Kitap Hırsızı Kitap Bilgileri
Yazar: Markus Zusak
Tahmini Okuma Süresi: 16 sa. 16 dk.
Sayfa Sayısı: 574
Basım Tarihi: Aralık 2012
İlk Yayın Tarihi: Eylül 2005
Yayınevi: Martı Kitabevi
Orijinal Dil: İngilizce
ISBN: 9786053480600
Ülke: Türkiye
Dil: Türkçe
Format: Karton kapak
Kitap Hırsızı Kitap Tanıtımı
"Yılın en çok beklenen kitabı. Olağanüstü… gerçekten muhteşem!"
-Publishers Weekly-
"Merak uyandıran, hayat dolu ve son derece ustalıkla yazılmış, nefes kesen bir roman; aynı zamanda harikulade ve sürükleyici."
-The Guardian-
Ödüllü yazar Markus Zusak'ın akıllara kazınacak kadar etkileyici ve şiirsel bir dille yazdığı bu roman, okuyucuya sunulan benzersiz bir hediye gibi…
"Hayatınızı böylesine derinden etkileyen başka bir kitaba daha rastlamamışsınızdır. Muhteşem!"
-GoodReads-
"Bu unutulmaz hikâye kalbinizi çalacak!"
-The New York Times-
"Güzel, felsefi bir yanı da bulunan sürükleyici bir roman...
Herkes okumalı!"
-Kirkus Reviews-
"Markus Zusak, zorlu bir konuyu ustalıkla anlatarak gerçek bir başarı yakalamış. Olağanüstü… tek kelimeyle harika bir kitap."
-The Wall Street Journal-
(Tanıtım Bülteninden)
Kitap Hırsızı Kitaptan Alıntılar
1. ""İnsanların hayatlarında dönüm noktaları vardır. Sanırım özellikle de çocukken.""
2. "İşte küçük bir gerçek. Öleceksiniz! Tüm çabalar nafiledir, hiç kimse sonsuza dek yaşamaz. Keyfinizi kaçırdıysam kusura bakmayın. Size tavsiyem; vaktiniz geldiğinde panik yapmayın. Korkunun ecele faydası yok."
3. "Gerçekten neşeli olabilirim. Dost canlısı olabilirim. Uyumlu olabilirim. Şefkatli olabilirim.
Ama benden nazik olmamı istemeyin. Nezaketin benimle bir ilgisi yok."
4. "İşte küçük bir gerçek
Öleceksiniz."
5. "Her şey boktan!"
6. ""Üç dil birbirine karışıyordu. Rusça, Almanca ve mermice...""
7. "Sanırım insanlar küçük yıkımları izlemekten hoşlanıyor. Kumdan kaleler, kağıttan evler, böyle başlıyorlar. Asıl büyük yetenekleri ise işleri büyütebilmeleri."
8. "Kavga nerede?
Hayata tutunma isteği nerede?"
9. "Fısıldaşan yetişkinler pek güven vermezdi."
10. "Ruhunuz kollarımda olacak."
11. "Düşünecek bir sürü şey var.
Çok hikaye var."
12. "insanlar benim lanetim."
13. "Ölüm var."
14. ""Suçlu olabiliriz ama tamamen ahlaksız değiliz.""
15. "İnsan mutluluğu çalabilir miydi?"
