
Kızılcık Dalları Kitap Tanıtımı
KIZILCIK DALLARI`ında, bir evlatlığın başına gelen olayları, kendi diliyle eşleşen bir masal diliyle anlatışı göze çarpar. Mutlu bir aile yaşantısına özlem, büyük bir anlam zenginliğiyle dile getirilmiştir. Kızı erken yaşta ölen bir ninenin, yüreği yanarak ve kızının yadigarına bakarak hatırladıkça çoğalan o mazlum yakarışları başarıyla verilmiştir. Yazar, besleme kızcağızın anılarının dibindeki kimsesizlik ve çaresizliği hayatındaki o dramı bağlayarak, bu romanın eksenine yerleştiriyor.

Kızılcık Dalları Kitaptan Alıntılar
1. ""Üç günlük ömrümüz var... Ne olurdu şu dünyada ayrılık olmasaydı,""
2. ""Kişi haddini bilse ne güzel olur...""
3. "Mamafih; öz ağlamayınca, göz bu kadar ağlar mı?"
4. "Üç günlük ömrümüz var... Ne olurdu şu dünyada ayrılık olmasaydı."
5. "~
Mayası bozuk insana terbiye kâr eder mi?
~"
6. "~
Bu
, belki de zavallı kızın
sebep olacaktı.
~"
7. "Üç günlük ömrümüz var... Ne olurdu şu dünyada ayrılık olmasaydı."
8. "Kıza bu haberi eğlenceli bir yerde vermeli ki, acısını pek duymasın...
Nasıl ki, erkek çocukları da bunun için çalgı çalarak, hep bir ağızdan «Maşallah, maşallah, oldu da bitti maşallah» diye bağrışmak, el, ayak vurarak sünnet etmek âdet olmuştu..."
9. "Öz ağlamayınca, göz bu kadar ağlar mı?"
10. "Üç günlük ömrümüz var...
Ne olurdu şu dünyada ayrılık olmasaydı."
11. "Herkes biz değil. Dünyada gözü açıklar çok..."
12. "Haymana beygirleri gibi gezmekten bir şey çıkmaz. Okuyup adam olmalı. Hanya'yı, Konya'yı öğrenmeli."
13. "Bir evin kadını yatağa düştü mü, her şey bitmiş demektir.."
14. "Benim yazım benim alnımdaki şu kara yazımdır."
15. "İnsan, sırası geldikçe eğlenmeli, ama bütün aklını da eğlenceye vermemeli!"

Kızılcık Dalları Kitap İncelemeleri
Kızılcık Dalları; bir evlatlığın başından geçen olayları anlatır.
Nadide Hanım, geziden dönen kızıyla damadını karşılamak için tren istasyonuna gelmiştir. Onları beklediği sırada trenden inen yaşlı bir köylü ile iki çocuk dikkatini çeker. Ayakkabıları dahi olmayan, sırtlarında tek bir yorganla inen yaşlı adamın yanında biri dokuz yaşında diğeri ise henüz bebek olan iki çocuk vardır.
Nadide Hanım eve döndüklerinde trende gördüğü köylülerin evinin önünde olduğunu görür ve böylelikle onların hikayelerini öğrenir. Adam bu iki çocuğun amcası olduğunu, anne ve babaları öldüğü için onlara bakması gerektiğini söyler. Gülsüm adındaki bu kızın küçük kardeşine gösterdiği ilgi, alaka, sorumluluk duygusu Nadide Hanım’ın çok ilgisini çeker ve Gülsüm’ü torununa bakması için evlatlık almak ister. Gülsüm kardeşinden ayrılmak istemese de amcası evin hanımı ile anlaşmıştır. Sabah Gülsüm’ü konakta bırakarak ortadan kaybolur…
Gülsüm’ün çaresizliğini hissedersiniz… Hiç tanımadığı bir evde bırakılmış, canından çok sevdiği kardeşinden ayrılmıştır…
Başlarda Gülsüm’e karşı anlayışlı davransalar da gün geçtikçe onun laf dinlemez tavırlarına karşı koyamazlar. Evin hanımından, hizmetçisine kadar herkesin emirlerine uymaya çalışan, bir taraftan da iş bilmezliği ile sürekli herkesten azar yiyen Gülsüm, oradan oraya koşup durar…
Evin günah keçisi, evlatlık, kimsesiz Gülsüm’ün hikayesi insanın yüreğini burkuyor, tavsiye ederim
Arkadaşlar ben tam bir Reşat Nuri Güntekin hayranıyım. Ne yazsa okurum, arka kapağına bile okumadan satın alırım o derece kalemine aşığım. Bu kitabı da ikinci el mağazasında hiç araştırmadan almıştım ve pişman olmadan severek elimden düşmeden okudum.
