçiçi hayâldir."


- İttihadçı'nın Sandığı



29. "İnsanlar ölür... Râbıtalar zâhiren kırılır... Fakat yüksek hisler... Eserler... Mezarlarda değil... Kalplerde yaşarlar. Onlar ebedidir."


- “Sizi Serbest Bırakmayı Muvafık Bularak Tatlîk Ettim!”



30. "Fikrimce, Kazakçanın ıslahıyla umum bir Türk lisanı bulmak kabil olacak. Bence de eğer bu Türkmen, Özbek, Sart, Kırgız vesaire lisanları birleşmezse o vakit büyük bir Türkistan meydana gelmez.
Böylece de yaşayacak bir Türk milleti vücud bulmaz."


- Naciyem Ruhum Efendim



31. "Öğleden sonra kaleye gittik, harabe gezdik, Emir'in validesinin evinin mahallini gördük. Önünde ufak bir tuğla döşenmiş taşlık içinde iki ağaç var. Bir vakitler kim bilir ne işlere ve ne cinayetlere sahne olan bu ebniye şimdi bir toprak yığını halinde."


- Naciyem Ruhum Efendim



32. "Gece pek güzeldi.
Berrak bir İstanbul havası, yeni ay parlıyor, yıldızlar parlıyor, her taraf sanki benim ile eğlenerek halime gülüyordu. Bilmem bana karşı her şey böyle merhametsiz mi olacak?"


- Naciyem Ruhum Efendim



33. "Naciye! Dün geceden beri bir çift kırlangıç odamda tavandaki eski bir yuvayı tamirle yerleştiler. Onların şimdi kulağımda çınlayan cıvıltısı seni ve yavrularımı ne kadar hasretle düşündürüyor, teessürümü fakat tatlı bir acılığı hissettiriyor. Onlar mes'ud yuvalarında istikbal ve yavruları için tatlı tatlı konuşarak, cıvıldayarak meşgul olurken ben garip, biçare, sizlerden uzakta bütün bir alem-i İslam'ı kurtarmak fikriyle didişip duruyorum."


- Naciyem Ruhum Efendim



34. "Arslancığım!
Hayriye Hanım zayıfladığınızı fakat bunun size pek yaraştığını söylüyor. Sonra da saçlarınızı kesmişsiniz, o da pek yakışmış, galiba beni daha ziyade sevindirmek, sevinçten çıldırtmak için değişen güzelliğinizi gösterir resminizi göndermiyorsunuz."


- Naciyem Ruhum Efendim



35. "Rizeli Hasan Reis ile konuştuk. Sade fakat iyi yürekli Müslüman bir Laz. Bana Yunan muharebesinden, orada .... -muvazzaf olacak- iken nasıl muharebelerde bulunduklarından, nihayet Dömeke hücumundan bahsetti ve nasıl Yunan siperlerine hücum ettiklerini ve sonra sokulup gece girdikleri[ni] o kadar tabii ve iyi anlattı ki, uzun müddet dinledim."


- Naciyem Ruhum Efendim



36. "Ve perşembe günü öğleden evvel cima ederse âlim olur ve şeytan ondan kaçar."


- Osmanlı'da Seks



37. "İnşaallah cicim afiyetle taşır. Yüzük büyüktür fakat dediğim gibi şahadet parmağınızda taşırsınız. Bu da cicime mahsus bir moda olmuş olur. Ben halkanın elinin, parmağının sürünecek her tarafını öperek yüzüğü takdis ettim.
Ah! Ne mutlu ona ki hep elinde bulunacak, güzel parmaklarını daima öpüp duracak."


- Naciyem Ruhum Efendim



38. ""Sensizliği kimsecik tatmasın. Fecîdir...""


- “Sizi Serbest Bırakmayı Muvafık Bularak Tatlîk Ettim!”



39. "Bu akşam Cemal Paşa'ya uzun bir mektup yazarak işlerden ve cemiyet teşkilatından bahsettim. O benim Moskova'da kalacağıma İran'a geçmemi tavsiye ediyor."


- Naciyem Ruhum Efendim



40. "Üç buçukta Buhara Hey'et-i Fevkaladesi beni ziyarete geldi. Reisleri, Farisice[yi] Türkçe'den iyi konuşuyor. Tuhaf, Buhara şehrinin içinde Farisi konuşulurmuş. Her taraf Türk, yalnız şehrin böyle olması hakikaten tuhaf şey. Onlara alelusul terakki etmelerinden vesaireden bahis nasihatler ettik, onlar da memnunen ayrıldı. Bizden sefir istiyorlar. İçlerinden birisi bizde bulunmuş ve çalışmış."


- Naciyem Ruhum Efendim



41. "Görme câniler gibi laik bana udvânını
Bir cinayet etmedim ettimse ilâ şânını!..
Ben ne yazdım sen ne fehmettin garib efsanedir
Vâhibü'l-idrâk müzdád eylesin irfanını
"Can sıkar!" dersin bir âdem doğru bir söz söylese
Bir müdâhin bin yalan söyler de sıkmaz cânını
Olsa vicdânın şu hâlinden olurdun şerm-sár
Dest-i istirdâd-ı hakk selbeylemiş vicdanını"


- İttihadçı'nın Sandığı



42. "Zannedersem Ruslar, Türkistan ve Buhara ve Hive'de serbest kalmak şartıyla İngilizlere Afgan ve Hind'i bırakacaklar. Zaten 1914 senesine kadar olan borçları da kabul etmişler.
Yavaş yavaş yaptıkları inkılap hiçe iniyor, kendileri de bütün hırslarıyla tekrar Türkistan ve Kafkasya'ya saldırıyorlar."


- Naciyem Ruhum Efendim



43. "Süavi merhumun istibdad duvarına çaktığı çivi, benim tırmanmama yardım edecekti.
-Enver Paşa"


- İttihadçı'nın Sandığı



44. "Amma avratın çocuk düşürmesi haramdır."


- Osmanlı'da Seks



45. "Meselenin çok önemli bir boyutu daha vardı: Kayıplar sadece toprak ile sınırlı değildi, devletin izzet-i nefsi de elden gidiyordu ve aslında çoktan gitmiş gibi idi..."


- Enver



46. "Bazıları diyorlar ki: "Türk hazinesini Suriye ve Filistin'e serpmek Cemal Paşa'nın en büyük hatasıdır!". Cemal Paşa'nın en büyük fazileti bu idi, zira o hiçbir zaman Suriye'nin kaybedileceğini düşünmemiştir, zira o hiçbir an Suriye'nin Türkiye'nin bir vilâyeti olduğunu unutmamıştır."


- İttihadçı'nın Sandığı



47. "Eminim ki benim sizi sevdiğim kadar siz de beni seviyorsunuz. Bunun için de hiddete mahal yok. Maamafih zihninizdekini de yazmak her halde elinizdedir.
Kardeşim! Pekalâ bilirsin ki alnımıza yazılı olanı silmek elimizde değildir. O halde buna karşı sabır ve tahammül ile sebat etmek, beyhude gam yememek lazımdır. Binaenaleyh o acı hatıraları zihninden uzaklaştır."


- Enver



48. "24 Nisan tedbirlerinin sebebi, o tarihten beş ay önce dünya savaşına girmiş olan Osmanlı İmparatorluğu'nun özellikle doğu vilâyetlerinde önceden zaten vârolan ve devam eden Ermeni ayaklanmasının daha da yayılması ve kanlı bir hâl almış olmasıydı. Van, Ermeniler'in eline geçmiş ve isyan diğer vilâyetlerde daha geniş şekilde hissedilir olmuştu. Müslüman halk katliama uğruyor, Ermeni komiteleri ayaklanmanın genişlemesi ve bağımsızlık için Rus ordusunun ilerlemesini bekliyordu."


- Talât Paşa'nın Evrak-ı Metrûkesi



49. "Naciyeciğim! Ah! Hep senin için düşündüklerimi bilsen.
Acaba birgün bütün dünyayı ayakların altına getirip, yığamayacak mıyım?"


- Naciyem Ruhum Efendim



50. "Atatürk'ün son 40 gününe, yani hastalığının ağırlaştı­ğı döneme ait yemek ve içecek listesi elimizdedir: En son 8 Kasım 1938'de sabahın erken saatlerinde sütlü kahve ve sütlü çay içmiş, 11.05'te yulaflı poriç yemiş, öğlen süt, öğleden sonra çorba ve elma suyu verilmiş, saat 18.35'te de susuzluğunu gidermesi için ağzına küçük bir kalıp buz kon­muştur. Hazindir: Atatürk, bu buzun ardından vefat ettiği ana kadar başka hiçbir gıda almayacaktır."


- Atatürk’ün Mutfağı



51. "Talât Paşa'nın 1918 Kasım'ında Türkiye'den ayrılmasından sonraki döneme ait elimizdeki ilk mektup, budur ve Paşa'nın bu ve ileriki sayfalarda yer alan diğer üç adet mektubu, Enver Paşa'nın belgeleri arasından çıkmıştır. Sürgündeki îttihadçılar artık birer kod adı taşımaktadırlar. Enver Paşa 'Süavi', 'Ali' ve 'Abbas, Cemal Paşa 'Bosnalı mühendis Hâlid', Dr. Nâzım Bey 'Rüstem', Talât Paşa da "Cafer Sâf, 'Ali Sâf, sadece 'Sâf ve 'Hayrı' isimlerini kullanmıştır. Paşa'nın bu mektubu 'Cafer Sâi' imzasını taşımaktadır."


- Talât Paşa'nın Evrak-ı Metrûkesi



52. ""...Atatürk'ün para ve mala karşı büyük bir meyli yoktu; şahsî gelir ve masrafları ile de hiç alâkadar olmazdı; bu hususta katlandığı tek külfet, maaş senedini imzalamaktan ibaretti. Hemen ilâve edeyim ki, dairenin resmî masrafları üzerinde tam aksine çok titiz davranırdı..."


- Atatürk’ün Mutfağı



53. "‘’Ah! Naciye beni unutma sev ve sadık kal. Düşün ki yalnız seni düşünen ve dünyayı yalnız seninle güzel görecek birisi uzaklarda senden sadakat ve muhabbet dileniyor.’’"


- Enver



54. "İttihad ve Terakki'nin ne olduğunu ben de pek bilmiyorum ama idaresi pek müşkil birşey!
-Talât Paşa"


- İttihadçı'nın Sandığı



55. "Ölümle defalarca o kadar burun buruna geldim ki, şimdi yaşadığım bu günler bana bir çeşit hediyeymiş gibi geliyor.."


- Enver



56. "İttihatçıların temel politikası, yeni bir ulus-devletin ortaya konmasıdır."


- Enver



57. "Bu son seneler haricî ve şahsî hepimiz ne ateşli, ne hummalı, ne kasırgalı bir hayat yaşıyoruz. Daha ne kadar yaşayacağız, kim bilir! Şimdi biraz mehtab var. Manastırın hurma ağaçlı bahçesinde bir sürü kurbağa ötüyor. Ben de bu kadar uzun ve sıkıntılı şeyleri bizim kabinemizde bir nazıra niçin yazıyorum diye düşünüyorum. Bilmem, göndermeli mi? Şam'dan gelirken sansürlenmiş bir sürü zarf getirdim, bana böyle hezeyan yaptırıyor."