Kitap Hırsızı Kitap İncelemeleri
Nereden başlayacağımi inanın bilmiyorum. Söylemek istediğim o kadar çok şey var ki. Sokaktan geçen insanları durdurup kitabı anlatmak istiyorum resmen. Elimden düşüremedim. Beni zaman zaman gülümseten bir kitaptı. ( ki gözlerimin dolduğu zamanlar daha çoğunlukta) 2.dünya savaşıni anlatırken gülümseten ilk ve tek kitap olarak tarih yazabilir.Sıcacık bir hikayeydi. Kelimelerin gücüyle iktidara gelen Hitler ve nazi Almanyası yine kelimeler kullanılarak ancak böyle güzel anlatılabilirdi. Dönem o kadar güzel anlatılmış ki. Üzerine yoğun çalışıldığı çok belli. Verilen emek oranınca da ortaya çok kaliteli bir iş çıkmış. Hans'ın savaşa gittiğinde ve ceset toplayıcılık işinde çalıştığı bölüm ve bombardıman sahnelerini bir solukta okudum. En sevdiğim karakter valinin karısı oldu. Oradaki beklenmedik süpriz gerçekten farklı bir tad verdi. Kurgusu dahice. Söyleyebilecek tek bir olumsuz lafım, eleştireceğim tek bir sayfa olmadı. Kendimce İkinci Dünya Savaşıyla ilgili roman yazmanın zor olduğunu düşünürüm. Hele ki iyi bir roman yazmanın. Çünkü ister istemez yazarın kimliģi ve sempati duyduğu taraf sayfalarda kendini gösteriyor sırıtıyor. Bu açıdan herkese eşit mesafede duran ve herkesin bir gün mutlaka tanısacağı ölüm meleğinin dilinden olması kitaba tarafsızlık katmış. Kitap hırsızının kitapları çalarak okuması dükkanın ilgi çekici, cafcaflı vitrini. İçeride daha ne hikayeler var....
Hans Hubermann and Rosa Hubermann are characters in Markus Zusak’s novel “The Book Thief” and in “The Book Thief”, to what extent can you justify Hans and Rosa Hubermann’s dangerous actions? The Hubermanns are intensely complex characters with complex motivations and thought processes, but by reading into the novel and exploring author’s purpose you can discover character traits, motivations, strengths, and weaknesses for every character. Although Hans and Rosa face an unfortunate internal conflict, and they are only human, they act selflessly throughout the novel, endangering their foster daughter’s life and their own life multiple times, eventually with indirectly fatal consequences for Hans.
Hans is a softer character, while Rosa is tough and aggressive, and this power dynamic helps them function and helps them protect those who they’ve chosen to bring into their lives and protect. Hans is the brains, doing what he can physically to help, while Rosa manages her family and tries to keep food on the table. Their actions make more sense through a moral lens than they do through a historical or practical lens, and this makes you look at the novel and the characters much differently than you would in a more conventional holocaust story.
Research for this piece was done by reading into Zusak’s “The Book Thief” and studying the actions and motivations of each character independently, as well as by considering the actions and text using prior knowledge of the time period, important historical events and geography of the area in the novel
Harika bir kitap okudum!!! Bitirdiğimde düşündüğüm buydu. Hâlâ da böyle düşünüyorum. Her yaştan insanın okuyabileceği sayfaları çevirirken tebessüm ettiren bir kitap. Ama insan şaşırıyor böyle zor, acı bir dönem olan 2. Dünya Savaşı Almanya'sı nasıl tebessümle okunabilir diye. Tabii bu duygusal yerleri olmadığı anlamına gelmiyor.
Kitabı okumaya başlarken ilk önce anlatıcının kim olduğunu anlayamamıştım. Bir iki sayfa sonra fark ettim ki çok iyi bildiğimiz biri. Ama tabii bunu size söyleyip sürprizi bozmak istemem. Kitapta böyle bir anlatıcı seçmek bence ayrı bir özgünlük kazandırıyor kitaba. Sadece bu da değil bence. Kitaptaki karakterler. Ya da anlatıcının spoiler vermesi fakat buna rağmen heyecanını yitirmemesi de diğer kitaplardan ayırıyor. Kitapta üslubu çok önemseyen biri olarak çok akıcı ve sade bir dil olduğunu söylemem gerek. Fazla betimlemeler yok ama buna rağmen karakterlerin duygusu sizi oraya çekiyor bir anda kendinizi Himmel sokağında buluyorsunuz. Kâh futbol oynuyorsunuz sokakta kâh bodrumda kitap okuyorsunuz. Karakterler öyle güzeldi ki onlardan ayrılmak insanı üzdü.
Demek istediğim şu ki güzel bir kitap okudum. Hani yıllar geçse bile kitaplığınızda bir kitap görürsünüz de o kitabı okuduğunuz zaman aklınıza gelir, karakterler ve oradaki duygu, sonra kalbiniz ısınır. Bu o samimiyette bir kitaptı. Mesela bu samimiyette aklıma gelen ilk kitap Şeker Portakalı. İşte öyle bir şey. Alıp okuyunca anlarsınız ne demek istediğimi :)
İlk 10 puanım da Liesel'e feda olsun!