Temmuz ayinin 20 gününü tatilde geçirdiğimiz için bu ay okuduğum tek kitap Kızılcık Dalları.
Kitabımız İstanbul hanımefendisi ve zengin Nadide hanımın ve annesi vefat etmiş köyden İstanbul’a göç etmiş ne yapacağını bilmeyen bir babanın büyük kızı Gülsüm’ün hikayesini anlatıyor.
Nadide hanımın torunu Bülent’e bakmak için Gülsüm’ü evlat edinmesi ile hikaye başlıyor , Gülsüm’ün babasına ona çok iyi bakılacağını sözler verilse de bu evlatlık kız 16, 17 yaşına kadar Nadide hanım ve köşkteki herkes tarafından itilip kakılıyor.
Mesela bir dönem Gülsüm’den herkes ufak ufak bir şeyler çalıp kendisine getirmesini istiyor , göğsüm bu vesileyle hırsızlığı öğreniyor ve bir gün kendisi için de çok ufak bir şey çaldığında bütün köşk ailesi Gülsüm’ün üstüne geliyor, hatta onu dövüyor bile.. evdeki torun Bülent’e bakılması için bütün ortamı hazırlıyorlar, ama Bülent Gülsüm’ü sevdiği için herkes kızdan nefret ediyor. Bu olaylar ve Gülsüm’ün başına gelenler saymakla bitmez denecek kadar uzun.. ben kitap boyunca gülsüm’e çok üzüldüm ve bir gün babasına çıkıp gelmesini bekledim.
Nadide hanım ise ibret alınacak kadar kötü kalpli bir kadındı bence.
Kitabın dili oldukça akıcı, Reşat Nuri Güntekin kurgusu inanılmaz etkili, eğer bir yerlerde denk gelirseniz mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
Kızılcık Dalları, Reşat Nuri Güntekin’in 1932 yılında yayımlanan romanıdır ve yazarın toplumsal konuları işlediği önemli eserlerinden biridir. Roman, bir evlatlık kız olan Gülsüm’ün hikayesini merkeze alarak, konak hayatındaki sınıf farklarını, ezen-ezilen ilişkisini ve toplumsal adaletsizlikleri masalsı bir dille işler. Reşat Nuri, sade ve akıcı Türkçesiyle, Anadolu insanının duygularını ve toplumsal sorunlarını yansıtırken, bu eserinde özellikle kimsesizlik, çaresizlik ve aile özlemi temalarına odaklanır.
Konusu
Roman, Nadide Hanım’ın konağına evlatlık olarak alınan Gülsüm’ün acılarla dolu yaşamını anlatır. Gülsüm, yoksul bir köylü ailenin çocuğudur ve Nadide Hanım tarafından Pendik tren istasyonunda görülerek konağa alınır. Konakta bakıcı olarak çalışması beklenen Gülsüm, evin en küçüğünden en büyüğüne kadar herkes tarafından horlanır, azarlanır ve fiziksel şiddet görür. Özellikle “kızılcık dalları” ifadesi, Gülsüm’ün maruz kaldığı dayağı sembolize eder; bu, dönemin çocuk terbiyesinde kullanılan bir yöntemdir. Gülsüm, tüm bu haksızlıklara rağmen vefalı ve bağlı bir karakterdir; özellikle küçük Bülent’e olan sevgisi ve kardeşine duyduğu özlem, onun iç dünyasını şekillendirir. Ancak, konaktaki yaşamı boyunca sürekli ezilen Gülsüm, sonunda kendi yolunu çizer ve beklenmedik bir dönüşümle hayatına devam eder. Roman, şehirli-köylü çatışmasını ve dönemin sosyal yapısındaki eşitsizlikleri eleştirir.