İçimizde Bir Yer Kitap Bilgileri
Yazar: Ahmet Altan
Tahmini Okuma Süresi: 4 sa. 32 dk.
Sayfa Sayısı: 160
Basım Tarihi: Mart 2013
İlk Yayın Tarihi: 2004
Yayınevi: Everest Yayınları
ISBN: 9786051416267
Ülke: Türkiye
Dil: Türkçe
Format: Karton kapak
İçimizde Bir Yer Kitap Tanıtımı
Bu söylediğimin doğru olup olmadığından hiç emin değilim ama bana öyle geliyor ki sanki hepimiz, içimizde bir başkası için ayrılmış bir yerle doğuyoruz. Bir parçası kayıp bir bulmaca gibi...
Hayatımızın önemli bölümünü garip bir eksiklik duygusu ile geçirmemiz, bazı sabahlar anlaşılmaz sıkıntılarla uyanmamız, bazen isimsiz umutlarla neşelenmemiz, sanırım o boşluğun içimizde yarattığı girdaptan kaynaklanıyor, Karşılaştığımız her kadına ve erkeğe, belki de hiç farkında olmadan, girinti çıkıntıları o boşluğun kesiklerine uyacak mı diye bakıyoruz. Elinde Cinderella’nın ayakkabısıyla dolaşan biri var sanki içimizde, herkese, "Acaba ayakkabının sahibi bu mu?" diye bakıyor. Tam olarak neyi ve kimi aradığımızı bilmiyoruz. Bize öğretilen bilgilerden yola çıkarak aradığımız insanla ilgili birçok olumlu özellik sıralıyoruz ama genellikle söylediklerimiz gerçeğe çok uymuyor. Sonra birden birisi hayatımıza giriveriyor. Onun sahip olduğu bir şey, belki kokusu, belki dokunuşu, belki gülüşü, belki zekâsı, belki hayata bakış tarzı, belki zevki, belki aldırmazlığı, belki ihtirası, belki de kötülüğü, içimizdeki boşluğun bütün girinti çıkıntılarını dolduruyor. İlk düşündüğümüz, onunla mutlu ve huzurlu olacağımız. İçimizdeki boşluğun ancak "iyi şeylere" sahip biri tarafından doldurulabileceğini sanıyoruz. Ama gerçek, her zaman böyle değil.
İçimizde Bir Yer Kitaptan Alıntılar
1. "“Hançer benim, yara bende.”"
2. "Hayat, tanrının gördüğü bir rüya mı yalnızca?"
3. "Unut çocuğum geçmişi, bak sana bir başka gelecek getirdim."
4. "Hepimiz kendimizde olmayanı arıyoruz.Ve, hepimiz ancak kendimizde olanı buluyoruz.Yaralanıyor ve yaralıyoruz."
5. "Bu söylediğimin doğru olup olmadığından hiç emin değilim ama bana öyle geliyor ki sanki hepimiz, içimizde bir başkası için ayrılmış bir yerle doğuyoruz. Bir parçası kayıp bir bulmaca gibi... Hayatımızın önemli bölümünü garip bir eksiklik duygusu ile geçirmemiz, bazı sabahlar anlaşılmaz sıkıntılarla uyanmamız, bazen isimsiz umutlarla neşelenmemiz, sanırım o boşluğun içimizde yarattığı girdaptan kaynaklanıyor. Karşılaştığımız her kadına ve erkeğe, belki de hiç farkında olmadan, girinti çıkıntıları o boşluğun kesiklerine uyacak mı diye bakıyoruz. Elinde Cinderella'nın ayakkabısıyla dolaşan biri var sanki içimizde, herkese, "Acaba ayakkabının sahibi bu mu?" diye bakıyor. Tam olarak neyi ve kimi aradığımızı bilmiyoruz. Bize öğretilen bilgilerden yola çıkarak aradığımız insanla ilgili birçok olumlu özellik sıralıyoruz ama genellikle söylediklerimiz gerçeğe çok uymuyor. Sonra birden birisi hayatımıza giriveriyor. Onun sahip olduğu bir şey, belki kokusu, belki dokunuşu, belki gülüşü, belki zekâsı, belki hayata bakış tarzı, belki zevki, belki aldırmazlığı, belki ihtirası, belki de kötülüğü, içimizdeki boşluğun bütün girinti çıkıntılarını dolduruyor. İlk düşündüğümüz, onunla mutlu ve huzurlu olacağımız. İçimizdeki boşluğun ancak "iyi şeylere" sahip biri tarafından doldurulabileceğini sanıyoruz. Ama gerçek, her zaman böyle değil."
