Koleksiyoncu Kitap Bilgileri
Yazar: John Fowles
Tahmini Okuma Süresi: 7 sa. 42 dk.
Sayfa Sayısı: 272
Basım Tarihi: 2024
İlk Yayın Tarihi: 1963
Yayınevi: Ayrıntı Yayınları
Orijinal Dil: İngilizce
ISBN: 9789755393087
Ülke: Türkiye
Dil: Türkçe
Format: Karton kapak
Koleksiyoncu Kitap Tanıtımı
Koleksiyoncu, İngiliz edebiyatının önde gelen yazarlarından John Fowles'un, birçok yayınevinden geri çevrilme talihsizliğini yaşayan; ama yayımlandığında kendisine bugünkü ününü getiren ilk romanı.Fransız Teğmenin Kadını, Yaratık, Mantissa ve Büyücü gibi başyapıtların habercisi...
Koleksiyoncu, bir kelebek koleksiyoncusuyla, aşık olarak kaçırıp zindana kapattığı bir resim öğrencisi arasındaki "mecburi" ilişkinin romanıdır görünürde.Ama Fowles'un olağanüstü üslubu ve ustalığıyla, bu ilişki, başka birçok ilişkiye de gönderme yapmakta, ahlaki kaygılarla baskı altına aldığımız yabanıl doğallığımız içinde, aslında neyi nereye kadar haklı ve geçerli bulabileceğimiz gerçekliğiyle bizi yüzleştirmektedir.
Farklı yolculuklara açık bir kurgusu olan bu roman, sadece kendimize göre haklı olan bir tutku adına yapabileceklerimizin ikna edici ve masum bir anlatısı olarak okunabileceği gibi, içimizdeki "iktidar" ve "teslim olma" isteğinin hangi şartlarda ortaya çıkabileceğinin alıntısı olarak da okunabilir.Ya da iki ayrı sosyal tabakanın birbirine yakınlaşma çabalarının, aslında alt sınıfın üst sınıfa yaranma, üst sınıfın ise öğretmenlik kisvesine bürünerek "yığınları" mümkün olduğunda kendisinden uzak tutma kaygısından başka bir şey olmadığının çarpıcı bir anlatısı olarak da yorumlanabilir.
Sadece bir psikolojik gerilim romanı olarak okunduğunda bile inanılmaz tatlar alacağınız Koleksiyoncu, bunun ötesine geçmekten ve kendi karanlıklarıyla yüzleşmekten korkmayanlara... Ya da Fowles'un dediği gibi, "Her insan kendisi için bir giz olmalıdır" sözüne inananlar için...
Koleksiyoncu Kitaptan Alıntılar
1. "“Duyguları ifade edememek, derin olmadıkları anlamına gelmez…”"
2. "“Birine bağırmak hala bir bağın bulunduğunu gösterir…”"
3. "“Unutmak insanın yapacağı değil başına gelecek bir şeydir…”"
4. "“Hepimiz elde edemeyeceğimiz şeyleri arzularız…”"
5. "“Para güçtür…”"
6. "Cahillikten ne kadar nefret ediyorum! Caliban'ın cahilliğinden, kendi cahilliğimden, dünyanın cahilliğinden! Ah, öğrenmeyi ne kadar, ne kadar, ne kadar istiyorum. Ağlayabilirim, öylesine çok öğrenme arzusu duyuyorum ki."
7. "Onu asla iyileştiremem. Çünkü hastalığı benim."
8. "Unutmak insanın yapacağı değil başına gelecek bir şeydir ve benim başıma gelmedi."
9. "Duyguları ifade edememek, derin olmadıkları anlamına gelmez."
10. "Onlardan nefret ediyorum. Eğitimsizden ve cahilden nefret ediyorum. Kendini beğenmişten ve sahteden nefret ediyorum. Kıskançtan ve kızgından nefret ediyorum. Kabadan, sıradandan ve alçaktan nefret ediyorum. Kalın kafalı ve küçük olmaktan utanç duymayan bütün kalın kafalı ve küçük insanlardan nefret ediyorum. G.P.’nin Yeni Kitle dediği insanlardan; arabaları, paraları, TV’leri, aptal bayağılıkları ve aptal, yaltakçı, burjuva bozuntusu sonradan görmelikleriyle bu yeni sınıftan nefret ediyorum.
Dürüstlüğü ve özgürlüğü ve eliaçıklığı seviyorum. Yaratmayı seviyorum; yapmayı seviyorum. Dolu dolu yaşamayı seviyorum; oturmayan, seyretmeyen, kopya çekmeyen ve yüreği ölmemiş olan her şeyi seviyorum."
11. "Unutmak insanın yapacağı değil, başına gelecek bir şeydir ve benim başıma gelmedi."
12. "Her şeyde hüzün bulursunuz, hüznü katan siz olursanız."
13. "Sen kendini seviyorsun aslında. Aşk değil bu, “bencillik” dedim. Beni değil benim için hissettiklerini düşünüyorsun."
14. "Kadınların aradığı şeylerden yoksun olduğumun bilincindeydim."
