Görme Biçimleri Kitap Bilgileri
Yazar: John Berger
Tahmini Okuma Süresi: 4 sa. 42 dk.
Sayfa Sayısı: 166
Basım Tarihi: Eylül 2020
İlk Yayın Tarihi: 25 Ekim 1990
Yayınevi: Metis Yayıncılık
Orijinal Dil: İngilizce
ISBN: 9789753420839
Ülke: Türkiye
Dil: Türkçe
Format: Karton kapak
Görme Biçimleri Kitap Tanıtımı
Görme konuşmadan önce gelmiştir. Çocuk konuşmaya başlamadan önce bakıp tanımayı öğrenir.
Ne var ki başka bir anlamda da görme sözcüklerden önce gelmiştir. Bizi çevreleyen dünyada kendi yerimizi görerek bulunuruz. Bu dünyayı sözcüklerle anlatırız ama sözcükler dünyayla çevrelenmiş olmamızı hiçbir zaman değiştiremez. Her akşam güneşin batışını görürüz.
Dünyanın güneşe arkasını dönmekte olduğunu biliriz. Ne var ki bu bilgi, bu açıklama gördüklerimize uymaz hiçbir zaman. Gerçeküstücü ressam Magritte "Düşlerin Anahtarı" adlı resminde sözcüklerle nesneler arasında her zaman var olan bu uçurumu yorumlamıştır.
(Ön Kapak)
Görme Biçimleri Kitaptan Alıntılar
1. "Seven birisi için sevgiliyi görmenin hiçbir sözcük ya da kucaklayışla karşılaştırılamayacak bir bütünlüğü vardır."
2. "Bakmak bir seçme edimidir."
3. "Nesneler bizim onlara yüklediğimiz anlamlardan ibarettir, insanlar da öyle."
4. "Erkekler kadınları seyrederler. Kadınlarsa seyredilişlerini seyrederler."
5. "Geçmiş içinde yaşanacak bir şey değildir. Eyleme geçerken içinden bir şeyler çekip çıkarttığımız bir sonuçlar kuyusudur."
6. "Nesneler bizim onlara yüklediğimiz anlamlardan ibarettir, insanlar da öyle."
7. "Kadın olarak doğmak, erkeklerin mülkiyetinde olan özel, çevrelenmiş bir yerde doğmak demektir. Kadınların toplumsal kişilikleri, böylesine sınırlı, böylesine koşullandırılmış bir yerde yaşayabilme ustalıklarından dolayı gelişmiştir."
8. "Maddesel koşullarla, anlaşılmamakla, biraz da kendisiyle savaşarak yaşayan birisi."
9. "Geçmiş içinde yaşanılacak bir şey değildir. Eyleme geçerken içinden bir şeyler çekip çıkarttığımız bir sonuçlar kuyusudur."
10. "“Nesneler bizim onlara yüklediğimiz anlamlardan ibarettir, insanlar da öyle.”"
11. "Kişisel mutluluk peşinde koşmak, evrensel olarak herkesçe kabul edilmiş bir haktır. Oysa günümüzdeki toplumsal koşullar bireyin kendisini güçsüz hissetmesine yol açıyor. Birey, içinde bulunduğu durumla olmak istediği durum arasındaki çelişkiyi her gün yeniden yaşıyor."
12. "Bakmak bir seçme edimidir."
13. "Günümüzdeki toplumsal koşullar bireyin kendisini güçsüz hissetmesine yol açıyor. Birey , içinde bulunduğu durumla olmak istediği durum arasındaki çelişkiyi her gün yeniden yaşıyor."
14. "Düşündüklerimiz ya da inandıklarımız nesneleri görüşümüzü etkiler İnsanların Cehennem'in gerçekten var olduğuna inandıkları Ortaçağ’da ateşin bugünkünden çok değişik bir anlamı vardı kuşkusuz. Gene de onlardaki bu cehennem kavramı —yanıkların verdiği acıdan olduğu ölçüde— ateşi her şeyi yutan, kül eden birşey olarak görmelerinden doğmuştur."
15. "Bir toplumda sanatı seven bireyler varsa o toplumda sanatın geliştiği öğretilir."