6. "Birini bu kadar değerli bulduğunda, o acı çekerken eğlenemezsin; o, hayatının en önemli dönemeçlerini geçmeye çalışırken başını çeviremezsin, böyle davranmak içinden gelmez; bunu yapmamak gerektiğini bildiğinden değil, başka türlüsünü beceremediğinden öyle davranırsın."
7. ""Ama insan her zaman sevdiğini yok etmiyor, bazen de sevdiği için kendini yok ediyor.""
8. "Yalnızlığımızla çoğalıp kalabalığımızla eksiliyoruz ve öylesine kalabalık ki yalnızlığımız."
9. ""Yanlış bir hayatı yaşıyormuş gibi mutsuz bir hali vardı hep.""
10. ""Ruhunuzun bir köşesi bütün insanlığa kapalı, bütün insanlardan uzak.""
11. "Ne kadar kalabalık bir yalnızlığa sahibiz.
Ne yana dönsek kendimize çarpıyoruz."
12. "Hayatımıza girmiş ve oradan "suçlu ilan edilmeden" çıkmayı başarmış kaç kişi vardı?"
13. "Eski dostlarım onlar, cehennemden çiçek toplardık birlikte.Bir piyano bile çalamıyorum."
14. ""O gitmez" dediğin kaç kişi gitti, asla kopamayacağını sandığın kaç kişiden koptun ?"
15. "Herkes yalan söylüyorsa en dürüstümüz, "Ben yalancıyım" diyenler mi?"
İçimizde Bir Yer Kitap İncelemeleri
Bir söz bir kitap okuttu bana :) Yazarın güzel tespitleri var.. Deneme türünü zaten çok seviyorum, karşılıklı sohbet gibi bir solukta okuttu kendini. Özellikle tekrara düşen yerler vardı fakat bu yazarın isteyerek yaptığı pekiştirme amaçlı bir olay, bütünsellik sağlansın diye.
Eleştireceğim birkaç yer olabilir. Küçük küçük cinsiyetçi yerler var. Çakıltaşları kısmı mesela.
“Tanrı nasıl bir denge kurdu da aptallık erkeklerde orospuluk kadınlarda kaldı?”
“Dişi sadece aşk, şefkat, güç, güven istemiyor, bunları hep çok miktarda istiyor, bunlar azalınca çakıltaşı turlarına çıkıyor.
Ya da...
Dişi, ne olursa olsun asla erkeğe güvenmiyor, her şartta kendisini, geleceğini ve yavrusunu güvence altına alacak kadar çok çakıltaşı biriktirmeyi amaçlıyor.
Bu mümkün olabilir mi?”
Bir dişi Penguen ile bir kadını dişilik üzerinden kıyaslayan biliminsanı ile desteklemiş düşüncelerini(şık bulmadım). Kendi çelişkilerimizi yansıtırken aynı çelişkilere düşmüş yazar. Bir yandan yüceltip bir yandan yermiş.
in bir sözü var aynen paylaşıyorum.
Orospunun dişisi, erkeği olmaz.
Orospuluk huydur. Söz verip tutmamak, borcunu inkar etmek, birini casuslamak, arkadan adam vurmak, kendinden zayıfı ezmek, hatta korkmak bile yerine göre orospuluktur.
Diğer kısımlar güzeldi. Genel olarak. Keyifli okumalar dilerim.