- Talât Paşa'nın Evrak-ı Metrûkesi



58. ""Muhterem Hanımefendi,
Sizi serbest bırakmayı muvafık bularak tatlîk ettim.""


- “Sizi Serbest Bırakmayı Muvafık Bularak Tatlîk Ettim!”



59. "Ah! Naciyem, Allah kısmet eder şu Moskofları bir ezersem o vakit cicimi açık alınla kucaklarım, inşAllah da böyle olur.

(19 Aralık 1914 tarihli mektubundan)"


- Enver



60. "Ha, unutacağım;
Buhara'dan beri sakalımı tıraş etmedim. Artık burada sakal salıvermeye mecbur bulunacağım.
Darılmazsın değil mi sevgilim?"


- Naciyem Ruhum Efendim



61. "Talât Paşa, bu mektubu Almanya'da sürgünde olduğu sırada İsviçre'ye yaptığı seyahatlerden birinde, Berlin'de bulunan hanımına göndermiştir.İki gözüm elmas karıcığım, ruhum canım Hayriye'çiğim, . Artık seni fazla özledim. Bu defa dayanamıyorum. Evvelce alışmış idim,şimdi de sana alıştım.
Edib Bey geldi. Cumartesi günü birlikte Karasu'nun bulunduğu yere gideceğiz. Hiç merak etme, o herkesi tanıyor. Kendi hususî yeri de var. İki gün yahut bir gün kaldıktan sonra doğru senin yanma döneceğim. Pazar günü Lozan'a gittim,Cavid Bey ile görüştüm ve pasaportu yaptırdım. Pazartesi günü de Neoşatel'e giderek Salârü'd-dev-le'yi ziyaret ettim. Dün de tekrar Bal'e geldim.Akşam da Edib Bey geldi. Karasu'nun yanma gideceğimi hiç kimseye söyleme,İsviçre'de işleri daha bitmemiş dersin. Dün sana siyah, parlak, uçları sivri bir çift bot aldım. Kızma, bot değil iskarpin aldım. Inşaallah beğenirsin.Hayreti'nin gözlerinden öperim. Onun da düğmelerini aldım. Çorapları avdetimde alacağım. Burada şapka beğen(e)medim. Camlarda yalnız senin hasırlara benzer şapkalar var. Baki yanaklarından öper, seni Allah'a emanet ederim elmas karıcığım.
İMZA:Senin Sâi 31 Mart 1920"


- Talât Paşa'nın Evrak-ı Metrûkesi



62. ""Beni senin mavi gözlerinden hiçbir kuvvet ayıramaz... Benim mini mini kalbim bir mâbettir. Orada bir ışık yanar. Ona Mustafa Kemal aşkı derler. Ben yalnız onunla ve onun için yaşayan bir mahlûkum.”"


- Sizi Serbest Bırakmayı Muvafik Bularak Tatlik Ettim!



63. "Önde gelen İttihadçılar'ın hiçbiri öldürüldüklerinde yahut idam edildiklerinde daha altmışına bile gelmemiş, hattâ partinin lider kadrosunun çoğu henüz ellisini bile bulmamıştı. Enver Paşa Tacikistan'da Rus mitralyözleri tarafından biçildiğinde 41, Talât Paşa Berlin'de bir Ermeni teroristin kurşunlarına hedef olduğunda 47,triumviranın yaş bakımından en büyüğü olan Cemal Paşa ise yaverleriyle beraber Tiflis'te hâlâ bir türlü aydınlatılamayan bir cinayete kurban gittiğinde sadece 50 yaşındaydı."


- Talât Paşa'nın Evrak-ı Metrûkesi



64. "Konuyu soykırım tartışmalarının ve ASALA terörünün ortaya çıktığı 1970'li senelerden buyana lâyıkı vechiyle ciddiye almamamızdan yahut başka sebeplerden dolayı, karşı iddialara fikri düzeyde cevap vermede maalesef başarılı olamadık."


- Talât Paşa'nın Evrak-ı Metrûkesi



65. "Suriye, Filistin ve Hicaz'da:
-Türk müsünüz?
Sualinin bir çok defalar cevabı:
-Estağfirullah! idi.
-Bu kıtaları ne müstemlekeleştirmiş, ne de vatanlaştırmıştık. Osmanlı İmparatorluğu buralarda ücretsiz tarla ve sokak bekçisi idi"


- Enver



66. "Türkleşmiş hiçbir Arap görmedikten başka, Araplaşmamış Türke az rast geliyordum.

Falih Rıfkı, Zeytindağı"


- Enver



67. "Burada Cemal Paşa için bütün düşündüklerimi yazmaya imkân yok, bu facia beklediğim fırsat değildir, o fırsat geldiği vakit Suriye'nin Türk saltanatı içinde geçirdiği son senelerinde gördüğüm şeyleri neşredeceğim.
Kim derdi ki o büyük şan ve şeref birgün yabancı bir memleketin sokaklarında nâmert bir kurşunla toprağa karışacaktı.Cemal Paşa hergün kemâle eren, her gün zaaflarından birini terkeden müstesna bir kabiliyetti; Allah rahmet etsin. Zira biliyorum ki Cemal Paşa vatanın büyük kuvvetlerinden biri idi ve onda vatan muhabbeti sarsılmaz bir iman, yenilmez bir irade, korkunç bir sebat halinde adeta taazzuv etmişti."


- İttihadçı'nın Sandığı



68. "Tehciri savaş sırasında bir meşru müdafaa hakkı olarak kullanan Türkiye,soykırım gibi son derece ağır bir suçlamanın muhatabı olmayı haketmemiştir ve dolayısıyla, "Ortaya ya bilmediğimiz fena birşeyler çıkarsa?" gibisinden endişelere kapılmak yersizdir. Ama, Türkiye, soykırım suçlamalarını cevaplama konusunda böyle geri kaldıkça mesele daha da büyüyecek ve şu âna kadar 17 ülkenin parlamentosu tarafından tanınıp varlığı kabul edilmiş olan soykırım iddiaları, yakın bir gelecekte çok daha can sıkıcı bir hâl alacaktır."


- Talât Paşa'nın Evrak-ı Metrûkesi



69. "Tedbirlerin pek bir işe yaramaması ve isyanın yayılarak devam etmesi üzerine, Başkumandan Vekili ve Harbiye Nazırı Enver Paşa, hükümetten istenen neticeyi elde etmeye yarayacak başka tedbirlerin alınmasını istedi. 24 Nisan (Rümi tarihle 11 Nisan) talimatı, başkumandan vekilinin bu talebi üzerine Harbiye ve Dahiliye Nezaretleri arasında yapılan görüşmelerden sonra hazırlandı ve derhal uygulandı."


- Talât Paşa'nın Evrak-ı Metrûkesi



70. "Bulunduğum yerde nam-ı müstearla oturduğum iki Rus genç Bolşevik'i -. . ... sofrada beraberiz- ihtiyar hizmetçi ile tuhaf bir muhaverede bulunmuşlar. Salonda, Dragomirov (Rus general ve askeri teorisyen Mihail İvanoviç Dragomirov) denilen ve Osman Paşa'ya karşı muharebe etmiş bir generalin kızının yağlı boya resmi var. Bundan bahsolunmuş, gençler ihtiyara "Osman Paşa bir şey mi? Asıl ondan mühim ve dehşetli Enver Paşa var" diye hayretle bahsetmişler. İhtiyar benim kim olduğumu bildiğinden onlara gülmüş fakat bir şey söylememiş.
Tuhaf tesadüf değil mi?"


- Naciyem Ruhum Efendim



71. "Tarihte iz bırakmış şöhretler pek yalnız sayılmazlar; etrafları bir dost, hayran yahut dalkavuk grubu ile çevrilidir ama çoğunun iç dünyasına yalnızlık hâkimdir."


- Enver



72. "Biz Anadolu köylüsünü dindar, mutaassıp bilirdik. Halbuki bu gördüklerim sadece cahildiler."


- Enver



73. "Partinin ileri gelenleri, Türkiye'den ayrılmalarından hemen sonra, başta Talât Paşa olmak üzere işte bu maksadlarla Avrupa'daki çeşitli gruplarla temaslara başlarken, bir müddet Almanya'da kalan Enver Paşa çözümün Asya'da silâhlı bir hareket ile sağlanabileceği inancıyla Karadeniz'in kuzeyinden Orta Asya'ya uzanan bir maceraya girişmiştir."


- Talât Paşa'nın Evrak-ı Metrûkesi



74. "Son senelerde ortaya çıkan, entellektüelliğin şartınıın millî ve mukaddes kabul edilen bütün değerlere hakaret olduğuna inanan, diasporanın her iddiasını âyet gibi kabul eden, arşivlerden içeriye bir defa olsun adım atmamalarına, yani belge görmemelerine, hattâ görseler bile okumaktan âciz kalacak olmalarına rağmen "Türkiye suçludur" diye peşinen ahkâm kesen gönüllü soykırım tellâllarından bahsetmeyi burada gereksiz addediyorum."


- Talât Paşa'nın Evrak-ı Metrûkesi



75. "İttihadçılar heyecanlıydılar, hattâ bir kısmı milletlerarası konjonktürden bile habersiz idi ama tek çabaları, yıkılma sürecine çok daha önceden girmiş olan imparatorluğun dağılmasını geciktirmeyi sağlayabilmekti. Neticede başarısız oldular,başarısızlıkları çöküşü hızlandırdı ve bu genç idealistlerin çoğu, bu uğurda canlarını verdiler. Ama, imparatorluğun küllerinden yeni bir devletin doğmasında muhakkak ki önemli rolleri oldu. Meselâ, İstiklâl Savaşı'nın zaferle neticelenmesinde, Enver Paşa'nın orduyu gençleştirmesinin olumlu etkilerinden ancak şimdilerde, henüz yeni yeni bahsediliyor."