Hitler Almanya'sında yahudilerin neler yaşadığını biliyoruz ya Almanlar? Muhalif olanlar, partiye üye olmayanlar, yahudi dostu olup onlarla bir derdi olmayan veya yardım eden aklı selim Almanlar neler yaşadı, işte bu kitap bize bunu anlatıyor.
Aileni ve kendini korumak için muhalif olduğunu gizleme zorunluluğu, çocuklarını gençlik kamplarına gönderme zorunluluğu, işlerin devam etsin diye aç kalmamak için partiye üye olma zorunluluğu, yoksulluk. Tüm bunlar ve savaş durumunda yaşananlar evlatlık bir kız çocuğu ve bir aile üzerinden sade bir dille anlatılmış. Kitabın anlatıcısı çok ilginç biri ve bölümlerin başlangıç şekli de farklı. İlk sayfalarda yadırgasam da bölümler uzayınca alıştım. Çok ipucu vermemeye çalışıyorum ki hevesiniz kaçmadan okuyun.
Hans Hubermann, sen nasıl iyi bir insansın nasıl iyi bir babasın. Kitabın en sevdiğim karakteri sendin.
Rosa Hubermann, ah sevgiyi göstermeyi bilemeyen kadın. Merak etme yüreğindeki gizli cevheri gördük biz.
Rudy Steiner, tatlı çocuğum inan sadece senin için gözyaşı döktüm.
Max Vandenburg, Kelime Silkeleyicisi'ni çok beğendim Max. Kelimelerin gücünü keşfedenler ellerindeki imkânlarla bu kelimeleri ve peşine sembolleri beyinlere kazıyorlar. Kitleleri peşlerinden sürüklüyorlar. Her dönem böyleleri çıkıyor. Kitapta en sevdiğim yer senin küçük kitabındı.
Liesel Meminger, akıllı küçük kız. Küçük kitap hırsızı. Hiç vazgeçme kitaplardan... Onların sana verdiği umut seni ayakta tutan...
Ve anlatıcı... Bir gün seninle tanışacağımı biliyorum lütfen acele etme...
“Sokaklarda Yahudilere yardım edilmezdi. İnsan bodrumunda Yahudi saklanamazdı.”
“ Bir Yahudi’yi gizlerseniz bedelini ödersiniz. Öyle ya da böyle ödemeniz gerekir. “
“ ‘ Bir Yahudi ve bir Alman, bir bodrumda duruyorlarmış, tamam mı?’ Ama bu fıkra filan değildi. “
2. Dünya Savaşı’nda Hitler Almanya’sında komünist bir ailenin evlatlık verilmek zorunda kalan kitap hırsızı Liesel’in, Alman olmasına rağmen Yahudi olduğu için dışlanan Max’in, korkusuz Rudy’nin, altın gibi bir kalbi olan Hans’ın, Liesel ve Max, Liesel ve Hans arasındaki derin sevginin hikayesi bu. Ve bu gerçekten kalbinizi yerinden sökecek, muhteşem bir hikaye. Üvey babası Hans ve Liesel arasındaki ilişkiyi, Hans’ın Alman olmasına rağmen Yahudi’lere beslediği sempatiyi okudukça aklıma Bülbülü Öldürmek romanı geldi.
İtiraf etmeliyim ki Hitler Almanya’sını anlattığını öğrendiğimde çok da ilgimi çekmemişti ama arkadaşımın çok beğenip tavsiye etmesinden sonra isteksizce okumaya başladım.
Daha ilk cümlesinden beni kendine çekti kitap. Olayların Ölüm’ün, Azrail’in ağzından anlatılması öyle ilginçti ki... Ve yazar cümleleri öyle güzel , öyle çarpıcı kullanmıştı ki gözyaşlarıma hakim olamadığım her kısımda yazarın cümlelerine, anlatışındaki güzelliğe bir kez daha hayran kaldım. Son kısımlarda boğazımda koca bir yumru ve gözyaşları arasında kitabı okumam oldukça zorlaştı.
Kelimelerin gücünü biliyordu Markus Zusak ve bunu öyle güzel kullanmıştı ki kitap en sevdiğim kitapların arasında üst sıralarda yerini aldı bile.
Bu arada insanlar sadece ikiye ayrılır. İyiler ve kötüler...