Fatih Harbiye Kitap Bilgileri
Yazar: Peyami Safa
Tahmini Okuma Süresi: 3 sa. 38 dk.
Sayfa Sayısı: 128
Basım Tarihi: Ekim 2020
İlk Yayın Tarihi: 1997
Yayınevi: Ötüken Neşriyat
Orijinal Dil: Türkçe
ISBN: 9789754370232
Ülke: Türkiye
Dil: Türkçe
Format: Karton kapak
Fatih Harbiye Kitap Tanıtımı
Darülelhan’ın (Konservatuvarın) alaturka kısmında ud eğitimi alan Neriman, mensup olmakla iftihar ettiği Doğu kültürünü çok seven babası Faiz Bey’le on beş yaşından beri Fatih semtinde oturmaktadır. Yine bu semtte tanıştığı, babasına çok benzeyen ve Darülelhan’da kemençe eğitimi alan Şinasi ile yedi yıldır nişanlıdır. Bütün mahalle, tahammül sınırlarını zorlayan bu nişanlılık ilişkisinin evlilikle bitmesini beklemektedir. Ancak Neriman’ın Darülelhan’da tanıştığı Macit, onun içinde yer etmiş Batılı bir hayat yaşama isteğini uyandırır. Neriman, Beyoğlu’nda, Harbiye’de yaşanan ışıltılı hayat tarzına imrenerek yaşadığı muhitten, evlerinden, babasından, Şinasi’den ve hatta doğuyu temsil ettiğini düşündüğü kedisinden bile nefret etmeye başlar. Tramvay yoluyla birbirine bağlanan ama birbiriyle bağdaşması mümkün olmayan iki semt, Fatih ve Harbiye, aynı coğrafyada yaşanan bir kültür ve zihin geriliminin cepheleridir. Türk edebiyatının en üretken kalemi Peyami Safa, televizyon dizilerine de konu olan Fatih-Harbiye romanında toplumumuzun yaşadığı asrîleşme (çağdaşlaşma) sancılarına eşyalar, şahıslar, kurumlar ve mekânlar üzerinden ayna tutmaktadır.
Fatih Harbiye Kitaptan Alıntılar
1. "“Niçin, sen artık dünkü sen değilsin?”"
2. "“Ah, insanlar niçin her şeyi anlayamıyorlar?”"
3. "Kendi kendini aldatmak, başkalarını kandırmak kadar basit değildir."
4. "Kendi kendini aldatmak, başkalarını kandırmak kadar basit değildir."
5. "Ah, insanlar niçin herşeyi anlamıyorlar? Beş dakika, on dakika, yarım saat kendilerini unutsalar, kendilerini karşılarındakinin yerine koysalar, tam onun gibi fakat hiç eksiksiz ve tam onun gibi duysalar, herşey ne kadar yerli yerinde olacak."
6. "“… ben sustuğum zaman bile sen beni anlamalısın…”"
7. "“Acaba her oturan adam tembel, her koşan adam çalışkan mıdır?”"
8. "“Niçin, sen artık dünkü sen değilsin?”"
9. "Eski ve yırtık ve pis iğrenç bir elbiseyi üstümden atar gibi bu hayattan ayrılmak, çıkmak istiyorum."
10. "Ah, insanlar niçin her şeyi anlayamıyorlar? Beş dakika, on dakika, yarım saat kendilerini unutsalar, kendilerini karşılarındakinin yerine koysalar, tam onun gibi -fakat hiç eksiksiz ve tam- onun gibi duysalar, her şey ne kadar yerli yerinde olacak. Hayır! illa ki zıddiyetler, öfkeler, yanlış anlaşmalar, kıskançlıklar, inatlar, şüpheler, hakim olmak arzuları ..."
11. "Fakat içinde çok derin, tehlikeli duyguların uyanışını farkediyordu..."
12. "Kendi kendini aldatmak, başkalarını kandırmak kadar basit değildir."
13. "“Kendimden nefret ediyorum. Oturduğum mahalle, oturduğum ev, konuştuğum adamların çoğu sinirime dokunuyor.”"
14. "Neriman, bir daha, eski günlerin samimiyetini aradı. Bunu bulmak için her şeyi feda etmek istedi."
15. "“Ben sustuğum zaman bile sen beni anlamalısın.”"