İçimizdeki birine ya da birçok duygunun izine rastlayabileceğimiz bir eser olmuş.
“Bu bir ihanet öyküsü mü yoksa korkunç bir aşk öyküsü mü?”
Deneme türünde olmuş, dolayısıyla birçok duyguyu kendine has tarzıyla anlatmış. Tespitleri ve tasvirleri çoğu zaman şaşkınlıkla okuturken, genelde düşündürücü bir yanı var. Bazı cümlelerinin altında derin anlamlar ararken, bazen de abartıya kaçtığını düşünebiliyorsunuz; şu cümleyi bu kadar süslemenin ne anlamı var diye.
30 farklı anlatımla birlikte kitabı bittikten sonra tekrar okuma isteğiniz oluşabiliyor ama eğer Ahmet Altan’ı zaten sevmiyorsanız ve sırf meraktan okuduysanız, tekrar başlama olasılığınız da çok düşüktür.
İçlerinden en çok beğendiklerimse;
-Bir Sergiden Tablolar
-Eleni ve Küçük Gelin
-Gel ve Al
Ufak bir not; bir ara kitapla ilgili olarak çok fazla yazılıp çizildi. Anamalcı atıflardan, gereksiz bir kitap olduğuna kadar… Ucuz olmasından tutun da, şan şöhret için yazıldığına kadar. Akla gelebilecek birçok söz söylendi ama hepsini kulak ardı edip, kendi işimize bakmalıyız. Okumalı ve okumaya devam edip, kendi kararlarımızı kendimiz vermeliyiz. Yoksa; “Aaa.. Bak şöyle böyle demişler, neyse hiç okuyarak vakit kaybetmeyeyim” diye birçok eseri kaybedebilirsiniz.
Ek: Birçok yazar ve yazıyla da sözü geçmektedir; Çehov, Hugo, Tolstoy gibi devam eder…
Çehov'un Martı Piyesinden:
“Eğer bir gün hayatıma ihtiyacın olursa, gel ve al onu!”
İçimizdeki birine ya da birçok duygunun izine rastlayabileceğimiz bir eser olmuş.
“Bu bir ihanet öyküsü mü yoksa korkunç bir aşk öyküsü mü?”
Deneme türünde olmuş, dolayısıyla birçok duyguyu kendine has tarzıyla anlatmış. Tespitleri ve tasvirleri çoğu zaman şaşkınlıkla okuturken, genelde düşündürücü bir yanı var. Bazı cümlelerinin altında derin anlamlar ararken, bazen de abartıya kaçtığını düşünebiliyorsunuz; şu cümleyi bu kadar süslemenin ne anlamı var diye.
30 farklı anlatımla birlikte kitabı bittikten sonra tekrar okuma isteğiniz oluşabiliyor ama eğer Ahmet Altan’ı zaten sevmiyorsanız ve sırf meraktan okuduysanız, tekrar başlama olasılığınız da çok düşüktür.
İçlerinden en çok beğendiklerimse;
-Bir Sergiden Tablolar
-Eleni ve Küçük Gelin
-Gel ve Al
Ufak bir not; bir ara kitapla ilgili olarak çok fazla yazılıp çizildi. Anamalcı atıflardan, gereksiz bir kitap olduğuna kadar… Ucuz olmasından tutun da, şan şöhret için yazıldığına kadar. Akla gelebilecek birçok söz söylendi ama hepsini kulak ardı edip, kendi işimize bakmalıyız. Okumalı ve okumaya devam edip, kendi kararlarımızı kendimiz vermeliyiz. Yoksa; “Aaa.. Bak şöyle böyle demişler, neyse hiç okuyarak vakit kaybetmeyeyim” diye birçok eseri kaybedebilirsiniz.
Ek: Birçok yazar ve yazıyla da sözü geçmektedir; Çehov, Hugo, Tolstoy gibi devam eder…
Çehov'un Martı Piyesinden:
“Eğer bir gün hayatıma ihtiyacın olursa, gel ve al onu!”