- Talât Paşa'nın Evrak-ı Metrûkesi



76. "Tal'at Paşa'nın Berlin'den 25 Şubat 1943 tarihinde İstanbul'a getirilen tabutu önünde;
Alnındaki ter, bir vatanın döktüğü terken,
Nabzındaki kan belki de bir nesle yeterken,
En sonra, şu bir torba kemik sen misin? Anlat!
Biz dipdiri verdik seni bir devlete Tâl'at!
Takriben adamlık sana yetmezdi, tamamdın,
Sen kitle adam, millet adam, bayrak adamdın.
En sevdiğin insan senin, en çıplak olandı;
Şanlar, senin ölçünle palavraydı, yalandı.
İnsanların insanlara verdikleri şanlar,
Göğsünde kalır, kalbine girmezdi nişanlar.
Asla derileşmezdi vezir esvabı sende,
Sen zorla büyüktün, ne kadar istemesen de...
En sonra eğildinse de kurşunla eğildin,
Altınlar akarken de züğürt ölmeyi bildin.
Neymiş sana heykel? Ne demekmiş sana türbe?
Arkanda kalan tertemiz ismin yetişir be!
Midhat Cemal KUNTAY (1885-1956)"


- Talât Paşa'nın Evrak-ı Metrûkesi



77. "Diaspora, 1915'te yaşananları soykırım boyutuna getirip "Türkler 1,5 milyon Ermeni'yi katlettiler" iddiasını bütün dünyaya inandırmak üzereyken, biz suçlamalara karşı seneler boyunca gözümüzü ve kulağımızı kapatmış vaziyette kaldık, üstelik hâlâ kendimize yönelik yayınlar yapmakla ve dünyaya değil, kendi kamuoyumuza seslenmekle meşgulüz.Karşı tarafın 1915 zayiatını milyonun üzerine çıkartmasına cevabımız,sayıları sadece sözle aşağılara çekmek, giderek azaltmak, yani görüşümüzü aded bakımından daha düşük bir sayıya oturtmaktan ibaret oluyor ve bu arada dış dünyaya yönelik ciddi bir yayın yapamıyoruz."


- Talât Paşa'nın Evrak-ı Metrûkesi



78. "Yaşları müsait olanlar 1980'lere kadar şişe ile satılan hemen her maddeyi alırken depozito ödendiğini, milletin depozitoyu geri alabilmek için su, süt ve meşrubat şişelerinin peşinden koşuştu- ğunu ve depozitosu olmayan içki şişelerinin bile kiloyla satıldığını rahatça hatırlayacaklardır..."


- Atatürk’ün Mutfağı



79. "... " Bende bütün ruhumla mevcudiyetimle yalnız senin için yaşadım, yaşıyorum, yaşayacağım.
Emin ol ki, her yapacağım şey yalnız senin içindir."
( 7 Kasım 1921)"


- Enver



80. "Zaferler ne kadar bizim ise, mağlubiyetler de aynı şekilde bizimdir ve o mağlubiyete sebebiyet veren hataların tekrar edilmemesi için bilinmeleri, hatırlanmaları şarttır."


- Enver



81. "Sarıkamış bozgunu sırasında 3. Ordu kumandanı Hafız Hakkı Paşa:
"Şereften başka her şey mahvoldu!""


- Enver



82. "1913 Temmuz'unda Bulgar işgalindeki Edirne'yi geri aldı. Hürriyet Kahramanı ünvanının yanında Edirne Fatihi ünvanı da ilave edildi."


- Enver



83. "Şimdi sinirlerim büyük bir fırtınadan sonra yatışmış deniz gibi gevşek ve durgun."


- Enver



84. "Seride yer alacak olan belgeler, İttihad ve Terakki'nin lider kadrosunun evrak muhafazası konusunda istisna teşkil eden aileleri tarafından saklanarak bugünlere gelebilen dokümanlardır. Ben, bu kitapta yayınladığım ve daha sonra yayınlayacağım belgeleri bu ailelerden temin ettim.Öncelikle, Sadrazam Talât Paşa'nın refikası rahmetli Hayriye Talat Hanımefendi'nin (Bafralı) asil hatırasını yâdetmem gerekiyor. Paşa'sının katledilmesinin üzerinden geçen 60 seneden fazla bir müddet boyunca eşine olan bağlılığını tükenmeyen bir şekilde muhafaza eden ve kitabın en önemli kısmını teşkil eden belgelerle fotoğrafları 1983'teki vefatından çok kısa bir müddet önce bana veren Hayriye Talât Hanımefendi'yi şükranla yâdediyorum. Torunu Ayşegül Bafralı'ya da, babaannesinin vefatından seneler sonra evlerinde bulduğu Talât Paşa'ya ait diğer bazı evrakı, özellikle de kara kaplı defteri yayınlamama müsaade etmesinden dolayı minnetdarım."


- Talât Paşa'nın Evrak-ı Metrûkesi



85. "Çankaya'da şimdi Atatürk Köşkü denen ve Mustafa Kemal'in 1932'ye kadar yaşadığı eski köşkün mutfağı artık mevcut değildir. Köşkün mutfağı ile beraber çamaşırhanesi, 2002 ile 2007 arasında restorasyon adı altın­da yapılan faaliyet sırasında mimari hocalarından teşekkül eden bir da­nışma kurulu tarafından "özgün yapılarını kaybettikleri" gerekçesi ile yık­tırılıp sergi salonuna çevrilmiştir! Üstelik, köşkün ilerisindeki Yaverler Binası'nın mutfağı da bugün mevcut bulunmamaktadır ve bazı bölümleri ortadan kaldırılan bu mekanlar alelade bir köşke yahut sıradan bir yapıya değil, Milli Mücadele'nin idare edildiği, Cumhuriyet'in ilan kara­rının verildiği, Türkiye'nin istikbalinin planlandığı ve daha da önemlisi devletin kurucusunun ikamet ettiği binaya aittir."


- Atatürk’ün Mutfağı



86. "Sultan Abdülhamid devrindeki askeri öğrencilerin önünde artık tek bir hedef vardır:
Abdülhamid'in iktidarına,yani Enver'in ifadesi ile zalim idareye son vermek!"


- Enver



87. "Sizden ayrılış, ruhumun bedenimden ayrılmasından daha dehşetli oldu.

(6 Aralık 1914, Naciye Sultana mektubundan)"


- Enver



88. "O zamanlar kalemler kırık, gözler yumuk, boyunlar eğili, ağızlar kilitliydi. "Gel!" diyordunuz, halk karnını yerde sürüyerek ezile-büzüle koşuyor, ayaklarınızın altına sokulup tir tir titriyordu. "Git!" diyordunuz,kapıya kendini zor atıyor, merdivenleri dörder dörder atlayarak canını güç kurtarıyordu. Siz nâzır değildiniz, derebeyliği yaptınız... Siz amir olmadınız,sergerdelik ettiniz... Siz valilik yapmadınız, asesbaşılık ettiniz... Efelere taş çıkardınız; zorbalara parmak ısırttınız; Çakıcı'ya rahmet okuttunuz.Kabakçı'yı gölgede bıraktınız... Biraz daha geçseydi evliya diye "Patrona"lara türbe kurup başlarında kandil yakacaktık; "Musli"leri kahraman bilip nâmlarına heykel dikecektik, "Sakallı"lara can verip mevkilere geçirecektik."


- İttihadçı'nın Sandığı



89. "Fikri etkileri Türkiye'nin bugünkü siyasi ortamında kendisini hâlâ hissettiren İttihad ve Terakki'yi sevelim yahut sevmeyelim, ondan hoşlanalım veya hoşlanmayalım, bu siyasi teşekkülü ve uygulamalarının neticesini her şeyiyle kabullenmek, İttihad ve Terakki'nin hatasıyla ve sevabıyla bize ait olduğuna inanmak zorundayız."


- Talât Paşa'nın Evrak-ı Metrûkesi



90. "Her ele geçirdiğinde cima etmek, hayvanların işidir. Hayvanlar vakitli, vakitsiz nedir bilmezler. Ne zaman ellerine geçirseler, yaparlar. Demek ki insan olanın zamanı gözlemesi gerek. Böylece insanla hayvan arasında ne fark olduğu bilinir ve "Bu insandır, bu hayvandır" denir."


- Osmanlı'da Seks: Sarayda Gece Dersleri



91. "Damat paşalar devlet işinde acemi olmarına rağmen önemli mevkiler ister, eşleri olan sultanlar ne yapıp edip kocalarının tayinlerini çıkarttırırlardı."


- Şahbaba



92. ""...Cimanın hey'et-i şekli hasebiyle etvân (cinsel ilişkinin görüntü açısından biçimleri) altı tavır üzerine mukassemdir (altıya ayrılmıştır):
1. İstilka (yatarak yapılan cinsel ilişki)
2. Kuud (oturarak yapılan cinsel ilişki)
3. Iztıca (yan yatarak cinsel ilişki)
4.İntiba (yüzüstü yapılan cinsel ilişki)
5.İnhina (eğilerek yapılan cinsel ilişki)
6.Kıyam (ayakta yapılan cinsel ilişki)"


- Osmanlı'da Seks



93. "Bugün kullandığımız Latin alfabesindeki kelimelerin okunduğu gibi yazılmaları kuralının ilk kullanımı, Enver'in 1914'te ortaya attığı huruf-ı munfasıla denen alfabedeki imla kaideleridir."


- Enver



94. "İnsana evvelden başına gelecekleri anlatsalar: ''Ben bu kadar cefaya dayanamam, bu derecede üzülmeye tahammül edemem'' diye kadere isyan eder. Fakat dayanılmayacak cefa ve üzüntü yoktur."


- Enver



95. "Ne olur dizinizin dibinde yine böyle toprak bir odada bulunsaydım ne bahtiyar olurdum.
14 Aralık 1914"


- Enver



96. "Her ele geçirdiğinde cima etmek, hayvanların işidir."


- Osmanlı'da Seks



97. "Of! Anlıyorum ki sensiz, senin perestiş ettiğin için sevdiğim musiki bile bana hiç geliyor, beni ağlatıyor sıkıyor, titretiyor. Bakalım böylece daha ne hallere gireceğim ruhum!"


- Naciyem Ruhum Efendim



98. "Naciyeciğim!

Senin güzel gözlerini görecek bu satır benden bin misli ziyade bahtiyardır."


- Naciyem Ruhum Efendim



99. "“Hayattan o kadar bizârım (usanmışım) ki... Mefkûrem, emellerim, saadetim, her şeyim… bir çift mavi göze bağlanmıştı. Ben bugün saadeti ondan bekliyordum, halbuki o beni fırlattı, attı. Hem nereye? Elem deryasına!”"


- Sizi Serbest Bırakmayı Muvafik Bularak Tatlik Ettim!



100. "... Hıfzı Paşa bütün olup bitenleri Sultan Abdulhamid'e gönderdiği telgrafta sadece beş kelime ile mükemmel bir şekilde ifade edecekti:
" Manastır'da kulunuzdan başka herkes ITTIHADCIDIR!""


- Enver



101. "Rus mitralyözünün sustuğunu, etraftan “Paşa şehid oldu!” haykırışlarının geldiğini ve hıçkırıklara karışan tekbirlerin göklere yükseldiğini işitemiyordu...

Henüz 41 yaşındaydı...

Macera dolu ömrünün bu son serencâmı günler sonra ölüm tutanağı haline getirilecek, sararmış bir kâğıda “Şehîd-i muhterem Enver Paşa Hazretleri pek mukaddes ve yüksek bir maksat peşinde Buhara’da, Belcivan Vilâyeti’nin Çegan isimli mahallinde 14 Ağustos 1922 günü kurban bayramının ikinci günü öğle vaktinde yakın bir zamanda temiz kanını toprağa akıta akıta, kahraman ve mert bir şekilde şehâdet rütbesine nâil olmuştur” diye yazılıp mühürlenecekti!"