15. "Beni gerçekten sevseydi yanından uzaklaştırmazdı."
Koleksiyoncu Kitap İncelemeleri
O kadar tanıdık bir konu ki... Neredeyse her gün dünyada ve ülkemizde bir gerçeği yaşandığı için kitabı sevmem en baştan olanaksız bir hal aldı. Ayrıca 15-20 sayfa okuduktan sonra sonunun ne olacağı az çok belli oluyor.
Konu toplumda kendine yer edinememiş, anti-sosyal, özgüvensiz, hiçbir şey olamamış bir adamın; kendine bakmayacağından emin olduğu bir kadının hayatını zehir etmeye çalışması üzerine. Bu kadını gözüne kestiren kitabın başkişisi, bir yolunu bulur ve kadını gözlerden uzak bir yerde, bir evin mahzenine kapatır ve kitap adamın kadına yaşattıkları üzerine devam eder.
“Güç, insanı yoldan çıkarır.”
Kitap dört bölümden oluşuyor, ilk bölümde hikaye sona yakın bir noktaya kadar ilerliyor, ikinci bölümde ise aynı hikaye en baştan bu sefer kadının gözünden bu noktaya kadar aktarılıyor (bu kısım sayesinde kadının da olaylar karşısında neler hissettiğini anlayabiliyoruz, eğer bu kısım olmasaydı kesinlikle çok sıradan bir kitap olurdu), kalan iki kısa bölümde ise hikaye biraz daha ilerleyip tamamlanıyor.
Ayrıca kitapta bir sürü farklı kitabın adı geçiyor, o kitapların karakterleriyle ilgili birçok ayrıntıya yer veriliyor. Tabii bu kitapları okumayanlar için (bir tanesi de ben) bahsi geçen birçok şey havada kalıyor, bu yönüyle kötü. Ancak en çok bahsi geçen kitap
’yı okursanız kitapta bahsi geçen en temel konuya hakim olabilirsiniz (Ben öyle yaptım ve kesinlikle çok faydalı oldu).
Bunun dışında hayatım çok keyifli, çok mutluyum, huzurluyum (nerede yaşıyorsanız artık); biraz psikolojimi bozmak istiyorum derseniz, okuyun. Onun dışında çok da gerekli değil ya. Bilemedim, siz karar verin..
John Fowles’un "Koleksiyoncu" adlı eseri, psikolojik gerilim ve insan doğasına dair derin bir sorgulama sunan etkileyici bir romandır. Hikaye, Kenneth adlı yalnız bir adamın, Miranda adlı bir sanat öğrencisini kaçırması ve onunla kurduğu tuhaf ilişkiyi anlatıyor. Fowles, bu gerilim dolu hikaye aracılığıyla, iktidar, tutku ve insan psikolojisinin karanlık yönlerini ustalıkla işliyor.
Roman, iki ana bakış açısı üzerinden ilerliyor. Kenneth’in gözünden, onun saplantılı düşünceleri ve Miranda’ya duyduğu takıntı aktarılırken; Miranda’nın perspektifiyle, kaçırılmanın getirdiği korku ve çaresizlik duyguları derinlemesine işleniyor. Fowles, karakterlerin içsel dünyalarını ve motivasyonlarını açığa çıkararak, okuyucuya yoğun bir deneyim sunuyor. Kenneth’in psikolojik durumu, roman boyunca okuyucuyu sorgularken, Miranda’nın hayatta kalma mücadelesi ise gerilimi sürekli kılıyor.
Yazarın dili etkileyici ve akıcı; Fowles, betimlemeleriyle karakterlerin ruh hallerini ustalıkla yansıtıyor. Roman, sadece bir gerilim hikayesi değil, aynı zamanda insan ilişkileri, özgürlük ve sahiplenme temaları üzerine derinlemesine bir inceleme sunuyor. Fowles, okuyucunun zihininde soru işaretleri bırakarak, insan doğasının karanlık yanlarını sorgulamasına neden oluyor.
Sonuç olarak, "Koleksiyoncu", John Fowles’un derin karakter analizleri ve etkileyici anlatımıyla dikkat çeken bir başyapıt. Psikolojik gerilim türünde önemli bir eser olan bu roman, okuyucuya hem düşündürücü hem de sürükleyici bir deneyim sunuyor. Fowles, insanın karanlık taraflarını keşfederken, okuyucunun zihninde kalıcı izler bırakıyor.
ile #doğuyukeşfet maratonumuzda doğu kitaplarının yanında oylama ile belirlediğimiz kitapları okuyoruz. Bu ayki ikinci durağımız Koleksiyoncu ile Fowles oldu...
.
Koleksiyoncu Fowles'ten okuduğum ilk kitap... Sırada Fransız Teğmenin Kadını olacak diyerek yoruma geçeyim
.