İçimizdeki birine ya da birçok duygunun izine rastlayabileceğimiz bir eser olmuş.
“Bu bir ihanet öyküsü mü yoksa korkunç bir aşk öyküsü mü?”
Deneme türünde olmuş, dolayısıyla birçok duyguyu kendine has tarzıyla anlatmış. Tespitleri ve tasvirleri çoğu zaman şaşkınlıkla okuturken, genelde düşündürücü bir yanı var. Bazı cümlelerinin altında derin anlamlar ararken, bazen de abartıya kaçtığını düşünebiliyorsunuz; şu cümleyi bu kadar süslemenin ne anlamı var diye.
30 farklı anlatımla birlikte kitabı bittikten sonra tekrar okuma isteğiniz oluşabiliyor ama eğer Ahmet Altan’ı zaten sevmiyorsanız ve sırf meraktan okuduysanız, tekrar başlama olasılığınız da çok düşüktür.
İçlerinden en çok beğendiklerimse;
-Bir Sergiden Tablolar
-Eleni ve Küçük Gelin
-Gel ve Al
Ufak bir not; bir ara kitapla ilgili olarak çok fazla yazılıp çizildi. Anamalcı atıflardan, gereksiz bir kitap olduğuna kadar… Ucuz olmasından tutun da, şan şöhret için yazıldığına kadar. Akla gelebilecek birçok söz söylendi ama hepsini kulak ardı edip, kendi işimize bakmalıyız. Okumalı ve okumaya devam edip, kendi kararlarımızı kendimiz vermeliyiz. Yoksa; “Aaa.. Bak şöyle böyle demişler, neyse hiç okuyarak vakit kaybetmeyeyim” diye birçok eseri kaybedebilirsiniz.
Ek: Birçok yazar ve yazıyla da sözü geçmektedir; Çehov, Hugo, Tolstoy gibi devam eder…
Çehov'un Martı Piyesinden:
“Eğer bir gün hayatıma ihtiyacın olursa, gel ve al onu!”
İçimizdeki birine ya da birçok duygunun izine rastlayabileceğimiz bir eser olmuş.
“Bu bir ihanet öyküsü mü yoksa korkunç bir aşk öyküsü mü?”
Deneme türünde olmuş, dolayısıyla birçok duyguyu kendine has tarzıyla anlatmış. Tespitleri ve tasvirleri çoğu zaman şaşkınlıkla okuturken, genelde düşündürücü bir yanı var. Bazı cümlelerinin altında derin anlamlar ararken, bazen de abartıya kaçtığını düşünebiliyorsunuz; şu cümleyi bu kadar süslemenin ne anlamı var diye.
30 farklı anlatımla birlikte kitabı bittikten sonra tekrar okuma isteğiniz oluşabiliyor ama eğer Ahmet Altan’ı zaten sevmiyorsanız ve sırf meraktan okuduysanız, tekrar başlama olasılığınız da çok düşüktür.
İçlerinden en çok beğendiklerimse;
-Bir Sergiden Tablolar
-Eleni ve Küçük Gelin
-Gel ve Al
Ufak bir not; bir ara kitapla ilgili olarak çok fazla yazılıp çizildi. Anamalcı atıflardan, gereksiz bir kitap olduğuna kadar… Ucuz olmasından tutun da, şan şöhret için yazıldığına kadar. Akla gelebilecek birçok söz söylendi ama hepsini kulak ardı edip, kendi işimize bakmalıyız. Okumalı ve okumaya devam edip, kendi kararlarımızı kendimiz vermeliyiz. Yoksa; “Aaa.. Bak şöyle böyle demişler, neyse hiç okuyarak vakit kaybetmeyeyim” diye birçok eseri kaybedebilirsiniz.
Ek: Birçok yazar ve yazıyla da sözü geçmektedir; Çehov, Hugo, Tolstoy gibi devam eder…
Çehov'un Martı Piyesinden:
“Eğer bir gün hayatıma ihtiyacın olursa, gel ve al onu!”