- Enver



102. "Bütün bu sürgün, takip ve hapislere rağmen, işin önü hiçbir şekilde alınamaz. Sarayın çıkarttığı her fermana karşı diğer taraf mutlaka bir yol bulur, malûm sektörün faaliyetini kesintisiz sürdürebilmesi için hemen her türlü meslek ve yerden yararlanılır.
Önce, kadınların bekâr erkeklerin çamaşırlarını yıkadıkları çamaşırhaneler devreye girer. Kucağında bohçasıyla gelen erkeklerin içeride çamaşırla değil de başka şeyle uğraştıkları anlaşılınca, kadınların bekâr çamaşırı yıkaması yasaklanır.
Çamaşırhanelerin yerini, bu defa kaymakçı dükkanları alır. Dükkana ayrı ayrı giren kadın ve erkeklerin kaymak yemekle kalmayıp başka şeyler de yedikleri tespit edilir, yine bir ferman çıkar: Kadınlar artık kaymakçı dükkanlarına giremeyeceklerdir.
Yüzyıllar boyunca, fuhşun en rahat şekilde yapıldığı yer, esir pazarlarıdır. Üstelik iş, dine de uygundur...
Pazara alışverişe, yani cariye satın almaya gelmiş gibi görünen erkekler esircilere bir miktar kaparo verip, beğendikleri cariyeyi evlerine götürürler. Birkaç gece beraber olur, sonra "kusurlu çıktı" bahanesiyle iade ederler. Bir mal satın alınmadan önce denenebileceğine ve cariye şeriat açısından erkeğin malı olduğuna göre, ortada dinî açıdan bir mahzur yok gibi görünmektedir."


- Osmanlı'da Seks



103. "bendegân-ı hâs-ı devlet bir alay aç eşkıya
durmayıp hiç gasb-u garet işleri subh-u mesa
hem soyarlar hem söverler bir de isterler dua

bir beladan bin bela icad eden hain yezid
ademiyyet, mülk-ü millet düşmanı abdülhamid

hüsnü efendi"


- İttihadçı'nın Sandığı



104. "Manastır'da kulunuzdan başka herkes İttihadçıdır!"


- Enver



105. "Güneşin daimi ziyası altında yaşayanlar, medid (uzun) bir karanlığın ne müthiş bir uçurum olduğunu bilmezler."


- Sizi Serbest Bırakmayı Muvafik Bularak Tatlik Ettim!



106. "“Bizden Belgrad’ı aldıkları zaman, düşman murahhasları Niş kasabasın da istemişlerdi, Osmanlı delegesi ayağa kalkarak:
-Ne hacet dedi, İstanbul’u da size verelim.
Babalarımız için Niş, İstanbul’a o kadar yakındı."


- Enver



107. "Dünyada en fazla değişen iki şey mevcuttur. Birincisi suların yatağı, ikincisi kadınların mizacıdır."


- Osmanlı'da Seks



108. "“…Bana yaz, sık yaz ve yalnız benim için yaşa. Eline istemediğim bir el bile sürülmesin. Kendini benim için sakla. Ben de bütün rûhumla, mevcudiyetimle yalnız senin için yaşadım, yaşıyorum, yaşayacağım. Emin ol ki, her yapacağım şey, yalnız senin içindir”."


- Naciyem Ruhum Efendim



109. "Kavramları oldukça zengin olan divan edebiyatında boyun serviye, kirpiklerin oka, yüzün aya benzetilmesinin yanısıra, kadın göğüsleriyle portakal ve turunç gibi meyveler arasında bağlantı kurulmuş, bu durum sonuçta güftelere de aksetmiştir."


- Osmanlı'da Seks



110. "Abdülmecit Efendi, Sultan Vahdettin’in İstanbul’u terk etmesinden sonra demeçlerinde onun hakkında “hain” sözünü kullanan tek hanedan mensubu olacak ve karşılıklı kırgınlıkları sonraları, kendisinin de uğradığı, sürgünün en sıkıntılı günlerinde bile devam edecektir."


- Şahbaba



111. "O günlerin Türkiyesinde cam temininde zorluk vardı; sıkıntı Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikaları'nın 1934'te kurulmasından sonraki senelerde de devam etmiş, rahatlama ancak 1960'lardan sonra yaşanmaya başlamıştı...
Yaşları müsait olanlar 1980'lere kadar şişe ile satılan hemen her maddeyi alırken depozito ödendiğini, milletin depozitoyu geri alabilmek için su, süt ve meşrubat şişelerinin peşinden koşuştuğunu ve depozitosu olmayan içki şişelerinin bile kiloyla satıldığını rahatça hatırlayacaklardır..."


- Atatürk’ün Mutfağı



112. "-Paşa, paşa, şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin... Bunları unutun, dedi. Asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa, devleti kurtarabilirsin!

Bu son sözlerden hayrete düştüm. Acaba Vahideddin benimle samimi mi konuşuyor?..

-Merak buyurmayınız efendimiz, dedim. Nokta-i nazar-ı şâhânenizi anladım. İrâde-i seniyeniz olursa hemen hareket edeceğim ve bana emir buyurduklarınızı bir an unutmayacağım."


- Şahbaba



113. ""Seven sevdiğine iyi
niyetle de gider, kötü niyetle de..."."


- Osmanlı'da Seks



114. ""Âh Naciye! Ne olurdu, seninle beraber olsaydım.""


- Naciyem Ruhum Efendim



115. ""Devr-i istibdatta söz söylemek memnu idi
Ağlatırdı ağzını açsan hükumet ananı
Devr-i hürriyetteyiz, sanma değişti kaide
Söyletirler evvela sonra s....ler ananı" dörtlüğü ile İttihat ve Terakki'nin muhaliflere muamelesini kastediyordu."


- Enver



116. "... hattâ halk Sarıkamış'taki büyük bozgunu bile öğrenemedi ve onbinlerce can kaybından ancak seneler sonra haberdar olunabildi. Bu yeni istibdat ile Sultan Hamid'in istibdatı arasında önemli bir fark vardı: Abdülhamid döneminin muhalifleri sadece sürgüne gönderilir; can kaybı, idam yahut siyasî cinayet pek bilinmezdi ama İttihad ve Terakki zamanında muhalifler, özellikle de muhalif gazeteciler artık ardarda katlediliyor, üstelik cinayetlerin failleri de hep meçhul kalıyordu!"


- Enver



117. "İzmir, Konya yahut Diyarbakır şimdi bizler için ne ifade ediyorsa Mekke, Selanik, Trablus ve daha birçok uzak diyar, o zamanın insanının gözünde öyle, yani memleketin şehirlerinden biri idi."


- Enver



118. "İstanbul'da kayıtlı ilk fahişelere Kanuni
Süleyman zamanında rastlanıyor ama jigololar daha da önce ortaya çıkıyor: Yavuz Selim'in iktidar yıllarında... Bali Bey, dönemin millî kahramanıdır. Fetihler yapmış bir aileden gelmektedir. Cesaretiyle, muharebe planları hazırlamaktaki ustalığıyla ve kazandığı zaferlerle halkın gönlünde taht
kurmuştur. Ama karısından dertlidir... Büyük bir servetin sahibi olan kadın varını-yoğunu genç erkeklerle yemekten başka bir şey yapmamaktadır. Bali Bey Semendire beyi iken karısı Üsküp'te oturmakta ve gününü bir delikanlıyla beraber geçirmektedir. Dedikodular artınca evi basılır, sevgilisiyle beraber "aradan kılıç geçmeyecek" vaziyette yakalanıp kadı'nın önüne çıkartılır. Delikanlı, kadınla olan yasak aşkını itiraf eder,"Bana para veriyor, şık elbiseler alıyordu..."gibisinden sözler söyler ve böylelikle, tarihlere İstanbul'un ilk jigolosu olarak geçer. Ama Bali Bey'in karısının, ortaya yeni çıkan bu meslekte taraf olması, Bey'in mahkemeyi izleyen
yakınlarının kanına dokunur. Kadı kararını tam açıklayacağı sırada, mahkeme
salonundakilerden biri kılıcını çeker, önce delikanlıyı biçer, peşinden de altı kişiyi, basılan evin kapıcılarını ve hanıma erkek bulmakla görevli kadınları, kadı efendinin gözleri önünde doğrar."


- Osmanlı'da Seks



119. ""Talih bana öyle müsait şartlar hazırlamış ki, kendimi onların kucağında hissettiğim zaman ne kadar bahtiyarlık duydum, tarif edemem. Nezâretten çıkarken heyecandan dudaklarımı ısırdığımı hatırlıyorum. Kafes açılmış, önümde geniş bir âlem, kanatlarını çırparak uçmaya hazırlanan bir kuş gibi idim.”"


- Bir Devlet Operasyonu: 19 Mayıs



120. ""Ölümle defalarca o kadar burun buruna geldim ki, şimdi yaşadığım bu günler bana bir çeşit hediyeymiş gibi geliyor""


- Enver



121. ""...Hayattan o kadar bizârım (usanmışım ki)... Mefkûrem, emellerim, saadetim, her şeyim ...bir çift mavi göze bağlanmıştı. Ben bugün saadeti ondan bekliyordum, halbuki o beni fırlattı, attı. Hem nereye? Elem deryasına!""


- “Sizi Serbest Bırakmayı Muvafık Bularak Tatlîk Ettim!”



122. "Tarih sahnesine girişini II. Abdülhamid’in kardeşi Mediha Sultan ile evliliğine borçlu olan Damat Ferid Paşa Türkçenin Latin alfabesiyle yazılmasını ilk isteyenlerden biridir. Baltalimanındaki sarayındaki bahçıvanlar bu hareketleri yüzünden ve devamlı birbirine vurup çatır çatır sesler çıkarttığı manikürlü uzun tırnaklarıyla rugan ayakkabılarına bakarak “Gavur Paşa” diye bahsetmektedir ondan."


- Şahbaba



123. "“Omuz üzerine konulan buse: Uzun ve devamlı olursa, büyük bir şehvete alâmettir.

Parmak ucundan öpüş: Mahcuplar busesidir.

Elden öpüş: Bir hürmet eseridir.

Saçlardan öpüş: Telâşlı muhabbet busesidir.

Gerdandan öpüş: Asabî bir kadın için müşevveş (belirsiz, karmakarışık) bir busedir.

Enseden öpüş: Bir ibtilâ-i mecnunaneye (delice düşkünlüğe), şiddetli arzu ve hevese dalâlet eder.

Gözlerden öpüş: Lâtif ve halisanedir…”"


- Osmanlı'da Seks



124. "Atatürk'ün şahsi harcamaları Cumhurbaşkanlığı bütçesinden değil, mutlaka şahsi hesabından ödenmiş ve gerek Çankaya'nın Genel Sekreterliği, gerekse de Özel Kalem bu harcamaların yanlışlıkla resmi bütçeden karşılanma­ması için azami dikkat göstermişlerdir."


- Atatürk’ün Mutfağı



125. "Avrupa'nın dünya savaşından mağlup çıkan ülkeleri, yenilginin sorumluluğunu başlarındaki hanedanlarda buldular; tahtlar peş peşe devrildi ama Türkiye'de sorumluluk hanedana ve padişaha değil, iktidardaki İttihad ve Terakki Partisi'ne çıkartıldı."


