Korkunç Yıllar Kitap Bilgileri
Yazar: Cengiz Dağcı
Tahmini Okuma Süresi: 7 sa. 12 dk.
Sayfa Sayısı: 254
Basım Tarihi: Ekim 2019
Yayınevi: Ötüken Neşriyat
ISBN: 9789754370621
Ülke: Türkiye
Dil: Türkçe
Format: Karton kapak
Korkunç Yıllar Kitap Tanıtımı
Korkunç Yıllar ve Yurdunu Kaybeden Adam, Yazarın kendi hayat hikâyesine dayanan savaş romanlarıdır. Henüz öğrenci iken, askere alınan ve ikinci Dünya Savaşı'na sürülen Kırım'lı bir gencin hikâyesidir. Roman, Teğmen Sadık Turan'ın hatıraları olarak anlatılmaktadır. Almanlara karşı savaşırken, birliklerindeki Rusların zulmünü göre Sadık Turan esir düşer. Alman esaret kamplarında birbirleriyle ilgilenmeye çalışan bir avuç Türk soylu askerin ayakta kalmak için girdikleri mücadeleler anlatılır. Savaşın ve esaretin bütün acıları, karanlık yüzü bu insanların çektiklerinde yansıtılır. Otuz bin kişilik esir kampında ayakta kalabilenlerin sayısı sınırlıdır ve bir kısmı da Yahudi sanılarak Alman askerleri tarafından öldürülmüştür.
Derken, bir gün Almanların esir kamplarındaki Türk soyluları ayırarak bir birlik kuracakları ve Sovyetlerin işgali altındaki Türk yurtlarını kurtarmak üzere savaştıracakları duyulur. Şüpheler, endişeler, tereddütler, büyük bir heyecan ve ümide karışır. Rus üniformaları çıkartılır, Alman elbiseler giyilir; Türkistan Kurtuluş Lejyonu kurulmuş olur.
Ancak, ümitlerin hayal olması için fazla zaman gerekmez. Almanların savaşı kazansalar bile Türk yurtlarını kurtarmak gibi bir meseleleri olmadığını çabuk anlarlar.
Teğmen Sadık Turan, savaş sonunda, yurdunu, bütün insanlarıyla birlikte kaybetmiş, Kırım'ı ancak hayalinde yaşatabilecek olan genç insan, italya'da bir otelde otururken, bütün bu olup bitenlerden sonra yaşamak isteğini kaybediyor gibidir; içinde hayat ve umutsuzluk çarpışıyor: ""Onların boğuşması bütün varlığımı temelinden sarsıyor. Beni yavaş yavaş yıkıyor. Korkuyorum. Ben artık sokaklara çıkıp, sevdiğim insanlarla bir arada yaşayamayacağım. Elimden tutup beni dünyada gezdirecek birini araştırıyorum. Öyle biri var mı acaba? Belki var. Ya yoksa? Kalbim ve düşüncelerimle, gene de yer yüzünde her şeyi, canlıyı, cansızı yaratmış olan Allah'ıma uzanıyorum. Allah'ım sen beni bırakma. Sen beni koru Allahım.
Korkunç Yıllar Kitaptan Alıntılar
1. "Uyuyamıyorum. Niçin uyuyamıyorum. Uyursam, sabah kalktığımda, insanları ve dünyayı, bıraktığım gibi mi bulacağım?"
2. ""Allah'ım sen beni bırakma!""
3. "Ben yalnızlıktan yaşıyamıyorum. Çıkmalıyım. Kendimden, içimden kurtulup, gelişigüzel bir insan olmalıyım."
4. ""Birinin kaybettiğini başka biri bulur, sevinir...""
5. ""Hayatı bırakıp kaçmak istiyorum.""
6. ""Niçin ben , yalnız ben , ümitsiz, kolum kanadım kırık, sürükleniyorum...""
7. "İnsan, ömründe bir defa doğar, bir defa ölür! Ha şimdi, ha sonra. Ne fark var?"
8. ""Ben yalnızlıktan yaşıyamıyorum. Çıkmalıyım. Kendimden, içimden kurtulup, gelişigüzel bir insan olmalıyım.""
9. ""Doğru, yanlış; kalbimin bana emrettiğini yaptım,sevdim...""
10. "şimdiye kadar kafamda iyi düşünceler, içimde ümitler vardı. ümitle yaşadım, ümitle yürüdüm. ümitlerim birer birer kırıldı."
11. "Ben yasamiyorum: Yasamak icin savasiyorum."
12. "Uyuyamıyorum. Niçin uyuyamıyorum? Uyursam, sabah kalktığımda, insanları ve dünyayı, bıraktığım gibi mi bulacağım?..."
13. ""Türk'üm ve düşmanım sana kalsam da bir kişi...""
14. "Herkes kalbinde kendi acısını ve dünyasını taşıyor."