Fatih Harbiye Kitap İncelemeleri
Yani cok değerli peyami safa abimizin ülkemizi keza 100 yıl önce ve 100 yıl sonraki bir sorunu olan turkiyenin yönünü batıda mi tutsun yoksa doğuda mi tutsun durumu çok güzel ve akıcı bir söyleyişle, ordaki 3 karektere fevkalade şekilde yansıtarak okuyan bizlerin önüne seriyor.
doğu batı çatışmasını romanın kahramanı neriman üzerinden anlattığı bir eseridir neriman bu çatışmanın tam ortasında kalan dönemin kızlarından birisidir cocukluktan beri aşık olduğu ve doğu kültürünü temsil eden) şinasi ile ve batı tarzına yakın olan macit arasında seçim yapan birisi ve hikaye bunun üzerinde devam eder Batılılaşma düşüncesi kendi değerlerimizi veya orf adetlerimizi içinde yaşadığınız toplumun geleneklerıni bir kenara bırakmak demek değil, ve olmamalıda aynı şekilde doğu külturüde böyle olmamalı yani çorba düşünün bu çorbaya tat veren ,tuz, biber ve kekiktir,herhangi birisinin eksikliği veya fazlası ağzımızın tadını kaçırabilir işte bu yüzden kendi değerlerimize sahip çıkarak dogu ve batıyı ortaklaşa bir biçimde kendi bünyemizde barındırmak en güzeli olacaktır düşüncesinde olmalı insan . Kitap başlı başına gerek işlediği konu itibariyle gerekse bu konuyu çok bir şekilde karakterlere yansıtması kitabın okunmasına sebep olan en büyük etkenler tabiki de peyami safa farkıyla ..
Peyami Safa efsanesi devam ediyor!..
Peyami Safa'nın hangi kitabını okusam o aynı tat hiç değişmiyor, üstad bunu büyük bir ustalıkla devam ettiriyor; karakterlerin, mekanların, zamanın içinde akıp gidiyorum.
Psikolojinin ülkemizdeki en büyük temsilcilerinden olan büyük üstad, zihnimin kıvrımlarında beni yine kıvrım kıvrım etti. Bildiğim, ama ifade edemediğim, zihnimin atölyesinde, belki de uzun bir zamandır beklediğim o enfes ifadelerle buluştuğumda nasıl bir haz aldım, nasıl bir hayret ve neşeyle doldum, inanın anlatamam.
Edebi üslubunu, psikolojik tahlil gücünü, entelektüel bakış açısını her eserinde ziyadesiyle beğendiğim bir yazarın tarihimizin köklerinden çıkarak ulu bir çınar gibi günümüze ışık tutması beni Türk Edebiyatı'nın ne kadar büyük bir derya olduğuna tekrar tekrar inandırdı.
Bu incelikteki eserlerin okuru bu kadar derinden etkilemesi, başka dünyaların kritiğini yaparken bu kadar samimi sorgulatması nadirdir.
Peyami Safa'nın psikolojik tahlillerinin ve edebi ifade zenginliğinin gücü, bana hayallerin gerçekten daha gerçekçi ve daha detaycı olabileceğini bir kez daha gösterdi.
Batı hayranlığını ele alan eser, bu konunun mekan ve insana ne gibi farklar getirebileceğini tarihi dekoruyla gayet zekice işlemiş. Batı ve Doğu kültürünün farklılıkları insanları nasıl farklılaştırmış, erkek ve kadınları ayrı ayrı nasıl etkilemiş, mekanları nasıl farklı dünyalara çevirmiş, bunu o tarihle beraber farkında bile olmadan tefekkür etmekten alamıyorsunuz kendinizi.
Türk Edebiyatına inanan değerli okurlar! Bu eseri alın, kütüphanenize mutlaka ekleyin ve gecikmeden okuyun hemen...
Yıllar öncesinde yazılmış bir kitap ama okurken bugünümüzü de gözler önüne seriyor.
Şark ve Garp...
Mesele ne sizce Garbın medeniyeti Şarkın değerleri mi...
Asıl mesele medeniyetten ne anladığımız.
Kitapta Neriman ve Şinasi'nin yıllarca süren birlikteliği daha sonra Neriman'ın belli bir zaman diliminde lükse gösterişe tamat etmesi Batı hayranlığı işleniyor, fakat hoşuma giden yanı kendi özünü kaybetmemesi oldu. Gösterişin, lüksün, uçarı bir kültürün samimiyetsizliğini kavramasını sevdim.
Ve biz bunu anlayamıyoruz asıl mesele bu medeniyet diye tanımlanan olgu, kültürde kendini göstermez. Evet her toplumun kendine özgü kültürü, değerleri vardır ama bırakalım bu toplumlara has olsun. Bizim medeniyetten anlamamız gereken bilimdir, fendir. Gelişmektir hep daha iyiyiye gitmektir. Bizler günümüz dünyasında kendimizi kaybedip, tüm değerlerin yoksunluğunu yaşıyarak medeni bir yaşam içindeyiz diyoruz.