Görme Biçimleri Kitap İncelemeleri
Bu Kitap, sanat olgusunu birincil etkileyen görme duyusunun ve biçiminin algıyı nasıl etkilediğini ele alıyor. En klasiğinden bakmak ve görmek aynı şeyler değildir mottosundaki gibi, bu kitabı okumadan önce sembolik olarak resimlerin ne gibi imgeler ifade ettiğini veya edebileceğini anlamdırmada eksikliğimin olduğunu fark ettim. Kitap derinlemesine sanat irdelemesinden ziyade eserlerin temsil ettikleri toplumsal sınıfı ön plana çıkarırken ne gibi olgulara dikkat edildiğine değinmekte. Eşyaların, kıyafetlerin ya da arkada masummuş gibi duran çiftlik yansımasının aslında tamamen varlık göstergesi oluşunu ve bunun bilinçlice resmedilip apayrı bir varlık göstergesi haline getirilişini örnekler vermektedir. Sanatın her zaman belli bir baskı altında şekillenmesiyle yön değiştirmesi, kilise baskısının sanatta dinsel içerikli eserlerin ortaya konulmasındaki etkisi gibi statü göstergesinin de etkisini gösteriş şekilleri. cinselliğin ve çıplaklığın gösteriliş ve algılanışındaki farklılığı gözler önüne serip, buradan fotoğrafın ilerlemesinden reklam sektörüne eleştiride bulunarak, örneklendirerek insanların sonsuz tüketim çılgınlığını ve öğrenilmiş çaresizliklerinin asıl onları tükettiğini ortaya koyar. yani görme biçimleri, sanatın irdelenmesinden ziyade sanat işleyişinin ele alınarak toplum eleştirisinin ön planda olduğu bir kitap. Tüm Sanat severlere tavsiye edilir...
Hani derler ya gözlerini dünyaya açtı... Gözlerimizi dünyaya açtığımızdan beri bir çok şey görürüz. Ve gördüğümüz her sahneyi ömrümüz boyunca sadece bir kere görürüz. Bir daha aynı bileşenleri aynı noktada toplayabilmek ve santimi santimine aynı görüntüyü yakalayabilmek imkansızdır. Peki biz bu durumun ne kadar farkındayız? Gördüğümüz şeylerin değerinin ne kadar farkındayız ?
Bir şeye bakmak ve o şeyi görmek arasında çok fark vardır. Mesela bir resme baktığınızı düşünün defalarca kez baktığınızı her baktığınızda bir detay fark edersiniz. Son bakışınız ilk bakışınıza göre bir çok detay içerir.
Peki neden resim sanatı diğer sanatlara göre değerlidir? Çünkü diğer sanatları satın alamazsınız. Bir şarkıyı satın alıp sadece kendiniz dinleyemezsiniz. Ya da bi sinema filmi sadece size ait olmaz. Ama bir resim aldığınızda o artık size aittir ve bir eşi daha yoktur. Çünkü aynı resmi birebir kopyalamak da imkansızdır. Yani bir resme sahip olmak insanın egosunu besler.
John Berger, resim sanatının başlangıcından başlamış ve her şeyi örneklendirerek resim sanatının yaşantımıza nasıl entegre edilip her yerde kullanıldığını gözler önüne sermiş bu kitapta. Bunu yaparken de okura yeni bir perspektif kazandırmayı ihmal etmemiş.
Yeni bir perspektif kazanmak istiyorsanız mutlaka okumalısınız.
Berger’in BBC’de yayınlanmış “görme biçimleri” programının kitaplaştırılmış ve bolca görselle desteklenmiş hali bu kitap. Fotoğraflar, yağlıboya resimler, reklamlar..Berger hepsini bakmak ve görmek arasındaki ince çizginin üzerine yerleştiriyor ve dünyayı aslında nasıl da başkalarının gözlerinden görmeye "zorlandığımızı" ve asla fark edemediğimizi
anlatıyor.
En çok sanat eserlerindeki "kadın" imgesiyle ilgili olan bölümü beğendim. Kadınların toplumsal olarak şekillendirilişi, seyretmek ve seyredilmek eylemlerini aynı anda ve otomatik olarak benimseyişini anlattığı kısım çok etkileyiciydi. Ve şu alıntı: “Erkekler kadınları seyrederler. Kadınlarsa seyredilişlerini seyrederler.”