- Enver



126. "Mehmet Vahdettin, Abdülmecid'in 42 çocuğunun sonuncusuydu."


- Şahbaba



127. "‘’...Ben de bütün ruhumla mevcudiyetimle yalnız senin için yaşadım, yaşıyorum, Yaşayacağım. Emin ol ki, her yapacağım şey yalnız senin içindir.’’"


- Enver



128. "“Biz Türkler bütün kültürümüzü Fransa ile İngiltere’den aldık.”
Son Osmanlı Halifesi Abdülmecid Efendi"


- Şahbaba



129. "" Zaferler ne kadar bizim ise, mağlubiyetler de aynı şekilde bizimdir ve o mağlubiyete sebebiyet veren hataların tekrar edilmemesi için bilinmeleri, hatırlanmaları şarttır.""


- Enver



130. ""Bu ülkeyi sorgulama yeteneği olan gençler lazım. Çeyizi kitapları olan kadınlarla evlenin kardeşim. Böyle bir nesli ancak onlar yetiştirir.""


- Neslişah



131. "İşte rûhum, kalbim mağmum ve senden haber alamadığından pek müteessir olduğum halde halka karşı gülmek ne tuhaf şey."


- Naciyem Ruhum Efendim



132. "Suriye, Filistin ve Hicaz'da:
-Türk müsünüz?
Sualinin bir çok defalar cevabı:
-Estağfirullah! idi.
-Bu kıtaları ne müstemlekeleştirmiş, ne de vatanlaştırmıştık. Osmanlı İmparatorluğu buralarda ücretsiz tarla ve sokak bekçisi idi"


- Enver



133. "Müneccimlerin gözünde insanın hayatında iki önemli an vardır ve her şey kişiyi etkisi altında tutan yıldızın bu anlardaki durumuna bağlıdır: Nuhus zamanı ve kıran zamanı denir buna... Birincisi iyi, öbürü kötüdür onlara göre. Nuhus anında yıldız en yüksek yerine yerleşmiş, iyiye doğru gidiş başlamıştır kaderde. Artık baht kapıları ardına kadar açılacak ve hiç durmadan yükselecektir insanoğlu...
Kıran zamanı, tam tersidir bunun. Yıldız düşmüş, aşağılarda bir yere inmiş, kader fenalığa meyletmiştir. Mani olmanın yolu yoktur, zira her ayrıntısı önceden yazılı olan istikbal, o yazının dışına asla çıkamaz. "Kıran girdi” sözü, buradan gelir..."


- Şahbaba



134. "Sevgilim, sen ve yavrularım dua ederseniz inşaalah bu başlayan büyük işten kemal-i muvaffakiyetle çıkarım.
(Naciye Hanıma 25 Ocak 1922 tarihli mektubundan)"


- Enver



135. "Söğüt'ten elde kılıçla çıkıp Viyana'ya kadar gidenlerin torunuyduk. Türkiye'nin fenalığını nasıl düşünürdük. Ama memlekete 600 sene hizmet ettikten sonra bir gecede kovulduk. Diş değiştirirken kovuldum ,saçlarıma ak düştüğünde dönebildim.
Emine Makbule Osmanoğlu"


- Son Osmanlılar



136. ""Beni senin mavi gözlerinden hiçbir kuvvet ayıramaz... Benim mini mini kalbim bir mâbettir. Orada bir ışık yanar. Ona Mustafa Kemal aşkı derler. Ben yalnız onunla ve onun için yaşayan bir mahlûkum.”"


- Sizi Serbest Bırakmayı Muvafik Bularak Tatlik Ettim!



137. "Saat- Gram Cinsi
Dakika
____________________________________
06.00 150 Sütlü kahve 6 kaşık glikoz
08.25 150 Sütlü çay 5 kaşık glikoz
11.05 150 Yulaf poriç
13.05 150 Süt 6 kaşık glikoz
15.10 150 Çorba
17.15 150 Elma suyu 4 kaşık glikoz
18.35 - 1 buz
900 YEKÛN"


- Atatürk’ün Mutfağı



138. "Bu kitaplarda ilişki, çoğunlukla erkekler açısından ele alınır. Kadınlar, ikinci plandadır."


- Osmanlı'da Seks



139. "Naciye! Seni biraz hoşnut edecek bir şey aklıma gelse adeta çocuk gibi seviniyorum."


- Naciyem Ruhum Efendim



140. "Tarihte iz bırakmış şöhretler pek yalnız sayılmazlar; etrafları bir dost, hayran yahut dalkavuk grubu ile çevrilidir ama çoğunun iç dünyasına yalnızlık hâkimdir."


- Enver



141. "Cennetteki huriler, mesela Yazıcıoğlu'na göre, "göbekten yukarısı güzel oğlan, aşağısı el değmemiş kızdır. Işıkla karışmış bir haldedirler. Kaşları, kirpikleri, saçları vardır ama vücudlarında kıl yoktur."


- Osmanlı'da Seks: Sarayda Gece Dersleri



142. "Nişanlarımı sökerken hissettiğim ufak bir teessür büsbütün zail olmuştu. Vakıa, artık eski tahayyülatım gibi memlekete hadim iyi bir asker olamayacaktım. Çünkü bu andan itibaren hiç idim. Dağda ise kim bilir hangi kurşunla vurularak asi diye cesedim bir köşeye atılacaktı. Fakat, memnun idim. Çünkü, şimdiye kadar memlekete esaslı bir fayda temin edemeden on defa âdeme mahkum olup kurtulan hayatımı bu kere hakikaten vatan selameti yolunda sarf edecektim. Binaenaleyh, ‘Elbet bir gün gelecek beni rahmetle yad eden bulunacaktır’ diyordum…"


- Enver



143. ""Büyük Gazi! Yaşa.. Varol! Canınla, başınla sevdiğin Türk Milleti, senin dinmek bilmeyen menba-ı dehandan kana kana içsin. Sensizliği kimsecik tatmasın. Fecidir... ""


- Sizi Serbest Bırakmayı Muvafik Bularak Tatlik Ettim!



144. "“Kadınları asla dövmemeli, hatta gül ile dokunmalıdır.
En nazik ve rakik bir isim ararsanız, o da kadındır.
Kadınsız en muhteşem salon, zindan gibidir...”"


- Osmanlı'da Seks



145. "“…Bana yaz, sık yaz ve yalnız benim için yaşa. Eline istemediğim bir el bile sürülmesin. Kendini benim için sakla. Ben de bütün rûhumla, mevcudiyetimle yalnız senin için yaşadım, yaşıyorum, yaşayacağım. Emin ol ki, her yapacağım şey, yalnız senin içindir”"


- Naciyem Ruhum Efendim



146. "TV'deki sunucu, tüm ciddiyetiyle ve Osmanlıca kelimelerin üzerine basa basa, icra edilecek eserin anonsunu yapmaktadır: "...Şimdiii, Doktooor ..... yönetimindeki Klasik Koro'dan, Küçük Mehmed Ağa'nın Evcara Beste'sini dinleyeceksiniz. Musikimizin şaheserlerinden olan bu bestenin güftesi, şöyle azîîîz dinleyiciler:

"Gelince hatt-ı mû-anber o meh cemâlimize,
Yazıldı mebhas-i sevda, kitâb-ı hâlimize...".

Ancak programın ne yapımcısı, ne sunucusu, ne de koronun şefi, musikimizin bu "şaheseri"nin ağdalı Osmanlıcayla olan sözlerini günümüz Türkçesiyle veremez. Veremez, zira bunu yapmaya kalksa, ekran başındaki milyonlarca kişinin gözünün içine baka baka "O ay yüzlü sevgilimizin sakalları çıkmaya başlayınca, halimizi anlatan kitaba sevda bahisleri yazıldı" demek zorundadır ki, dedirtmezler."


- Osmanlı'da Seks



147. "Kan, gözyaşı ve çeşit çeşit kayıplar getiren savaş dört sene boyunca devam etti, sadece cephelerde değil, şehirlerde ve hattâ pâyitaht İstanbul'da büyük sıkıntılar yaşandı, halk ekmek yerine süpürge tohumu yedi, kavrulup öğütüldükten sonra kaynatılan nohutu da kahve niyetine içti."


- Enver



148. "Abdülhamid 'in politikası, olabildiğince az kaybetmek idi."


- Son Osmanlılar



149. "Bana yaz, sık yaz ve yalnız benim için yaşa. Eline bir istemediğim el bile sürülmesin.
Kendini benim için sakla.
Ben de bütün ruhumla, mevcudiyetimle yalnız senin için yaşadım, yaşıyorum, yaşayacağım...
Emin ol ki, her yapacağım şey yalnız senin içindir."


- Naciyem Ruhum Efendim



150. "…Ah Naciye’m,Allah kısmet eder şu Moskofları ezersem o vakit cicimi açık alınla kucaklarım, inşallah da böyle olur. Korkmasam, acaba annem ne diyor diye sorsam, fakat yine darılısınız diye korkuyorum."


- Enver



151. "Avrupa'nın dünya savaşından mağlup çıkan ülkeleri, yenilginin sorumluluğunu başlarındaki hanedanlarda buldular; tahtlar peş peşe devrildi ama Türkiye'de sorumluluk hanedana ve padişaha değil, iktidardaki İttihad ve Terakki Partisi'ne çıkartıldı."


- Enver



152. "Gelecekteki bütün başarıları ile zaferlerini Naciye’sine ithaf, hatta hediye edecekti ve sadece bu yüzden bile dönüş diye bir şey sözkonusu olamazdı. Naciye'nin yanına başladığı işi yarım bırakmış, muvaffak olamamış şekilde gidemezdi!
Dolayısı ile başladığı işi devam ettirip her nasıl olursa olsun nihayete erdirmeye mecburdu! Güç dengelerinin ve uluslararası vaziyetin ne şekil aldığını farkedemeyip bir andan sonra her şeyi yanlış değerlendirse bile kalmak ve mücadelesini ya zafere ulaşarak yahut canını vererek noktalamak zorundaydı…
Ve, öyle yaptı! Dönmedi, muvaffak olma azmiyle giriştiği macerasını zaferle değil, tüfekli süvarilerin önüne yalınkılıç ve intihar edercesine atılarak hayatı ile noktaladı!"


- Enver



153. "Tarihin bir garip cilvesi olacak. Vahdettin’i İstanbul’dan Malta’ya götüren Malaya zırhlısı, tam 16 sene sonra, 1938 Kasım’ında bir başka görevle yeniden İstanbul’daydı. İngiliz donanma bakanlığı son Türk imparatorunu gurbete taşıyan gemiye bu defa ilk Türk cumhurbaşkanının cenaze merasimine refakat vazifesi vermiştir."


- Şahbaba



154. "Atatürk'ün şahsî harcamaları Cumhurbaşkanlığı bütçesinden değil, mutlaka şahsî hesabından ödenmiş ve gerek Çankaya'nın Genel Sekreterliği, gerekse de Özel Kalem bu harcamaların yanlışlıkla resmî bütçeden karşılanmaması için azamî dikkat göstermişlerdir."