Soruyorum size medeniyet; tüm değerleri silip, vurdumduymazlık içinde ve bana göre tabiri caizse 'hayvanların bile daha onurlu yaşadığı bir hayattan mahrum yaşamakmıdır.'
Evet salt kitabı değerlendiremedim daha fazla yoruma karıştım fakat kitabı okurken şuan içinde bulunduğumuz dünyanın ehemmiyetinin daha içler acısı olduğunu bir kez daha gördüm.
Bu aldanış değişir mi sanmam ama bizim at gözlüklerini çıkarıp önce kendimize ve sonra tüm dünyaya bakıp biz ne yapıyoruz, nereye gidiyoruz diye sorgulamamız lazım diye düşünüyorum.
Sanırım Fransız ihtilali, Ekim devrimi, holocoust, köleliğin kaldırılması ile uğraşırken; Kurtuluş Savaşı dönemini, Doğu -batı kültürü çatışmasını, tek parti dönemini, toroslardaki yörüklerin dertlerini, akdenizin mavi sularını kısacası yerli edebiyatı unutmuşum. Bu eser bu gerçeği açıkca yüzüme vurdu. Her ne kadar tekniğimiz bir batılı kadar iyi olmasada; bizim edebiyatımız daha samimi, sorunlar bizim sorunlarımız, yer bizim vatanımız, insanlar bizim insanlarımız, kültür bizim kültürümüz.
Esere gelecek olursak, baş karakter Neriman Konservetuarın Türk musikisi öğrencisidir. Babası Faiz Bey ile yedi yıllık sevgilisi Şinasi tam bir şarklı, yeni tanıştığı arkadaşı Macit ise tam bir garklıdır. Eserde, Neriman, Şinasi ve Macit üçlüsü arasında geçen aşk çekişmesi üzerinden doğu - batı kültürü çatışması anlatılıyor. Yazarın amacı hangisi daha üstünden ziyade, biz medenileşmekten ne anladık sorusuna cevap bulmak. Ayrıca karakterlerin psikolojileri okuyucuya çok güzel aktarılmış.
Eserin benim açımdan tek sorun yaratan yönü eski kelimelerin çok sık kullanılmış olması oldu. (Bendeki kitap Ötüken yayınlarınındı, belki diğer yayınevlerinde sadeleştirilmiş versiyonu bulunabilir.) Türk edebiyatının bu kült eserinden herkesin çok büyük keyif alacağını düşünüyorum ve tüm edebiyat severlere kitabı tavsiye ediyorum.
Herkese keyifli okumalar dilerim.
Aslında bu Peyami Safa'dan okuduğum 2. Kitap. Sisteme üye olmadan önce
kitabını okumuştum. Kesinlikle muhteşem bir kitaptı. Yine bu kitapta da beni yanıltmadı yazarımız.
Böyle milliyetçi yazarlar iyi ki var olmuşlar. Dosdoğru Türkçesi, asla bıktırmayan aksine aşık eden ağdalı cümleleriyle romanlarında daima yanlış Batılılaşmayı ve İstanbul'un yan yana semtlerindeki derin uçurumları muhteşem tasvirlerle gözler önüne seriyor. Hatta bu romanında da İstanbul'un iki semtinin arasındaki derin uçurumu bakın hangi sözlerle tasvir etmiş:
《Tramvayla bir saat bile sürmeyen bu mesafe Neriman'a Efgan yolu kadar uzun görünürdü ve Kabil'le New York arasındaki farkların çoğuna İstanbul'un iki semti arasında kolayca tesadüf edilir.》
Yani yıllardır süren zihniyet çatışması olan Şark ve Garb;
İlim irfan alınması gereken yerde danslarını, kılık kuşamını aldığımız Garb
Ve buna sessiz kalmış uysal kedi Şark
Bu iki medeniyet yıllardır yan yana İstanbul'un iki semtinde nefes almışlar.
Özellikle Türk kızlarının aklını karıştırarak bir aile yapısını dahi bozmaya yeltenmiştir bu çatışma.
Yozlaşma yani ingilizce tabiriyle asimilasyon. Veyahut frenk tabirle dejenere.
Bir toplumu tankla tüfekle yıkamazsınız bunlarla yok edersiniz. Boşuna söylememişler.
Medeniyetler şehri canım İstanbul havan hiç kimseye yaramıyor. Türk filmlerinde de hep oraya kaçanların başına bir şeyler gelirdi ordan belliydi :))
Neyse lafı fazla uzatmadan sağlıkla kalın. Romanı tavsiye ediyorum.