Son bölümde reklamcılığın tüketimi nasıl demokrasinin yerine koyduğunu, bir nesne daha satın alarak yaşamlarımızı değiştireceğimize nasıl ikna edildiğimizi, aldığımız her bir nesneyle yoksullaşırken nasıl da zengin hissettirildiğimizi de nefis anlatıyor bence.
Ama yine de, okuduğum diğer Berger kitaplarından daha yavan geldi bu bana. Bir konuşmayı sonradan metne çevirirken kaybolan ve kaybolduğu fark edilmeyen küçük detaylar yüzünden sanırım. Yine de yine, çok seviyorum Berger okumayı. Sadece sanattan konuşuyormuş gibi yapıp büsbütün hayattan bahsetmesini, bakış açımı değiştirip genişletmesini seviyorum.
Zengin ve fakir arasındaki uçurumun kaynağı ‘şey’lerdir. Sahip olunabilen şeyler. Birinin satın alabilme gücünün olduğu şeyi diğeri alamaz ve uçurum gittikçe derinleşir. Zengin bunun farkındadır, hiç oralı olmaz. Surların ardında yaşamına konfor içinde devam eder. Fakir içinse umut hep olmalıdır. Bir gün daha çok şeye sahip olabilme umudu diri tutulmalıdır ki zengine saldırmasın. Yani bir gün onlar gibi yaşayabilmek adına ucuna havuç bağlanmış bir ipin etrafında dönsün dursun...
Sanatı, edebiyatı, modayı, kültürü ve kaynağı insan olan aklınıza gelen her şeyi şekillendiren şey paradır. Paranın gücüdür. Geri kalanı sizi yarım yamalak kültür- gelenek dersleriyle oyalamaya çalışan reklamlardır.
Statüyü kurgulayan ve koruyan kurumlar ise( devlet-din vb.) toplumu bu haliyle kabullenmeniz için çalışan birer reklam ajansıdırlar.
İnsana yakıştırılan ‘görme’ biçiminden kurtulmuş bir ‘insan’ olarak görebilmemiz gerekiyor dünyayı.
Berger bunu anlatmış.
Kitabın son sayfasında sadece tek cümle var: ‘ Bu kitabı tamamlamayı okurun kendisine bırakıyoruz.’
Ben şöyle tamamlıyorum: Kapitalizm bize iki şey öğretti. 1. Her şeyin ve herkesin bir fiyatı vardır ve bedava peynir sadece fare kapanında bulunur.
2. Duygu sadece kaybeden tarafta bulunan kimyasal bir kusurdur.
BBC’nin televizyon belgeselinden uyarlanan ‘Görme Biçimleri’ adlı kitap; Avrupa’nın “sanat” adı altında oluşturduğu imgesiz resimleri anlatıyor. John Berger bu kitapta genel olarak Avrupalıların bu tutumuyla ilgili eleştirilerini dile getiriyor; resimlerde sık kullanılan çıplak kadın portrelerini, zengin, fakir çatışmasını, insanı “varlıklı” niteleyebilecek malların resimlere işlenmesi gibi. Sanatın sanat için olmasından ziyade ticaret boyutuna artık el atıldığı...
Yedi bölümden oluşan kitabın son bölümü günümüzde reklamcılık ile ilgili. Reklamın, insanın bilinçaltını nasıl manipüle ettiğinden. Eski çağlardan itibaren yapılan resimlerin dergi kapaklarına nasıl ilham (!) olduğundan da bahsediyor .
Kitabın size kattığı en önemli olaylardan biri de resmi okumayı öğreniyorsunuz. “Bir kadının elinde ayna duruyorsa bunun sebebi nedir ? , Zengin bey ve hanımlar neden portrelerde bomboş bakarlar ? ( ki bu verdiğim örnek günümüz reklam sektöründe çokça kullanılmış ve hala da kullanılıyor.) , yoksul insanlar neden portrelerde her zaman kendini kabul ettirme, zorla gülme çabası içine girerler ve bu tablolar Frans Hals yapsa bile neden satılmaz ?
Bu ve bunun gibi soruların cevaplarını kitabı tamamen okurken keyifle bulabilirsiniz. Dolu dolu bir kitaptı, herkese tavsiyemdir.