Gerilimin ağır bastığı psikolojik olarak çökerten bir kitap oldu benim için Koleksiyoncu... Sağlıklı bir beyin "insan sevdiğine işkence yapar mı, zarar verir mi?" diyor ama hastalıklı bir beyin varsa karşımızda... Fred (yoksa Caliban mı demeliyim) ise böyle bir adam... Hastalıklı bir sevgi besliyor içinde... Ama bunu Fred tarafından anlatılan ilk bölümde fazla hissedemiyoruz... Fowles sanki ona acımamızı istiyor sonrada diyor ki bir de kaçırılan Miranda tarafından bak olaya... İçimiz ürperiyor o zaman...
.
Kitabın en sevdiğim yönlerinden biri de yaşanılan bir olayın taraflarının gözünden, ayrı ayrı okumak oldu... Hani bir olayı yaşayan iki kişiden dinlersiniz de ikisi de haklı gelir ya o hesap... Genelde herkes kendi haklı tarafını sunmaya meyilli...
.
Kitapta ayrıca başta Fırtına ve Çavdar Tarlasında Çocuklar olmak üzere bazı kitaplardan bahsediyor ve sanat konusunda da oldukça güzel bir anlatım var...
.
Kitaplardan etkilenme kısmı da göreceli ama benim için fazlasıyla rahatsız edici ve okunmaya değer... Benim bu tarz kitaplar için kullandığım bir tabir var... Huzursuz bir keyifle okudum. Size de tavsiye ederim...
Büyücü’den sonra okuduğum ikinci John Fowles romanı oldu Koleksiyoncu. Kitap kısaca, resim öğrencisi bir kıza saplantılı bir beğeni duyan bir kelebek koleksiyoncusunun kızı kaçırıp hapsetmesiyle beraber yaşananları anlatıyor. Olayları kitabın ilk yarısında koleksiyoncunun gözünden, ikinci yarıda ise resim öğrencisinin gözünden okuyoruz- ki bu tarz anlatımları ben çok severek okuyorum. Zaten kitabı da büyük keyifle okudum ve bitirdikten sonra çok etkilendim. Hem kolay okunan ve sürükleyici (ilk bölüm daha hızlı ilerliyor, ikinci bölüm görece daha sindire sindire ilerlediğim kısım oldu) hem de sizi birçok konuda düşünmeye sevk edecek, yeni pencereler açacak bir kitap. Saplantılı duygularla hapsedilmiş bir kadın ve onu hapseden erkeğin düşünce ve hisleri etrafında, toplumdaki farklı sosyokültürel sınıfların birbirleri hakkındaki düşüncelerini ve aslında birbirlerine nasıl yabancı olduklarını okuyorsunuz. Her iki tarafın da (hem entelektüellerin hem Fowles’in ‘Yeni Kitle’ diye tabir ettiği sığ, kültürel olarak yozlaşmış, sıradan insanların oluşturduğu kesimin) kendilerince nasıl haklı olduklarını, önyargı ve anlaşmazlıklarını çok başarılı bir şekilde anlatmış Fowles. Hem sürükleyici hem de sizi düşünmeye sevk edecek, değişik tarzda okumalardan hoşlanıyorsanız mutlaka tavsiye ederim. Fowles’a başlamak için de Büyücü’den daha doğru bir tercih olacaktır bana göre. Büyücü benim okurken daha sabır göstermem gereken ama daha az etkilendiğim bir kitap olmuştu.
Merhaba, uzun zamandır böyle bir psikolojik gerilim okumamıştım diyebilirim. Ayrıca son okuduğum dünya klasiklerinden sonra yokuş aşağı koşmak gibi bir histi benim için, birkaç günde bitti, zaten biraz daha uzun sürse dayanamazdım..
Kitap, çocukluğundan beri kelebek koleksiyonu yapan Frederick adında bir gencin, resim öğrencisi olan Miranda’ya saplantısını, onu kaçırarak tutsak edişini ve yaşananları anlatıyor. Düşünüyorum da çoğu zaman bize zarar verecek herkesin eli baltalı, ağzı bozuk, toplum tarafından az çok tahmin edilebilir davranışsal problemleri olan kişiler olduğunu zannederiz. Fakat pek çoğumuz, özellikle kadınlar, bizleri fiziki olmasa da zihni dehlizlerine hapseden ve bunu sevgi, aşk gibi kavramlara yükleyen ilişkilere aşinayızdır. Bu açıdan Frederick her “seni seviyorum” dediğinde yahut Miranda için aldığı hediyeleri önüne serdiğinde durup dinlenmek, kızgın, soğuk, derin bir nefes alıp vermek zorunda kaldım. Kitabı okurken en yoğun hissettiğiniz duygu saplantı karşısında duyulan ‘çaresizlik’ oluyor. İlk bölüm Fred, ikinci bölüm ise Miranda tarafından anlatılıyor. Zaman, mekan aynı fakat ikinci bölüme geçerken sanki başka bir gerçeklikten bahsediliyor, kitabın benim için en başarılı kısmı bu geçişteki yorumlamalardı. Ne de olsa iki farklı insan, iki farklı dünya.. Onun dışında, sıkıldığım, bağlamdan kopardığını düşündüğüm kısımlar da olmadı değil. Genel anlamda beğendiğimi söyleyebilirim :)
Sevgiler.