- Atatürk’ün Mutfağı



155. "“Çünkü kadının göğsü, saadet uykusunun yastığıdır...”"


- Osmanlı'da Seks



156. "Ben tarihçi değilim... Memleketiyle birlikte bedenen ve ruhen yıkılmış bahtsız bir hükümdarın kızıyım...(Sabiha Sultan)"


- Şahbaba



157. ""Ah! Naciye ne olur, hergün ağlasam da senin yanında dizinin dibinde bulunsam.""


- Naciyem Ruhum Efendim



158. "Biz Anadolu köylüsünü dindar, mutaassıp bilirdik. Halbuki bu gördüklerim sadece cahildiler."


- Enver



159. "Avrupa'nın dünya savaşından mağlup çıkan ülkeleri, yenilginin sorumluluğunu başlarındaki hanedanlarda buldular; tahtlar peşpeşe devrildi ama Türkiye'de sorumluluk hanedana ve padişaha değil, iktidardaki İttihad ve Terakki Partisi'ne çıkartıldı."


- Enver



160. "Sensizlik bu ne büyük bir mahrumiyet..."


- Sizi Serbest Bırakmayı Muvafik Bularak Tatlik Ettim!



161. "Atatürk'ün şahsi harcamaları Cumhurbaşkanlığı bütçesinden değil, mutlaka şahsi hesabından ödenmiş ve gerek Çankaya'nın Genel Sekreterliği, gerekse de Özel Kalem bu harcamaların yanlışlıkla resmi bütçeden karşılanmaması için azami dikkat göstermişlerdir."


- Atatürk’ün Mutfağı



162. "İşte Naciyeciğim, bugün de geçti."


- Naciyem Ruhum Efendim



163. "“Memleketimizden çıkın…”"


- Naciyem Ruhum Efendim



164. "Milyonlarca evrakın yeraldığı Başbakanlık Osmanlı Arşivleri'nde bugün Sultan Vahideddin'le ilgili işe yarar tek bir siyasi belge bulunmuyor. Varolanlar sadece nişan tevcihi, cülûs yıldönümü kutlaması yahut doğum günü tebriki gibisinden beşinci, onuncu derecedeki protokol yazışmaları... İşin vahim tarafı, arşivlerde bulunması gereken siyasi belgelerin şimdi nerede olduğunu kimselerin bilmemesi.
Tarihin eksik şekilde kaleme alınmasıyla neticelenen böyle bir bilinmezlik karşısında söylenecek birkaç kelime var : Ayıp, yazık ve günah!.."


- Şahbaba



165. ""Hep senin için düşündüklerimi bilsen. Acaba birgün bütün dünyayı ayaklarının altına getirip, yığamayacak mıyım?""


- Naciyem Ruhum Efendim



166. "Bilmem ki cidden bu kadar sevilmeye neden müstehaksın?"


- Naciyem Ruhum Efendim



167. "Enver,
Bana gel diyorsun fakat düşünmüyorsun ki yaşadığım bir muhit eski İstanbul değil, bir cehennemdir. Muhakkar, metruk bir kadının yardımcısı Allahtan başka kimse olamaz...

Naciye Sultan,1919"


- Enver



168. "Yüzyıllar boyunca, fuhşun en rahat şekilde ' .. yapıldığı yer, esir pazarlarıdır. Üstelik iş, dine de uygundur ... Pazara alışverişe, yani cariye satın almaya gelmiş gibi görünen erkekler esircilere bir miktar kaparo verip, beğendikleri cariyeyi evlerine götürürler. Birkaç gece beraber olur, sonra "kusurlu çıktı bahanesiyle iade ederler. Bir mal satın alınmadan önce denenebileceğine ve cariye şeriat açısından erkeğin malı olduğuna göre, ortada dini açıdan bir mahzur yok gibi görünmektedir."


- Osmanlı'da Seks: Sarayda Gece Dersleri



169. "Sultan Vahideddin'in 1861'in 4 Ocak'ında Dolmabahçe Sarayı'nda atmaya başlayan, 65 sene boyunca yapayalnız kalan ve hiçbir dosta sahip olmadan çarpan kalbi, 15 Mayısı 16 ya bağlayan geceyarısından hemen sonra, San Remo' daki Manolya Villası'nın küçük salonunda aniden duruverdi."


- Neslişah



170. "“Omuz üzerine konulan buse: Uzun ve devamlı olursa, büyük bir şehvete alâmettir.

Parmak ucundan öpüş: Mahcuplar busesidir.

Elden öpüş: Bir hürmet eseridir.

Saçlardan öpüş: Telâşlı muhabbet busesidir.

Gerdandan öpüş: Asabî bir kadın için müşevveş (belirsiz, karmakarışık) bir busedir.

Enseden öpüş: Bir ibtilâ-i mecnunaneye (delice düşkünlüğe), şiddetli arzu ve hevese dalâlet eder.

Gözlerden öpüş: Lâtif ve halisanedir…”"


- Osmanlı'da Seks



171. "...Cimanın hey'et-i şekli hasebiyle etvân (cinsel ilişkinin görüntü açısından biçimleri) altı tavır üzerine mukassemdir (altıya ayrılmıştır):
1. İstilka (yatarak yapılan cinsel ilişki)
2. Kuud (oturarak yapılan cinsel ilişki)
3. Iztıca (yan yatarak cinsel ilişki)
4. İntiba (yüzüstü yapılan cinsel ilişki)
5. İnhina (eğilerek yapılan cinsel ilişki)
6. Kıyam (ayakta yapılan cinsel ilişki)"


- Osmanlı'da Seks



172. "İzmir, Konya yahut Diyarbakır şimdi bizler için ne ifade ediyorsa Mekke, Selanik, Trablus ve daha birçok uzak diyar, o zamanın insanının gözünde öyle, yani memleketin şehirlerinden biri idi."


- Enver



173. "Mustafa Kemal ile Enver Paşa’nın aralarının nasıl olduğu senelerden buyana tartışılır ve hep merak konusudur: Enver, Mustafa Kemal’i kıskanır mı idi; yahut Mustafa Kemal’in Enver’in makamında gözü mü vardı?
Her iki paşayı konu alan bu şekilde tartışma veya mukayese tuhaftır; paşaların konumları tamamen farklıdır ve mukayese temel teşkil edecek bir zemin de mevcut değildir."


- Enver



174. "Her şeyi bırakıp dizinin dibine gelerek yalnız seninle, senin için yaşayayım."


- Naciyem Ruhum Efendim



175. "Çok sık cinsel ilişkide bulunup hele soğuk suyla boy abdesti alanlar, sakın ses sanatçısı olmaya özenmesinler, zira sesleri giderek bozulacak...
Bunu, 500 sene öncesinin bir müzik bilgini söylüyor...
Ahmed oğlu Şükrullah, 1380'li yıllarda, Çemişgezek civarında doğmuş, genç yaşında Osmanlılar'ın hizmetine girmiş, İkinci Murad'ın yakın adamlarından olmuş, uzun yıllar devlet hizmetinde bulunmuş... Ne zaman öldüğü ise bilinmiyor..."


- Osmanlı'da Seks



176. "Seni dünyada henüz hissedilmemiş büyük bir muhabbetle seven."


- Naciyem Ruhum Efendim



177. ""...Vaziyet o hâle geldi ki, günün birinde eskiden Gazi neden hoşlanıyorsa ondan hoşlanmamaya, Gazi kimleri seviyorsa onları sevmemeye, onlara adeta düşman olmaya ve bir takım hırçınlıklara başladı. Günler geçtikçe bu hırçınlıklar artıyor ve Lâtife Hanımefendi, Gazi Mustafa Kemal ile değil de herhangi alelâde bir adamla evlenmiş gibi nâhoş ve acaip muameleleri ile kolay tahammül edilebilir olmaktan çıkmaya başlıyordu.""


- “Sizi Serbest Bırakmayı Muvafık Bularak Tatlîk Ettim!”



178. "Çiçekler rüzgârın burudeti (soğukluğu), kadınlar erkeklerin ihaneti ile solarlar."


- Osmanlı'da Seks



179. "Zaten mukadder olan ölümden korkarak köpek gibi yaşarsak hem geçmişlerimizin, hem de geleceklerimizin lanetlerine müstehak oluruz. Halbuki kurtuluş için ölmeyi göze alırsak hem biz, hem de bizden sonrakilerin hür ve bahtiyar olmasını temin etmiş oluruz."


- Enver



180. "Of Beni ne kadar üzdün. Sana hitap edecek, zulmünü yüzüne çarpacak söz bulamıyorum. Zâlim, zâlim, zâlim bin defa, yüz defa, milyon defa zâlim."


- Naciyem Ruhum Efendim



181. "Binâenaleyh, 'Elbet bir gün gelecek, beni rahmetle yâdeden bulunacaktır' diyordum..."


- Enver



182. "Gerçi biz vicdanlarımıza karşı mahkum değiliz. Çünki biz milletimizi kurtarmak ve yurdumuzu yükseltmek istedik fakat talih bize yar olmadı."


- Enver



183. "Sultan Vahideddin'in kızı Sabiha Sultan'ın, hükümdarın Mustafa Kemal Paşa'ya bakışı ve Samsun'a gidiş konusunda yazdıklarını okuyalım.
Memleketin en feci durumunda başa geçen babam, mücadelenin ancak Anadolu'da devam edebileceğine inanmış ve Mustafa Kemal Paşa'yı bu işi başarabilecek tek insan saydığından Anadolu'ya kaçmaya teşvik etmiştir. Bunu bize söylediği gibi, bu kararlaşınca yanından çıkıp yaverler odasına giren başyaver Naci Paşa diğer yaverlere bunu gizlice tebşir etmiş (müjdelemiş) ve 'Hele şükür, efendimiz, Mustafa Kemal Paşa' yı Anadolu'ya geçmeye ikna etmişler! ' demiştir.
Aralarında konuşup mutabık kaldıkları hususlar vardı:
Evvelâ birbirlerini tanımıyor, mutabık kalmamışlar, ayrı ayrı iş göreceklermiş gibi hareket edilecek; iş hangi yönden selâmete götürülürse sonra birleşecekler. Yegâne gaye vatanın selâmeti, kurtulması ve istiklâli olacaktı.
Babam sonradan Mustafa Kemal Paşa'nın sözünü tutmadığından, kendisini ve imparatorluğu hain insanlar gibi göstermesinden çok ama çok müteessir olmuş ve bunu asla ama asla hazmedememiştir...
-'Biz herşey olabiliriz. Cahil, tecrübesiz, hatalı bir siyasete kapılmış olabilir ve zararlar da verebiliriz amma Osmanoğlu olarak nasıl vatan haini olabiliriz? Bizi en iyi tanıyan Mustafa Kemal Paşa bunu nasıl söyler!' der, derin bir keder içinde kavrulurdu. Netekim bu keder o kadar devamlı olmuştur ki, bir gece beyninde bir damar kopması hayattan kendisini ayırmıştır."