15. "Ben bugün hayattan kopmuşum. Onların izlerinden, kendimden, insanlardan, dünyadan korkuyorum. Ben yaşamıyorum: yaşamak için savaşıyorum. Önümde yalnız karanlık ve korku var. Ben ilerleyemiyorum. Önümdeki hayatı göremediğimden, daima geriye bakıyorum."
Korkunç Yıllar Kitap İncelemeleri
Yanlış hatırlamıyorsam ikinci Cengiz Dağcı eseriydi okuduğum. Dönüş'ü okuduğumda lisedeydim. O zaman ne hissettim bilmiyorum da şimdi sanki her damarıma bir düğüm atılmış, her hücreme bir kurşun sıkılmış gibiyim.
Gerçek bir yaşamda savaşın aldığı, alamadıklarını ise ömür boyu beyin hapsine mahkum ettiği binlerce hayati buldum.
Açlığı, inancı, direci, yaşama arzusu, vatan sevgisi ve daha bir çok olgunun hafızanıza kazinircasina işlendiği bir kitap. Okuduğunuz süre boyunca beyninize adeta mıhladığı kan donduran dramatik, vahşi ve çaresiz sahneler. Bütün bunların karışısındaysa 50 gr kurtlu samana bulanmış ekmekle gösterilebilen insan sevgisi.
Karşılıksız yapılan tek iyilik korkuyla bakmak. Şu an kavrayamadigim bir sekil de gülümsemek bile büyük bir nimet.
Hayaller ümitleri besliyor, beslenen umutlar hayatta tutuyor. 1937-1946 yokluk, çaresizlik ve savaş yılları.
Savaş ne menem bir şey, ölüm ne kadar kolaysa eve dönmek ondan daha zor.
Kırımlı bir gencin kızıl orduya subay alınışı, ikinci dünya savaşında Almanlara karşı savaşırken esir düşmesi ve Almanların Rus ordusuna karşı kullandığı Türkistan ordusuna katılarak özgür kalışı. Savas bittikten sonra Romada tutuluşu ve içindeki savasi hic bir zaman bitiremedigi kitabın özeti. Benim iki cümleye sigdirdigima bakmayın her paragrafı olay bir kitap.
Okuyun efendim, bunu da okuyun başka kitapları da.
Çok güzel bir hikaye. Gerçekten çok güzel bir hikaye. Kurgulamak için büyük bir hayal dünyası gerekli. İnsan bunları nasıl aklına getirir, dedim ara sıra. Ayrıntılara öyle güzel girmiş ki sanki oradaydı ve ben de orad...
Keşke... Keşke böyle bir inceleme yazıp kestirip atabilseydim. Yapamıyorum.
Böyle şeylerin yazılması yasaklansın. İzin verilmesin, insanların düşündükçe içinin kalktığı şeylerin yazılmasına... ya da yaşanmasına!
İkidir okuduğum kitap gözlerimi yaşartıyor. Okurken kederken midem bulanıyor. O çaresizliği öyle hissediyorum ki "Yeter artık!" deye haykırasım geliyor. Ölen, ateşe atılan, esir edilen, ezilen sanki benim. Sanki benimle savaşıyorlar. Bana sıkıyorlar o kurşunları; bana vuruyorlar o dipçiklerle... Belki de yapılıyordur bana da. İnsansam, bu "bok çukuru" dünyada bana da yapılabilir.
Kitap okumak istemiyorum artık.
Okumasam keşke. Kurtarın beni, imdat!
Cengiz Aytmatov'la çok yakın geliyor bana Cengiz Dağcı. İsim benzerliğinden ziyade çağdaş Türk edebiyatında isimlerinin birlikte anılmasından. Üslup olarak da benzerlik beklemiştim ama yanıldım. Cengiz Dağcı, Aytmatov'dan daha süssüz yazmış. Zaman zaman müthiş tasvirler çarptı gözüme. Anlaştım da harika, olayların bir araya getirilişi, cümle dizilişleri çok güzel. Ama Aytmatov'a benzemiyor. Içerik olarak değil, -üstüne basa basa söylüyorum- üslup olarak.
Çok sarsıldım. Gidiyorum.
Eserde zaman 2. Dünya Harbi yıllarıdır. Eserin ana karekteri Sadık Turandır. Eserin türü için anı diyebiliriz.Olaylar Sadık Turan çevresinde gelişir. Cengiz Dağcı ile Sadık Turan arasında ortak özellikler vardır: İkiside Kırım Tatar Türküdür. Kırımın Kızıltaş köyünde doğmuştur. Almanlara esir düşmüşlerdir.
Eserde Kırım Tatarların çektikleri zulümler, acılar anlatılır. Ruslar burada yaşayan halkı rahat bırakmamış, köylere baskın düzenleyip halkın canına kastetmişlerdir. Camileri yıkmışlar. Türklere Türkçeyi unutturmaya çalışmışlardır bunun için sık sık alfabe değiştirmişlerdir.