- Şahbaba



184. ""Elemim ve ıstırabım derindir. Bana müsaade et... Çıkayım, bütün cihâna şu hakikati söyleyeyim: 'Benim mini mini kalbim bir mâbettir. Orada bir ışık yanar. Ona Mustafa Kemal aşkı derler. Ben yalnız onunla ve onun için yaşayan bir mahlûkum. Benim yolum yalnız onun göstereceği yoldur' diye bağırayım!""


- “Sizi Serbest Bırakmayı Muvafık Bularak Tatlîk Ettim!”



185. ""Devr-i istibdatta söz söylemek memnu idi
Ağlatırdı ağzını açsan hükümet ananı
Devr-i hürriyetteyiz, sanma değişti kaide
Söyletirler evvela sonra s .... ler ananı""


- Enver



186. "“Kadın, üzümü tatlı bir bağdır. Hem besler, hem mest eder. Sermestlik hoş, bedmestlik pek boştur...”"


- Osmanlı'da Seks



187. "Aralarındaki ilk anlaşmazlık, daha doğrusu ilk çatışma, Mustafa Kemal'in arkadaşı ve cumhuriyetin ilânından sonra başbakanı olan
Fethi Bey'in (Okyar) teşviki ile 1907 sonbaharında Selânik'te Ittihad ve Terakki'ye katılmasından hemen sonra çıkmış ve Mustafa Kemal'i bünyesine alan ama ondan pek hoşlanmayan Parti, genç subayı bir müddet sonra müfettişlik gibi bir vazife ile Libya'ya göndermiş, yani merkezden uzaklaştırmıştır."


- Enver



188. "''Ah Naciye! Senin yalnız benim olmanı ve yalnız benim sana bakınca başkalarının nazarı altında istihzaya duçar olmamanı en büyük emelim olarak senden rica ederim.''"


- Naciyem Ruhum Efendim



189. "Suriye, Filistin ve Hicaz'da :
-Türk müsünüz ?
Sualinin bir çok defalar cevabı :
-Estağfurillah! idi.
-Bu kıtaları ne müstemlekeleştirmiş, ne de vatanlaşdırmıştık. Osmanlı İmparatorluğu buralarda, ücretsiz tarla ve sokak bekçisi idi."


- Enver



190. "...Ankara Meclisi'inde Mustafa Kemal'e muhalif hizipler mevcuttu. Yeşil ordu diye bilinen Halk Zümre'sinin içerisinde eski İttihadçılar, Enver'in Rusya'daki faaliyetlerini yakından takip ediyorlardı. Grubu denetimine almak isteyen Mustafa Kemal bazı üyelere Türkiye Kominist Fırkası'nı kurdurmuş, buna karşılık olarak 7 Aralık 1920'de Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası'nı örgütleyen grubun diğer bazı ittihadçı mensuplarını da ezmişti."


- Enver



191. "Of!Beni ne kadar üzdün.Sana hitap edecek,zulmünü yüzüne çarpacak söz bulamıyorum."


- Naciyem Ruhum Efendim



192. "Ama bu izdivaç yürümedi..."


- Sizi Serbest Bırakmayı Muvafik Bularak Tatlik Ettim!



193. "Osmanlı hanedanı, özellikle de son padişahlar üzerine bugüne kadar yapılan yayınlar, genellikle iki amaca dayanıyordu: Ya medhederek göklere çıkarmak, yahut ağır şekilde eleştirmek."


- Son Osmanlılar



194. "Mustafa Kemal onun gözünde devletin kurucusu yahut Cumhurbaşkanı değil, sadece bir ağabeydir"


- Makbule



195. "Çocuklara gönül veren müzisyen sabırlı olmalıdır... Sevgili küçüktür, henüz yaşı gelmemiştir. Büyümesini bekler, geçen bu uzun sürede bir yandan onu gizlice izler, bir yandan da özlemini bastırmaya çalışır, sevgili uygun bir yaşa gelince de hemen yanına koşup arzusunu söyler, ama genellikle isteğini elde edemez."


- Osmanlı'da Seks



196. "“Bugün de sizden mektup almak ümidim boşa çıktı, fakat geçen her gün mektup alma zamanını bir gün daha yaklaştırdığından müteselli olmaya çalışıyorum.”"


- Naciyem Ruhum Efendim



197. "12 yaşından yukarı erkeklerin sürgüne çıkması için 24 saat süre verildi. Kadınlarla çocuklar 1 hafta daha kalabileceklerdı. 12 yaşındaki bir çocuğun ihtilal yapmasından korkuyorlardı herhalde."


- Son Osmanlılar



198. "İttihatçıların temel politikası, yeni bir ulus-devletin ortaya konmasıdır."


- Enver



199. "Âh! Naciye, günler ne kadar parlak ve güneşli. Benden başka hemen her yer gülüyor, güneş de benim kara günlerimi beyhude aydınlatmaya çalışarak, sabahtan akşama kadar etrafımda dönüyor, dolaşıyor, inşallah muvaffak olur."


- Naciyem Ruhum Efendim



200. "“Bugün de sizden mektup almak ümidim boşa çıktı, fakat geçen her gün mektup alma zamanını bir gün daha yaklaştırdığından müteselli olmaya çalışıyorum.”"


- Naciyem Ruhum Efendim



201. "Osmanlı döneminde, cinselliği konu alan basılı yayınların ortaya ilk çıkışı, İkinci Abdülhamid dönemidir. Bu kitapların furya halini aldığı ve cinsel yayın hürriyetinin yaşandığı yıllar ise, Abdülhamid'i deviren İttihat ve Terakki'nin iktidarına rastlar.
Önceleri, Tıbbiye-i Şahane öğrencileri için Avrupa başkentlerinde yetişmiş hocalar tarafından kaleme alınmış tıp kitapları görünür. Bunlar, zamanla yan bilimsel hale gelirler.
Mesela, Dr. Nazım Şakir'in 1910'da çıkan "Aşk-ı Marazî"si... Önsözde, "sevdaperestleri tehlikelerden korumak ve sevgiyle birlikte görülen bazı sapıklıkları öğretmek için kaleme alındığı" söyleniyor, sapıklıklar "eblehlerin sapıklığı, delilerde görülen sapıklıklar, fetişist aşk, hayvanlarla ilişki, sadist aşk, mazoşist aşk, oranist aşk, tıfıl aşıkları, kıskançlıklar, hastalıktan doğan cinayetler" halinde sıralanıyor."


- Osmanlı'da Seks



202. "Birbirlerinden hoşlandıkları pek söylenemez ve hoşlanmadıkları da zaten bir gerçektir. İkisi de hırslıdır, gençliklerinden itibaren daima yükselme hevesi içerisindedirler ama Enver'in yıldızı önceden parlamış, Mustafa Kemal oldukça geride kalmış ve talih çizgisi ancak önündeki yıldızın, yani Enver'in parlaklığının sönmeye başlaması ile yükselmeye başlamıştır."


- Enver



203. ""Bana yaz, sık yaz ve yalnız benim için yaşa. Eline bir istemediğim el bile sürülmesin. Kendini benim için sakla. Ben de bütün rûhumla, mevcudiyetimle yalnız senin için yaşadım, yaşıyorum, yaşayacağım. Emin ol ki, her yapacağım şey yalnız senin içindir."

Enver Paşa | 7 Kasım 1921 Buhara"


- Naciyem Ruhum Efendim



204. "İnsan elinde olduğu zaman saadetin kıymetini bilmiyor."


- Naciyem Ruhum Efendim



205. "Hulûsi Köymen, CHP'den Kars Milletvekili Hüsameddin Tugaç'ın soru önergesini cevaplarken, 1 Eylül 1939 ile 7 Mayıs 1945 arasında, yani ikinci Dünya Savaşı'nın başlayıp sona erdiği 5 yıl 9 ay 7 gün zarfinda Türk Silâhlı Kuvvetleri'nden 22 bin 663 subay, gedikli, er ve öğrencinin hayatını kaybettiğini, bu sayının sadece hastahanelerde muhtelif hastalıklardan ölenleri gösterdiğini, izinli olarak memleketlerine ve evlerine gidip orada ölen asker vatandaşların sayıya dahil olmadığını söyledi.

Türkiye girmediği bir savaşta bu kadar şehit vermişti ama Hulûsi Köymen'in açıklaması, kasalar meselesinde yaşanan toz-duman arasında pek kimsenin gözüne ilişmemişti ve hâlâ da ilişmiyor..."


- Reddimiras



206. "Program, Küçük Mehmed Ağa ile devam eder ve bu 18. yüzyıl bestecisinin bir başka eseri, örneğin Acembuselik makamındaki "murabba beste"si çalınır. Klasik koro, eserin sözlerini yazan şair Şakir Efendi'nin "yersizlikten" doğan sıkıntısını, 250 yıl sonra, huşu içerisinde yeniden terennüm etmektedir:

"Ol gonçe dehen gül gibi güldükçe demâdem
Ümmîd-i visale nice sabreylesin âdem
Bir bûselicek yer taleb ettim Acemâne
Ol meh dedi: "Şakir, be tu câ nîst ki dârem".

Sunucunun "mecburiyetten" açıklayamadığı güftede Şakir Efendi, İranlı olduğu anlaşılan sevgilisine "O gonca ağızlı güzel sevgili bir gül gibi sürekli olarak güldükçe, insanoğlu onunla yatma arzusunda nasıl sabretsin? Acemler gibi sadece bir öpüşlük yer istedim, o ay yüzlünün cevabı 'Şakir, sana vereceğim ama yer yok' oldu" demektedir."


- Osmanlı'da Seks



207. ""...Bana yaz, sık yaz ve yalnız benim için yaş. Eline bir istemediğim el bile sürülmesin. Kendini benim için sakla. Ben de bütün rûhumla, mevcudiyetimle ya senin için yaşadım, yaşıyorum, yaşayacağım. Emin ol ki, her yapacağım şey yalnız senin içindir"."


- Naciyem Ruhum Efendim



208. "Memlekete 600 yıl hizmet ettikten sonra, bir gecede kovulduk, aç kaldık,ellerımızdeki hamam taslarına kadar sattık. Ama Türkiye için bir gün bile kötu şey düşünmedik. Ailemin sonu felaket olmuştu olmasına da Türkiye kurtulmuştu. Mustafa Kemal'in muvaffakiyetlerini işittikçe sevınırdık.
Emine Makbule Osmanoğlu"


- Son Osmanlılar



209. "Memleketinden sürgün edilen her haneden kendine bir sürgün başkenti arar.."


- Son Osmanlılar



210. "İttifak yok, ittihad yok, bir felakettir gider
Aşina yok, asdika yok, bir cehalettir gider
Hayf, öyle bir gidiş ki cenneti viran eder

Bir beladan bin bela icad eden hain, yezid
Ademiyyet, din ü millet düşmanı Abdülhamid."


- Enver



211. "Orta Asya hanlıklarındaki Cedidizm siyasi alandaki ilhamını Türkiyede Jöntürk Hareketinden alacak, Sultan Abdülhamide karşı verilen mücadele Hive ve Buhara Hanlarına karşı yönetilen mücadeleye örnek teşkil edecekdi."