İnsan canının pahasına da olsa vatanı için mücadele etmelidir. Bir milleti ayakta tutan dili ve dinidir. Bir millet diline sahip çıkmazsa asimile olur başka milletlerin boyunduruğu altında yaşamaktan başka çaresi yoktur. Peyami Safanın sözüyle dilin önemini vurgulayabiliriz: "Dilini kaybeden millet bir millet herşeyini kaybetmiş demektir." Bu din içinde geçerlidir. Milli benliğimizi korumamız için dinimizi ve dilimizi korumalıyız. Ruslar Kırım Tatarlarının diline, dinini yok etmekle onların vatanlarını parçalamaya çalışmışlardır.
Kırım Tatarlarının çektikleri acıları, işkenceleri hakkında bilgi sahibi olmak için okunması gereken kitaplardan biri.
Korkunç Yıllar, bugün milyonlarca bütçe harcanarak harika bir film çıkarabilecek olmasına rağmen içinde sadece Yahudileri ve Hitler’i değil, Rusya’yı da aldığı için görmezden gelinecek bir kitap. (Bir tane çekildi, kitapla çoğu şeyi alakasız ve çok kötü.) Kırım Tatarları, yıllarca Ruslar tarafından asker olarak, işçi olarak kendi öz topraklarında kullanılmalarına rağmen yine hayvan vagonlarına doldurularak sürülmüş, soykırıma maruz kaldılar. Dağcı’nın haykırışı, tüm kitaplarında özlediği ve o çiçeklerini büyüttüğü Kırım’ı, onların çektiği acıyı duyurmak için.
Baş karakterimiz Tatar bir Sovyet askeri. Türk kimliğinden hiçbir zaman utanmayan ailesinin verdiği bir terbiyeyle yaşıyor ama hayat şartları, savaş öylesine ağır ki. Oradan oraya onun yanında sürüklenirken bir rezalet yerden çıkıp bir başkasına geçerken içinizin yanmasına engel olamıyorsunuz. Savaşın iki tarafını da okutuyor yazar bize. Başında Sovyet ordusunu okurken diğer tarafta Nazi ordusunun içinde buluyorsunuz kendinizi. Dakika başında ölen insanları arka planda görüyormuşsunuz gibi bir hissiyat veriyor kitap. Bu savaşta mağdur olan herkese selam veriyor Dağcı, saygı duruşu aslında bu onun gözünde. Bir yanda bir Yahudi varken diğer tarafta Azerbaycanlı birini görüyorsunuz. Ne diyelim, baht utansın.
Korkunç Yıllar’dan önce de Kırım ve Kırım Türkleri ile ilgili kitaplar okumuştum ama hiçbiri beni bu kitap kadar sarsmadı. Okurken yüreğim sıkıştı, gözlerim doldu. Savaşta yaşananları, esareti, zulümleri, insanlık dışı acıları okurken, şuan içinde yaşadığım rahatlıktan utandım desem yeridir. Soydaşlarımızın yaşadıkları acılar, vatanlarına hasretlikleri, vatanlarına kavuşmak umuduyla bir düşmanın yanında savaşmayı bırakıp diğer düşmanın saflarında savaşa katılmaları yüreğimi sızlattı.
Bu kitap direkt olarak bir Kırım kitabı değil. Kırım Türkü Sadık Turan nezdinde Kırım tarihinin bir bölümüne ışık tutuyor. Kırım’ın Ruslar tarafından işgali, Sadık Turan’ın ailesinin selameti için önce Rus ordusunda Almanlar’a karşı savaşması, sonra esir kampında geçen günlerden sonra, vatanı Kırım’ı hürriyetine kavuşturmak vaadiyle Alman saflarına katılması anlatılıyor.
Korkunç Yıllar Cengiz Dağcı ile ilk tanışma kitabım oldu. Bu kitabın devamı olan Yurdunu Kaybeden Adam’ı okuduktan sonra yazarın diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum.
Kitapta en çok beğendiğim paragraf, babasının Sadık Turan’a verdiği şu öğütlerdi:
“Bize Tatar diyorlar, Çerkez diyorlar, Türkmen diyorlar, Kazak diyorlar, Özbek diyorlar, Azer diyorlar, Karakalpak, Çeçen, Uygur, Kabardı, Başkırt, Kırgız diyorlar. Bunlar hep yalan..! Deniz parçalanmaz. Biz Türk-Tatarız. Bunu senin kalbinin bildiğin gibi, her Başkırt, her Kırgız, her Kazak’ın, Kırgız’ın da kalbi bilir. Kalbinin hisleriyle hareket et. Dünyanın boş hırslarına kapılma...”
Her zaman bu bilinçle yaşamak dileğiyle, iyi okumalar.