- Enver



212. "Mehtap pek güzel. Uzun müddet belki şu sırada sen de bakıyorsun ümidiyle gözlerinin aksini görürüm diye daldım durdum."


- Naciyem Ruhum Efendim



213. "Senin güzel gözlerini görecek bu satır benden bin misli ziyade bahtiyardırlar."


- Naciyem Ruhum Efendim



214. "Bugün bilmem, hiç neş'em yok. Havanın güzelliğine bile kızıyorum."


- Naciyem Ruhum Efendim



215. "Erkekler zaten hovarda olurlar."


- Son Osmanlılar



216. "İyi bir avukatın siyasî rengi olmaz."


- Son Osmanlılar



217. "Naciyeciğim,

Senin güzel gözlerini görecek bu satır benden bin misli ziyade bahtiyardır."


- Naciyem Ruhum Efendim



218. "Manastır'da kulunuzdan başka herkes İttihadçıdır!"


- Enver



219. ""Âh Naciye, niçin böyle talihim bana eziyet çektiriyor? Ben böyle, ya sen? Acaba bu gece ne yapıyorsun? Dün gece neredeydin..?"
...
İşte böyle. Nihayet eve döndüm ve yemekten sonra seninle bu hasbihallerden sonra yatağıma giriyorum. Kim bilir sen şu saatte ne yapıyorsun? Öyle tahmin ediyorum ki güzel yüzün yumuşacık yastığa gömülmüş olarak mışıl mışıl uyuyorsun. Tabii ki benim ılık, hafif pembeleşmiş yanaklarına koyduğum buseyi hissetmişsindir. Yavrularımı kucaklar hepinizi Allah'a emanet ederim. Rûhum."
Enver'in.
6 Mart 1921"


- Naciyem Ruhum Efendim



220. "Kısacası, "Müslüman İstanbul", cinsel yaşamın bütün
gereklerinin yerine getirildiği ve bu konuda Batı'daki çağdaşlarından
hiç de geri olmayan bir kenttir."


- Osmanlı'da Seks



221. "Osmanlı şairleri gibi, bestecileri için durum böyledir. Sevgili
erkek veya kadınmış, onlar için farketmez. Kadınlardan çektiklerinin
aynını erkeklerden de çekerler, yalvarıp yakarırlar, genelde hüsrana
uğrarlar, hayal kırıklığı yaşarlar, dertlerini ezgilerle terennüme
çalışırlar ..."


- Osmanlı'da Seks



222. ""Kabusname", cimayı konu olarak işleyen kaynakların en
eskilerinden biri. 1082 yılında, Ziyaroğulları'ndan Emir Keykavus
tarafından yazılmış Farsça ansiklopedik bir eser. İçerisinde ne
ararsanız var. Hamamda yıkanma usullerinden at cinslerine, tarladan
fazla ürün alma yollarından tüccarlığa kadar, günlük hayatta
karşılaşılacak hemen her konu işleniyor."


- Osmanlı'da Seks



223. ""Lâtife Hanım'ın söylediklerine karşılık vermeyen Mustafa Kemal Paşa o gece köşkü terketti, maiyetindeki birkaç yakını ile beraber ilerideki müştemilâta gitti ve sakinleşebilmek için bir kanepenin üzerine elbiseleri ile uzandı...
Çehresi sinirden kıpkırmızı idi ve yanındakilere 'Bu evden kaçayım, yoksa şimdi gaz döküp evi yakacağım' diyordu...
Yakacağını söylediği yer, Çankaya Köşkü idi!..""


- “Sizi Serbest Bırakmayı Muvafık Bularak Tatlîk Ettim!”



224. ""Her ne sebeple veya maksatla beni İstanbul'dan uzaklaştırmak için vesile aramışlar ve bu memuriyeti bulmuşlar. Hemen kabul ettim. Ben zaten şu veya bu suretle Anadolu’ya geçmek fırsat arıyordum. Madem ki onlar teklif ettiler, fırsattan mümkün olduğu kadar istifade etmeliyiz. "
GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK"


- Bir Devlet Operasyonu: 19 Mayıs



225. ""Ah Naciyeciğim! Karşımda, Kremlin'in muazzam kapıları vesairesiyle gördüğüm manzarayı şöylece başımızı birbirimize dayayarak sakinane seyretmek nasib olmayacak mı?""


- Naciyem Ruhum Efendim



226. "O devrin birçok kadını gibi okul görmemiş, okuma-yazmayı bile çok sonraları öğrenebilmişti. Hatıralarında okumak istediğini ama tahsil imkanından mahrum kaldığını anlatırken ağabeyini suçlar, okumasına ağabeyinin karşı çıktığını söyler ve Mustafa Kemal'in kıskanç olduğunu yazar..."


- Makbule



227. ""Kendimi kendim buldum" ..."


- Safiye



228. ""Osmanlı hükümdarları yemeklerini tek başına yerlerdi. Devletin taa ilk zamanlarından beri bu böyleydi. Geleneği bizzat Abdülmecid bozdu.""


- Şahbaba



229. "“Artık tamamen öğrendim ve inkıyâd ettim ki, hayatta insan yalnızdır. Sevdiği ve sevildiği insanlar birer geçici hayâldir.”"


- İttihadçı'nın Sandığı



230. "...İşte bir hafta oluyor ki, senden ayrı yaşıyorum. Fakat bu yaşayış ruhsuz bir vücudun dünya yüzünde kalması gibidir. Bütün düşüncem size mâtuf. Zihnim daima acaba ne yapıyorsun, nasılsınız gibi bin türlü suallerle dolu."


- Enver



231. "Halk zaten konağın önünde beklemekte ve “Yaşasın millet! Meşrutiyet! Hürriyet!” diye haykırmaktaydı."


- Enver



232. "“Bizden Belgrad’ı aldıkları zaman, düşman murahhasları Niş kasabasın da istemişlerdi, Osmanlı delegesi ayağa kalkarak:
-Ne hacet dedi, İstanbul’u da size verelim.
Babalarımız için Niş, İstanbul’a o kadar yakındı."


- Enver



233. "Türk oğluna 'Mustafa Kemal ile Vahideddin'den birini intihab et' sualini sormak günahtır. O intihabını bugün değil, Vahideddin tahtında otururken yapmış, sarayın ve saltanatın cebbar ve katil zebanisine değil, Mustafa Kemal'in ve cumhuriyetin nurlu ve rehâkâr güneşine teveccüh etmiştir."


- Şahbaba



234. "5 Ağustos 1341 (1925)

Uşşakizade Lâtife Hanımefendi'ye

Muhterem Hanımefendi,
İki buçuk senelik müşterek hayatımızda hâsıl ettiğim kat'î intibâata göre bu hayatın idâmesine çalışmakta bilhassa sizin için imkân-ı saadet bulunamayacağına yakinen ve kat'iyyen kanaat hâsıl ettigimden sizi serbest bırakmayı muvafik buldum. Talâknameyi takdim ediyorum. Hükümete de resmen keyfiyet bildirilmiştir efendim.

Türkiye Reisicumhuru Gazi M. Kemal"


- “Sizi Serbest Bırakmayı Muvafık Bularak Tatlîk Ettim!”



235. "Henüz, 41 yaşındaydı…
Macera dolu ömrünün bu son serencamı günler sonra ölüm tutanağı haline getirilecek, sararmış bir kağıda “Şehid-i muhterem Enver Paşa Hazretleri pek mukaddes ve yüksek bir maksat peşinde Buhara'da, Belcivan Vilayeti'nin Çegan isimli mahallinde 14 Ağustos 1922 günü kurban bayramının ikinci günü öğle vaktine yakın bir zamanda temiz kanını toprağa akıta akıta, kahraman ve mert bir şekilde şehadet rütbesine nail olmuştur” diye yazılıp mühürlenecekti!"


- Enver



236. "Evet, sensiz geçen perişan, yalnız hayata alışmak için ne yapacağımı ben de şaşırdım."


- Naciyem Ruhum Efendim



237. "Binaenaleyh, hariçte kalmanın maksad-ı umumimiz olan başta Türkiye olmak üzere kurtarmaya çalıştığımız İslam alemi için faydasız ve belki de tehlikeli olduğunu hissetiğimiz anda memlekete geleceğiz. İşte o kadar...

(Enver Paşanın Atatürke mektubundan)"


- Enver



238. "Âh! Şimdi beni görsen belki hiç sevmezsin."


- Naciyem Ruhum Efendim



239. "Naciyeciğim, âh! Anlamıyorum. Bütün mevcudiyetim, maneviyatım sensin. Sensiz ben hiçim."


- Naciyem Ruhum Efendim



240. "Dogrusu bu gidişle işlerin nereye varacağını tahmin edemiyorum."


- Naciyem Ruhum Efendim



241. "Şimdi bir anda her şeyden uzak bulunuyorum."


- Naciyem Ruhum Efendim



242. ""Türk kadınlara yalnız ev hizmetçiliği veren kara cahillerden iğreniyorum, nefret ediyorum... Ben eminim ki Türklük ve İslamlık, kadınlarına insanlığa mahsus bilumum hakları ver[me]dikçe hiçbir zaman bahtiyar olmayacaktır.""


- Hafız Hakkı Paşa'nın Sarıkamış Günlüğü



243. "Artık muhabbetinden vazgeçtim,fakat hiç olmazsa bana acı, acı da yalandan olsun iki satırla güya beni düşünüyormuşsun,seviyormuşsun gibi görün."


- Naciyem Ruhum Efendim



244. "Geleceği,kaderi değiştirmek imkansızdır; değiştirmeye çalışmak ise lüzumsuz…"


- Şahbaba



245. ""İttihadçı’nın Sandığı aslında bir yıkılışın ve hüznün hikayesidir.""


- İttihadçı'nın Sandığı



246. "İstanbul halkı için seks skandalları, sık rastlanan olaylardandır...

İmparatorluk tarihinin hiçbir döneminde engellenemcmiş olan yasak ilişkiler İstanbulluların diline her zaman pelesenk olmuş,"


- Osmanlı'da Seks



247. ""Eğiliver sokayım iki tutam az mıdır
Lâle ile sünbiilü başına ey nevcivan"


- Osmanlı'da Seks



248. "İttihad ve Terakki’nin R-01 torpidosu ile Türkiye’yi terk eden 8 önemli isminden sonraki senelerde sadece ikisi yatağında ölebildi, diğerleri kurşunlarla can verdiler…"


- Enver



249. "İnsana evvelden başına gelecekleri anlatsalar: ''Ben bu kadar cefaya dayanamam, bu derecede üzülmeye tahammül edemem'' diye kadere isyan eder. Fakat dayanılmayacak cefa ve üzüntü yoktur."


- Enver



250. ""Sensizlik... Ne büyük bir mahrumiyet... Bu ne büyük bir felâket! Bunu ben bütün mevcudiyetimle yaşamaktayım.""


- “Sizi Serbest Bırakmayı Muvafık Bularak Tatlîk Ettim!”

Tüm kitapları ücretsiz okuyabilir veya indirebilirsiniz! Ayrıca son kitabımız İlahi Rezonans artık raflarda! İncelemek için: