Dursun Gürlek En Beğenilen Sözleri
1. ""Yarın Hakk'ın divanına varınca
Süleyman'dan hakkın alır karınca!""
- Karınca Huzura Varınca
2. ""Kitap, ilimle dolu bir kaptır. Zarâfetle dolu bir zarftır. Kitabın letâifi güldürür, garâibi taaccüp ettirir, muhteviyatı eğlendirir, her mev'izesı bir ibret gösterir. Kitap en tatlı mal ve zahire, en latif nüzhetgâh, en şerefli meşguliyet, en güzel iş, en sadık dosttur.""
- Karınca Huzura Varınca
3. "Herkese her şey söylenmez. Doğrudur. Her sözün bir söyleniş tarzı vardır. Bu da doğrudur. İşte “tarz” denilen tılsımın diğer adı da üslûptur."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
4. "Malûm ya gül dalında güzeldir, şu şadırvanda şakır, taş yerinde ağırdır, kitap da rafta gülümser."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
5. "Gelenbevî İsmail Efendi'nin sahasında ne büyük bir otorite olduğunu gösteren ilgi çekici örneklerden biri de şöyledir: o devirde Bâbıâli'ye bir mühendis gelir. yanında logaritma ile bir de risâle getirir ve çözülmesini ister. ayrıca, "bakalım, aranızda bunu anlayacak kimse var mı?" diye alay etmekten de kendini alamaz. Fransız mühendis Gelenbevî'nin evine gönderilir. hocaefendi'nin basit ve perişan kıyafetini, evin dağınıklığını gören mühendis daha da küstahlaşarak, "filan vakte kadar cevabını isterim." der ve hiçbir iltifatta bulunmadan evden ayrılır. Sicill-i Osmânî'nin rivayetine göre, Gelenbevî İsmail Efendi bir gecede logaritma risalesini hazırlar ve Fransız mühendise takdim eder. böyle bir manzarayla karşılaşan mühendis son derece şaşırır. zekâsına hayran kaldığı hocaefendinin resmini yapmak ister. bu maksatla Bâbıâli'de reis Râşid Efendi'nin odasına getirilir. sırtındaki eski kürk çıkarılarak, o zamanlar devlet adamlarının kullandığı samur kürk giydirilir. bu sırada Gelenbevî'nin, "Elhamdulillah, kendimi samur kürk içinde gördüm." dediği rivayet edilir. Fransız mühendis bu sırada o kadar heyecanlanır ki, Bâbıâli'de reis efendiye, "bu adam Avrupa'da olsaydı, ağırlığınca altın ederdi!" demekten kendini alamaz."
- Ayaklı Kütüphaneler
6. "“Öğretmen” kelimesi, “muallim” in yanında sönük, donuk, ve cılız kalıyor.
Ne yazık ki bugün artık hiç kimse “muallim” sözünü kullanmıyor, nasıl kullansınlar ki “hoca” lâfı bile bâzı ham ruhları, kafalarına kaynar su “boca” edilmiş gibi çıldırtıyor.
Garip değil mi, medeniyet” kelimesi “م"(mim) harfiyle başladığı gibi, bu büyük îmar, inşâ ve ihyâ hareketinin asıl unsurlarını teşkil eden...
müellifler, mütercimler, mürebbîler, musahhihler, muharrirler, ve muallimler de aynı harfle “mim”leniyorlar."
- Ayaklı Kütüphaneler
7. "Ödünç verdiği kitapların geri gelmeyişinden canı iyice sıkılan bir zatın söylediği ve levha halinde yazdırıp kütüphanesinin bir köşesine astığı şu iki misraı...
"Her kim olsa söylerim doğrusunu etmem hicab
Tövbe ettim, âriyet hiç kimseye vermem kitab""
- Maziye Bir Bakıver
8. ""Muhabbet, ne büyük lezzettir ki, insan cefasında da bir başka lezzet bulur..""
- Namık Kemal
9. "Bir gün doğar elbette şems-i hakikat
Hiç böyle müebbed mi kalır zulmet-i alem?"
- Karınca Huzura Varınca
10. "Doğum, ölümün elçisidir."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
11. "Sırası gelmişken belirtelim ki, kütüphaneler birer ilim ve irfan yuvasıdır."
- Ayaklı Kütüphaneler
12. "“İnsanın ne konuştuğu değil, nasıl konuştuğu önemlidir… üslûp, sözün cilâsıdır.”"
- Karınca Huzura Varınca
13. "Dört şey insanı yüceltir:
1-Edep
2-İlim
3-Sadâkat
4-Emaneti koruma"
- Karınca Huzura Varınca
14. ""Kilâb-ı zulme kaldı gezdiğin nâzende sahrâlar Uyan ey yâreli şîr-i jiyan bu hâb-ı gafletten..
Ey kükremiş yaralı arslan, bu gaflet uykusundan uyan! Gezdiğin nazlı ovalar zulüm köpeklerine kaldı...""
- Namık Kemal
15. "İnsan ihsanın kulcağızıdır...
#"
- Karınca Huzura Varınca
16. "Mihnet denizinde boğulmamak için, hikmet deryasına dalmak icap ediyor!..."
- Maziye Bir Bakıver
17. "Dört şey insanı yüceltir..
Edep
İlim
Sadâkat
Emaneti koruma
..."
- Karınca Huzura Varınca
18. "Kitaptan hoşlanan, gittiği yere birlikte götüren, onunla olan ülfetini her zaman ve her yerde devam ettiren insanları, hareketlerinden ve tavırlarından tanırsınız. Zaten bunların sayısı, kelaynak kuşları gibi gittikçe azalmaktadır."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
19. ""Ölürsem görmeden millette ümid ettiğüm feyzi
Yazılsın seng-i kabrimde, vatan mahzun ben mahzun""
- Namık Kemal
20. ""Yatağında saatlerce kitap okumadan uyuduğunu hiç görmedim. Vefatından altı saat evvel bile kitap okumuştur..""
- Namık Kemal
21. "Hayâ uçtu mu, belâ konar."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
22. ""Hakîr olduysa millet şânına noksan gelir sanma Yere düşmekle cevher sâkıt olmaz kadr ü kıymetten..
Millet hakîr olduysa şanına noksan gelir sanma. Cevher.yere düşmekle değerinden kaybetmez..""
- Namık Kemal
23. ""Kişilerin nasıl bir karaktere sahip olduklarını hareketleri değil, sözleri gün ışığına çıkarır..""
- Namık Kemal
24. "Âdâp, erkân, saygı gibi konularda eski büyüklerimizin çok gerisinde kalmışız."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
25. "Doğum, ölümün elçisidir."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
26. "Gülmeyi bilmeyen, ağladığı görülmeyen, şaka yapmaktan anlamayan, fıkra anlatmaktan bîhaber olan, kolay kolay etkilenmeyen insanlara rahatça "heykel" diyebilirsiniz."
- Karınca Huzura Varınca
27. "Sadece insanlar değil, semtler de öksüz ve yetim kalır."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
28. "Hakiki dost ararsan ne o, ne bu, ne şu
Aldırma adam sen de hepsi geçer dünya bu
Gönlü temiz zannettik, ince bir suyu Tuna
Kardeş, arkadaş diye çok kandık şuna buna
Meğer harcamışız o güzel yılları boşuna
…
| Hâlide Nusret Zorlutuna"
- Karınca Huzura Varınca
29. "Kur'an Mekke'de nazil oldu, Kahire'de okundu, İstanbul'da yazıldı."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
30. ""..gariptir ki bizim milletimiz, avam tabakasına kadar en ziyade Nefî'yi beğenmiştir.
"Koca Nefî! Baba adam! Cihangir gibi konuşuyor! Mert herif!" gibi sözlerle ona karşı hayranlığını izhar etmiştir. Bu hayranlığı ifade edenler, Nefî'nin beliğ ve kapalı cümlelerini değil, onun tavrını, söyleyişini beğeniyorlardı ve işte bu tavır ve bu söyleyiş, o Selçuk ve Osmanlı Türkünün tam ayarıdır..""
- Namık Kemal
31. ""Onun hayatı en ziyade okumakla geçerdi.
Her gün en az altı ve vakit bulursa sekiz hatta on saat kitap okurdu.
"Yazı yazmak dünyada en sevdiğim şeydir, lakin okumağa mâni oluyor; ah ikisini beraber yapmak mümkün olsaydı!" sözlerini tekrar edip durması kendisindeki okumak aşkını gösterir.
Avrupa'dan beraber getirmiş olduğu kütüphaneden dağıla dağıla elinde kalabilmiş olan bin-üçyüz kadar Fransızca ve üç-dörtyüz Arapça, Acemce, Türkçe kitap ile kanaat edemiyerek her aya yeni yeni kitaplar celbederdi..""
- Namık Kemal
32. "Kur'an Mekke'de nazil oldu, Kahire'de okundu, İstanbul'da yazıldı."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
33. "Misafirin iyisi gelir geçer kuş gibi
Kötüsüyse oturur daima baykuş gibi"
- Tebessüm ve Tefekkür
34. "“İç yüzleri gösterecek bir ayna satılsa acaba kaç müşteri bulunur?”
| İsmail Hâmi Dânişmend"
- Karınca Huzura Varınca
35. ""Kim görse vech-i pâkini hayrân olup sana
Tâ can evinden eyler idi arz-ı ihtirâm..""
- Namık Kemal
36. "Tuhaftır, insanlar ödünç olarak aldıkları her türlü eşyayı, zamanı gelince -genellikle- iade ediyorlar, fakat aynı hassasiyeti kitap konusunda bir türlü gösteremiyorlar."
- Maziye Bir Bakıver
37. ""Nâmık Kemal adını duyduğumuz zaman karşımıza ilk çıkan kavram "vatan şairi"dir.
O kadar ki, vatan sevgisi ve hürriyet tutkusu Nâmık Kemal adıyla âdeta özdeş hâle geldi. Oysa vatan, millet, istiklâl ve benzeri kelimelerin ifade ettiği anlamlar daha önceden de biliniyordu ve eski edebiyatçılarımızdan, Dîvan şairlerimizden birçoğu bu kavramları işlemişti. Nâmık Kemal bu kavramları, üzerlerinde ısrarla durmak sûretiyle daha yaygın hale getirdi, tam anlamıyla millete mâl etti..""
- Namık Kemal
38. "…
“Susmakta da bir başka belâgat vardır
Söz bilmez isen, susmayı öğren bâri”"
- Karınca Huzura Varınca
39. "Hüsn odur ki, bakınca ihtiyar elden gide!.."
- Tebessüm ve Tefekkür
40. "Yüzüne çok gülerler yüzde yüzü yalandır
Menfaat kaygusudur hepsi filan falandır
Âlemin göz diktiği cebindeki son kalandır"
- Karınca Huzura Varınca
41. "“Kusurunu kabul etmemek de ayrı bir kusurdur.”"
- Karınca Huzura Varınca
42. "Fakat şurası da bir gerçektir ki, ebedî alemin güzellikleri de bu fânî dünyada kazanılıyor."
- Maziye Bir Bakıver
43. ""Nâmık Kemal can çekişen imparatorluk içinde bugünün yeni Türkiyesi olarak devam etmek şansını taşıyan Türk milletinin birtek sesiydi..."
Peyami SAFA"
- Namık Kemal
44. ""Onu vaktiyle kimimiz cennet köşkünde, kimimiz meyhane köşesinde, tekkelerde veyahut merakidi evliyada arıyorduk.
Kemal, o muhabbeti vatanın kalbinde ve milletin vicdanında kalmak üzere vücude getirdi.
Abdülhak Hamid TARHAN"
- Namık Kemal
45. "Vücud-ı akdesin a'ladan a'là yà Resulallah
Cemâlindir tecelligâh-ı Mevlâ yâ Resulallah
Ömer Ferid Kam'ın Naat'ından.."
- Ayaklı Kütüphaneler
46. ""Gafile kelam, nâfile kelâm!""
- Maziye Bir Bakıver
47. "“İbret alan görür. Gören anlar. Anlayan bilir.”"
- Karınca Huzura Varınca
48. ""Gülüşüne bakarak ben bir adamın fikren yüksekliğine had çizebilirim.""
- Maziye Bir Bakıver
49. ""Müslüman, ölümden korkmayacak kadar îman sahibi olan kimsedir!""
- Karınca Huzura Varınca
50. "..fakat asıl onu perişan eden hadise, nefis eserlerden oluşan son derece değerli kütüphanesinin yağma edilmesidir. bu kitap katliâmı, evlât acısı gibi bağrını deler."
- Ayaklı Kütüphaneler
51. ""Hoşça bak zatına, kim zübde-i âlemsin sen!""
- Ayaklı Kütüphaneler
52. "Çok satan, fakat az okunan kitapların alıcıları da "iyi okuyucu" sınıfına giremezler."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
53. "İri yarı bir adam olan Keçecizade İzzet Molla Fatih'te bir camide teravih namazı kılıyor. İmam acele acele kıldırdığı için Molla nefes nefese kalıyor. Namazın ortasında camiye, elinde fener biri geliyor. İmamın selam verdiğini görünce "Eyvah, yetişemedik!" diye hayıflanıyor.
Bunu duyan İzzet Molla:
- Birader, biz içindeyken yetişemiyoruz, sen dışarıdan nasıl yetişeceksin. diyor."
- Maziye Bir Bakıver
54. "“… sürekli başkalarıyla uğraşanlar, kendileriyle meşgul olmaya vakit bulamazlar.”"
- Karınca Huzura Varınca
55. "Evet, "Üslub-u beyan, aynıyla insan"dır!.."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
56. ""Ancak hazmedebileceğin kadarını ye. Hazmedemeyeceğini yediğinde, sen onu değil, o seni yer.""
- Maziye Bir Bakıver
57. "Sünbül Efendi, bir gün dergahtaki müritlere soruyor.
"Olacak şey değil ama böyle bir yetki verilmiş olsaydı siz kainatı nasıl yaratırdınız?"
Müritlerin her biri kendine göre cevap veriyor. Kimi şöyle yapardım, kimi böyle yapardım, diyor. Sıra Merkez Efendi'ye gelince, o da şöyle diyor:
"Efendim, İlâhî Kudret'in muazzam ve muhteşem bir eseri olan bu âlem öyle nizamlı ve intizamlı yaratılmış ki bundan daha mükemmelini düşünmek mümkün değildir. Eğer bana böyle yetki verilmiş olsaydı, hiçbir şeyi değiştirmez, hepsini merkezinde bırakırdım!""
- Maziye Bir Bakıver
58. "“Gökle yer iki değirmen taşı gibidir ki, gece gündüz insanların kalplerini kırıp öğütürler.”"
- Karınca Huzura Varınca
59. ""Sizler yerdekilere acıyın ki göktekiler de size acısın!""
- Maziye Bir Bakıver
60. "“Semere-i hayat, hayırla anılmaktır.”"
- Karınca Huzura Varınca
61. "Daha ortaokul sıralarındayken bile kitapçı dükkânları beni en fazla cezbeden mekânların başında geliyordu. Şehir gezileri sırasında daha çok buralara uğruyor, hem eski kitaplara hem yeni ve gösterişli eserlere bakarak gözümü ve gönlümü dinlendiriyordum."
- Maziye Bir Bakıver
62. "Bediüzzaman Said Nursi
Yıldızları, "semanın yeryüzüne bakan , cennete dikkat eden binlerce müdakkik gözler " olarak nitelendiriyor."
- Ayaklı Kütüphaneler
63. "Sorularını cevaplandıracak, müşküllerini çözecek, kafasını ve gönlünü aydınlatacak âlim, mürşit, sanatkâr bulamayan kimse de içini parçalayan öksüzden farklı değildir."
- Ayaklı Kütüphaneler
64. "... Okumadan yazma hevesine kapılanların adedi de gittikçe kabarıyor."
- Maziye Bir Bakıver
65. "“Büyük randevu… Bilsem nerede, saat kaçta/ Tabutumun tahtası, bilsem hangi ağaçta?”
“Ölenler yeniden doğarmış; gerçek!
Tabut değildir bu, bir tahta kundak.”
| Üstad Necip Fazıl Kısakürek"
- Karınca Huzura Varınca
66. ""Vicdanın ziyası ulûm-i diniye olduğu gibi, aklın nuru da fünun-ı medeniye""
- Ayaklı Kütüphaneler
67. ""Mizah gülünç olmak değil, gülünç olanı görmek ve onu zarîfane anlatmaktır.""
- Maziye Bir Bakıver
68. ""yarın diye bir şey yoktur!" Hayat, içinde bulunduğumuz günden, hatta saatten ibarettir."
- Ayaklı Kütüphaneler
69. "Ne hikmettir şu dünyaya
Gelen ağlar, giden ağlar..."
- Tebessüm ve Tefekkür
70. "Unutmayalım, kitap karıştırmak iki küskünü barıştırmak gibi insani mutlu eder..."
- Tebessüm ve Tefekkür
71. "Ali Emiri Efendi kıymetli bir kitabı, sevdiği bir dostuna verirken "Buyurun, ziyaret edin" diyor."
- Karınca Huzura Varınca
72. "Eli boş gidilmez gidilen yere
Boş gelmedim yâ Râb ben suç getirdim
Dağlar çekemezken o ağır yükü
İki kat sırtımla çok güç getirdim."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
73. "“Geniş gönüllü insana dünya hiçbir zaman dar gelmez. Varlık, bazı insanlar için darlık sebebi olabilir. Dar kafadan geniş düşünce çıkmaz.”"
- Karınca Huzura Varınca
74. ""Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.""
- Ayaklı Kütüphaneler
75. "Okuma hüznü ve kederi mutlaka giderir.
Kalbin en rikkatli ve en zengin noktalarını uyandırır, duyguları harekete geçirir.
(İmam-ı Şâfii)"
- Tebessüm ve Tefekkür
76. "Yahu, ben istediğin kitapları sana veririm, ama senin de para ödeyerek kitap alma hazzını yaşamanı çok istiyorum..."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
77. "Ne diyelim, kişinin kitap düşmanı olması için, kendi kendinin düşmanı olması gerekiyor..."
- Tebessüm ve Tefekkür
78. "Gariptir ki ödünç olarak verilen kitaplar da Yemen'e giden askerler gibi dönmek bilmiyorlar."
- Karınca Huzura Varınca
79. "Kara toprağın neşvü nemâ bulması için yağmura ihtiyaç olduğu gibi, bazı kabiliyetlerin kendini ortaya koyması için de müsâit ortamlar gereklidir ."
- Ayaklı Kütüphaneler
80. ""Herkes kitap okur. Mükrimin Halil Hoca ise kütüphane okur.""
- Ayaklı Kütüphaneler
81. "Siz siz olunuz suya süt, söze yalan karıştırmayınız! Hele hele kafamızı hiç karıştırmayınız."
- Tebessüm ve Tefekkür
82. "" Evet, sürekli başkalarıyla uğraşanlar, kendileriyle meşgul olmaya vakit bulamazlar. ""
- Karınca Huzura Varınca
83. "Üslûp, sözün cilâsıdır."
- Karınca Huzura Varınca
84. "Bir kez Allâh dese şevk ile lisân
Dökülür cümle günâh misl-i hazân"
- Karınca Huzura Varınca
85. "Dünya halk olunalı gelenler, gidenlerin yerlerini tutuyorlar. Fakat gelenlerin içinde bazı müstesna insanlar vardır ki, gidince yerlerini boş bırakıyorlar."
- Ayaklı Kütüphaneler
86. ""... Hayat kısa, kitap çok. Hepsini okumaya vakit yok. Öyleyse yapılacak en iyi iş, kitap karıştırmaktır. Eğer hangi konunun, hangi kitapta olduğunu bilirsen, aradıklarını kolayca bulursun. İşte o zaman kültürlü adam kimliğini kazanırsın.""
- Maziye Bir Bakıver
87. "Kalem feryâd eder, ağlar mürekkep
Beni câhil eline verme yâ Rab!"
- Karınca Huzura Varınca
88. "“Âlemde gündüzü olmayan hangi gece vardır?”"
- Karınca Huzura Varınca
89. ""Müslüman, ölümden korkmayacak kadar îman sahibi olan kimsedir!""
- Karınca Huzura Varınca
90. "Mekanı şereflendiren,orada bulunan insandır.."
- Ayaklı Kütüphaneler
91. "İnsanın ne konuştuğu değil, nasıl konuştuğu önemlidir."
- Karınca Huzura Varınca
92. ""İnsanın ancak ruhuyla, "hakiki insan" olduğunu belirtir. ""
- Ayaklı Kütüphaneler
93. "Evet, iç dünyaları aydınlık olanlar, seher vaktinin güzelliğini doya doya yaşarlar. Uykuyla uzun süreli mukavele imzalayanlar ise, bu nimetten mahrum kalırlar. Unutmayalım, mahrûmiyet ile mahcûbiyet ikiz kardeştir."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
94. "Harika bir üslubun ortaya çıkması için mânâ ile lafzın mükemmel bir izdivaçda bulunması gerekmektedir. Aksi takdirde bir taraf eksik kalır, ya ifrat veya tefrit ortaya çıkar."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
95. "İlim ve sanat takdir edilmediği ülkeden göç eder.
Ibn- i Sina"
- Karınca Huzura Varınca
96. "Sükût eden kitaplar alâkadarlarının alâkasızlığının kurbanıdır."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
97. "Gül, dalında gülümsediği gibi , kalem de yazarken güzelleşir."
- Ayaklı Kütüphaneler
98. "İmam-ı Azam: "İsrafta hayır olmadığı gibi, hayırda da israf yoktur.""
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
99. "Söz gümüşse üslup altındır."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
100. ""Bâki kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş!""
- Ayaklı Kütüphaneler
101. "Anası babası olmayan kimselere öksüz ve yetim denildiğini biliyorsunuz. Oysa eski büyük zatlara göre asıl öksüz, gerçek yetim konuşacak, dertleşecek, içini dökecek akrânı bulunmayan adamdır."
- Ayaklı Kütüphaneler
102. "“Ol mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler.”"
- Maziye Bir Bakıver
103. "İmam-ı Azam: "İsrafta hayır olmadığı gibi, hayırda da israf yoktur.""
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
104. "Söz gümüşse üslup altındır."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
105. "Ya Rab, bana Sen âlemi zindan etme
İdrakimi hem hâlet-i nîran etme Mademki
îman ile ettin âbâd İklim-i dili küfr ile vîran
etme"
- Ayaklı Kütüphaneler
106. "Evet, insan küçüktür. Fakat asıl büyüklüğü, bu küçüklüğünde gizlidir. Çünkü cisim itibariyle, bir nokta bile değilken, fikir ve zekâ dürbünüyle bütün bir kâinatı gözünün önüne getirebiliyor, avcuna alabiliyor."
- Ayaklı Kütüphaneler
107. "Kütüphane, bütün çağların, bütün ülkelerin ölümsüzleri ile dolu."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
108. "Baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş.."
- Ayaklı Kütüphaneler
109. "Osmanlı'nın sesi, Kur'an sesinden ilham Aldığı için gür çıkıyordu."
- Karınca Huzura Varınca
110. "Sema törenleri, turistik ve folklorik gösteriler haline geldi. Gerçek mahiyetinden hayli uzaklaştı. İşin içine para kazanma hırsı da girince, olur olmaz mekanlarda, alelacele sergilenen sözüm ona bu Mevlevī āyinleri iyice yozlaştı..."
- Maziye Bir Bakıver
111. "Kütüphane, bütün çağların, bütün ülkelerin ölümsüzleri ile dolu."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
112. "Ne teaccüp ediyorsun buna dünya derler
Duyulan herzelere onda nihayet yoktur
Yerin altında öküz var mı dedi bir meczup
Onu bilmem dedim üstünde fakat pek
çoktur"
- Ayaklı Kütüphaneler
113. ""Gelecekte ne olacağını yalnız Allah bilir. Allah'tan âşıkların, aşklarının günbegün ziyade olmasını niyaz ederim. Muvaffakiyet yalnız Allah'tandır!""
- Ayaklı Kütüphaneler
114. "Ali Fuad Başgil,"Ben dindar bir insan değilim, ama dindarların hakkını savunmayı kendim için vicdani bir görev bilirim. Samimi bir dindarın yaşadığı temiz ve nezih hayata, doğrusu çok gıbta ediyorum!" diyerek inanan insanların gönüllerini fethetti."
- Ayaklı Kütüphaneler
115. "Bizden iki üç yüz sene evvel uyananlar
Hâlâ uyuyanlardaki mahiyyeti görsün
Efsanesi kaybolsa kıyamet koparanlar
Tarihini okkayla satan milleti görsün!
- Mithat Cemal Kuntay -"
- Ayaklı Kütüphaneler
116. "Bu üzüntüler, bitmez tükenmezdi. Bereket versin ki bir çocuk kadar saf ve temiz kalbini avutabilmek mümkündü."
- Ayaklı Kütüphaneler
117. "Bir zamanlar İstanbul dünyanın, evlerinde en çok kitap bulunan şehirlerinden biri idi."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
118. "Sağlığın ve mutluluğun sırrı, az yemek, az uyumak, az konuşmaktır. Bunun böyle olduğu dinen de tıbben de sabittir."
- Maziye Bir Bakıver
119. "Oysa İslâm medeniyetinin asıl unsuru kitap ve kütüphanedir."
- Karınca Huzura Varınca
120. "'' Hayat müşterektir'' diye bir söz vardır. Hakîkaten iştirak edildiği zaman elem hafiflediği gibi, mutluluk da ziyadeleşir."
- Karınca Huzura Varınca
121. "İnsan için "olan" hiçbir zaman "olacak"tan daha çekici olmamıştır. Bu sebeple değil midir ki "iman" gayba olduğu için her şeyden kıymetli; "ümit" bilinmeyene beslendiği için bu derece heyecan vericidir."
- Dersaadet’te Bayram Sabahları
122. "Diyemez oldum eyleyüp tayin
Bu da vârım, şu da diyarımdır
Var ise mâlik olduğum bir şey
Yeri meçhûl olan mezarımdır!."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
123. "Soru: Zeyt avretlerin (kadınların) olduğu cennet bana gerekmez, derse ne lazım gelir?
Cevap: Gerekmezse cehenneme!"
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
124. "Ömrümüz, akşam namazının vakti gibi çabuk geçiyor."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
125. "Fatih ilk camiyi şehrin orta yerinde bulunan ve bugün kendi adıyla anılan bölgeye yaptırıyor. Havariyyun Kilisesi'nin kalıntıları üzerine inşa edilen bu muhteşem mabedin etrafını medreselerle, hanlarla, hamamlarla, darüşşifalarla süslüyor."
- Maziye Bir Bakıver
126. "“Dört yanı çiçeklerle süslü bir bahçe, duvarları kitaplarla dolu bir ev, selim zevk sahipleri için en büyük hazinedir.”"
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
127. "Bir zamanlar İstanbul dünyanın, evlerinde en çok kitap bulunan şehirlerinden biri idi."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
128. "Varlık, bazı insanlar için darlık sebebi olabilir."
- Karınca Huzura Varınca
129. "Kitap, bāhusus eski ve değerli kitaplar, bir millet için büyük iftihar hazinesidir."
- Maziye Bir Bakıver
130. "Adamın birine "Neden insan ağır yük taşımaya dayanıyor da ağırlık veren bir adamın sözlerine tahammül edemiyor?" diye sordukları zaman o zat şöyle demiş:
"Yük taşırken insanın bütün organları birbirine yardımcı olur. Fakat ağırlık veren adamın sözleri, vücuduna dayanma gücü olmaksızın yalnızca ruha yüklenir. Kabul etmek lazım ki ruh da tek başına böyle bir ağırlığa dayanamaz.""
- Tebessüm ve Tefekkür
131. "Zann ile yakîn hâsıl olmaz.."
- Ayaklı Kütüphaneler
132. ""Hoşça bak zatına, kim zübde-i âlemsin sen!""
- Ayaklı Kütüphaneler
133. "Ah bu mühim insanlar, sevilse, sayılsa fakat ıstırap vermeden gidebilselerdi!"
- Ayaklı Kütüphaneler
134. "Bilgili, terbiyeli ve edepli insan konuşurken ağzından âdeta inci saçılır."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
135. "Her söylenen sözü kaale alırsanız, olur olmaz laflara karşılık vermek için zorlanırsanız kendi kendinizi telef etmiş, boşu boşuna yıpranmış olursunuz."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
136. "Önce, "Yaratan Rabbinin adıyla oku!""
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
137. "Seni daima minnet altında yaşatan, yaptığı iyiliği başına kakıp duran kişi, dost değildir. - İmam-ı Şafiî"
- Karınca Huzura Varınca
138. "İnsan ihsanın kulcağızıdır."
- Karınca Huzura Varınca
139. "“Hayat fâni, ölüm âni.”"
- Karınca Huzura Varınca
140. "Oysa bir zamanlar bu çarşı ilmin, irfanın, kültürün tam teşekküllü merkeziydi. Delileriyle, velileriyle, kedileriyle büyük bir şöhret kazanan Sahhaflar Çarşısı -bir zamanlar- alimlerin, şairlerin, kitap âşıklarının, bibliyomanların, bibliyofillerin bir nev'i kıblesiydi."
- Maziye Bir Bakıver
141. "Gençlerin üniversiteyi binbir güçlükle bitirdikten sonra kitaplara ebediyen veda ettiklerine şahit oluyoruz."
- Maziye Bir Bakıver
142. "1491 yılında başlayıp, kapatıldığı tarih olan 1925 senere kadar kültürümüze hizmet eden, ilim irfan adamları yetiştiren şairlerin, yazarların, hattatların cazibe merkezi haline gelen ve Mevlevi medeniyetinin pırlantalarını sergileyen bu dergah, daha sonraki yıllarda en hazin dönemini yaşadı. Tekkelerin kapatılmasıyla birlikte bu uhrevî mekân da kimi zaman depo olarak, kimi zaman polis karakolu olarak, kimi zaman ilkokul olarak, kimi zaman da -maalesef- ahır olarak kullanıldı. 27 Aralık 1975'te "Divan Edebiyatı Müzesi" adıyla yeniden açıldı."
- Maziye Bir Bakıver
143. "Bilgili, terbiyeli ve edepli insan konuşurken ağzından âdeta inci saçılır."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
144. "Her söylenen sözü kaale alırsanız, olur olmaz laflara karşılık vermek için zorlanırsanız kendi kendinizi telef etmiş, boşu boşuna yıpranmış olursunuz."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
145. "Önce, "Yaratan Rabbinin adıyla oku!""
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
146. "Altına dünyada senden daha değerli bir nesne var mı diye sormuşlar. Altın şu cevabı vermiş bana ihtiyaç duymayan benden daha değerlidir."
- Muhabbet Ateşi
147. "Dar kafadan geniş düşünce çıkmaz."
- Karınca Huzura Varınca
148. "Sürekli başkalarıyla uğraşanlar, kendileriyle meşgul olmaya vakit bulamazlar."
- Karınca Huzura Varınca
149. ""Deryada sonsuzluğu fikretmeye ne zahmet
Al sana , derya gibi sonsuz Karacaahmet""
- Ayaklı Kütüphaneler
150. "Kelimeler de insanlar gibidir. Onlar için de asalet söz konusudur. İnsanlar yaratılışlarındaki güzellikleri, karakterlerini ve meziyetlerini muhtelif zamanlarda ve çeşitli mekânlarda -şu veya bu vesile ile- gösterdikleri gibi, kelimeler de mânâ hazinelerine dalarak yeni renklere ve şekillere bürünürler."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
151. ""...bu kitap meraklılarının bazılarında öyle hususi bir kibir vardır ki, kütüphanelerinde beş bin kitap var diye bunları kendileri yazmış gibi çehrelerinde beş bin müellif azameti duruyordu: Beş bin kibir!""
- Ayaklı Kütüphaneler
152. ""Gözün mâzîdedir, âtî değilsin" diye suçlayanlara, büyük şairimiz Yahya Kemal gibi cevap verip, "Kökü mâzîde olan âtîyim!" demek icap ediyor."
- Maziye Bir Bakıver
153. "Allah elbette ki mekândan münezzehtir, fakat bütün zaman ve mekân, O'nun isimlerinin ve sıfatlarının tezahürleriyle kuşatılmıştır. Dolayısıyla Cenab-ı Hak zâtıyla değil, sıfatıyla bilinir."
- Maziye Bir Bakıver
154. "Bugün olduğu gibi, o zamanlar da bakkallar veresiye defterleri kullanıyordu. Hayırsever zenginler, özellikle Ramazanlarda mahalle bakkallarını dolaşıyorlar, zimem defterlerinde bulunan borçların, bazen bir miktarını bazen de tamamını sildiriyorlardı."
- Maziye Bir Bakıver
155. "Tövbe ya Rabbi! Hata rahına gittiklerime
Bilip ettiklerime, bilmeyip ettiklerime"
- Tebessüm ve Tefekkür
156. "İlim, hafızada duran değil, fayda verendir."
- Tebessüm ve Tefekkür
157. "Kitap okumak ve bu işten zevk almak bir ruh disiplini, bir tecessüs kanatlanması ve zihni melekelerin haz deryasına dalmasıdır."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
158. "Her iyi günün biteceğini düşünerek, keyfini çıkarmalı. Günün değil, hatta bir anın bile. Saadet, içinde yaşanan lahzaların hoş taraflarını keşfedebilmekmiş!"
- Dersaadet’te Bayram Sabahları
159. ""Müslüman, ölümden korkmayacak kadar imanı kuvvetli olan kimsedir!""
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
160. "Dostların kitaplarına tama' etmek kötü huyluluktur. Okuyup geri vermemekse civanmertlik değil, nâmertliktir."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
161. ""... Sahhaflardan geçmediğim gün, diyar-ı gurbette bulunuyorum zannederdim.""
- Maziye Bir Bakıver
162. "Osmanlı zarifleri ve salihleri hafızlarla görüşecekleri, onlara bir vesileyle dokunacakları zaman abdest alıyorlardı. Böylece bir nev'i canlı Kur'an kabul ettikleri hafıza en büyük ihtiramı ve saygıyı gösteriyorlardı."
- Maziye Bir Bakıver
163. ""Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir. Aklın nûru, fünûn-u medeniyedir.""
- Maziye Bir Bakıver
164. "Hünkara büyük bir kin besleyen Talât Paşa bile Sultan Hamid'in 31 Mart olayıyla ilgisinin bulunmadığını, onun tamamen masum olduğunu itiraf etmişti."
- Maziye Bir Bakıver
165. "Çok konuşmak, çok yemek gibi çok uyumak da vahim bir hastalıktır."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
166. ""...bu kitap meraklılarının bazılarında öyle hususi bir kibir vardır ki, kütüphanelerinde beş bin kitap var diye bunları kendileri yazmış gibi çehrelerinde beş bin müellif azameti duruyordu: Beş bin kibir!""
- Ayaklı Kütüphaneler
167. "Kitap okumak ve bu işten zevk almak bir ruh disiplini, bir tecessüs kanatlanması ve zihni melekelerin haz deryasına dalmasıdır."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
168. "Cenab-ı Hak herkese iki kulak, bir ağız vermiştir. Bunun mânâsı iki dinle, bir konuş demektir."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
169. "Malûm, bir göz hatırı için çok gözler sevilir."
- Karınca Huzura Varınca
170. "“İçinden gelmeyenlere, dışarıdan verilen nasihatin faydası yoktur.”"
- Karınca Huzura Varınca
171. "Bana bidin dedi erbabı garaz
İrtikâp eylediler kizbi hemân
Ben dahî onlara dindar dedim
Yalanın karşılığı oldu yalan."
- Ayaklı Kütüphaneler
172. ""Mekânı şereflendiren, orada bulunan insandır""
- Ayaklı Kütüphaneler
173. "Hasan Basrî Hazretleri diyor ki: Dünya bir rüyadır, ahiret de uyanıştır. Ölüm de bir vasıtadır."
- Karınca Huzura Varınca
174. "Şimdi daha iyi anlıyorum ki, "yarın diye bir şey yoktur!" Hayat, içinde bulunduğumuz günden, hatta saatten ibarettir."
- Ayaklı Kütüphaneler
175. "Bizden iki üç yüz sene evvel uyananlar
Hâlâ uyuyanlardaki mahiyyeti görsün
Efsanesi kaybolsa kıyamet koparanlar
Tarihini okkayla satan milleti görsün!
Mithat Cemal Kuntay"
- Ayaklı Kütüphaneler
176. "Dünyada her şeye nazar değer, yalnız akla değmez. Çünkü herkes kendi aklını beğenir. - İsmail Hâmi Dânişmend"
- Karınca Huzura Varınca
177. ""Tatlı su başı kalabalık olurmuş.""
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
178. "Aziz dostum! Sen yüzünü Hakk'a çevir, halkı bırak, ne derlerse desinler. Allah, kulundan hoşnut olduktan sonra halk senden ister memnun kalsın ister kalmasın. Bunun ne önemi var? Halkın kötülüğünü düşünenler, Hakk'dan habersiz kimselerdir. Çünkü onlar halkla uğraşmaktan, Hakk'ı düşünmeye vakit bulamazlar."
- Sohbet Tadında
179. "Ali Emiri Efendi sevdiği ve hoşlandığı bir insanı tarif ederken, “gül yaprağıdır nüsha-i Kuran arasında” diyor, böyle orjinalini bir cümleyle dostuna duyduğu muhabbeti dile getiriyor. Bilindiği gibi gül Peygamberimizi temsil ediyor. Kuran ise Allah’ın kelamıdır. Kamil bir insanın, muhabbet ehli bir zâtın ilahi kitabın sayfaları arasında daha da güzelleşen gül yaprağına benzetilmesi son derece isabetli bir söyleyiş tarzı olarak karşımıza çıkıyor."
- Tebessüm ve Tefekkür
180. "Yılda iki defa değil de her gün bayram havası teneffüs etmek isteyen kimsenin, İslami bir hayat yaşaması gerekiyor. Unutmayalım ki Müslüman'ın üç büyük bayramı vardır: birincisi, ömrünü imanlı olarak bitirmesi, ikincisi cennete girmesi, üçüncüsü de orada Cemâlullah ile şereflenmesidir."
- Dersaadet’te Bayram Sabahları
181. "Kaynar su mikropları öldürdüğü, kor ateş demiri yumuşattığı gibi, dile ve ıstırap da insanı nefsani arzularından uzaklaştırır... Çilesiz ve aşksız insana, insan bile denilemez."
- Karınca Huzura Varınca
182. "İç yüzleri gösterecek bir ayna satılsa acaba kaç müşteri bulunur ?"
- Karınca Huzura Varınca
183. "Kitap limandı benim için. Kitaplarda yaşadım. Ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim. Kitap benim has bahçemdi. Hayat yolculuğunun sınır taşları kitaplardı."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
184. "Gönül ne kahve ister ne kahvehane
Gönül ahbâb ister, kahve bahane"
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
185. "Üniversitesiyle, konservatuarıyla, müzeleriyle, gazeteleriyle, neşir müesseseleriyle şüphe yok ki, memlekette en münevver sayılan şehir İstanbul'dur."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
186. "Kanûnî Sultan Süleyman döneminin en büyük amirali Barbaros Hayreddin Paşa, gemilerini Beşiktaş açıklarında demirletiyor. Deniz seferlerlerine çıkacağı zaman da gerekli hazırlıkları burada yapıyor. Gemilerini halatlarla rıhtıma bağlatmak için, buraya beş tane taş diktiriyor. Gemilerin sahildeki bu taş direklere bağlanması zamanla adet haline geliyor. Adı geçen "beş taş" ilerleyen zamanla birlikte "Beşiktaş'a dönüşüyor."
- Maziye Bir Bakıver
187. "Altına, "Rengin niçin sarı" diye sormuşlar. O da "İnsanlar beni elde etmek için peşimden o kadar fazla koştular ki, korkudan sarardım," cevabını vermiş."
- Sohbet Tadında
188. "Cenab-ı Hak herkese iki kulak, bir ağız vermiştir. Bunun mânâsı iki dinle, bir konuş demektir."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
189. "Kitap limandı benim için. Kitaplarda yaşadım. Ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim. Kitap benim has bahçemdi. Hayat yolculuğunun sınır taşları kitaplardı."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
190. "Gönül ne kahve ister ne kahvehane
Gönül ahbâb ister, kahve bahane"
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
191. "Üç şey vardır ki dünyada onun verdiği lezzet gibi, başka bir lezzet yoktur:
1. Tilâvetü'l-Kur'an
2. Mülâkatü'r-Rahman
3. Muhasâbetü'l-İhvan"
- Karınca Huzura Varınca
192. "Cevâbı hem kolay hem de güç bir sual. Peşin olarak kısaca şunu düşünelim: Orucu, muayyen saatler arasında yemekten içmekten ve orucu ihlâl eden tutum ve davranışlardan kaçınmaktan ibaret görmemek gerek. Zira orucun, fizyolojik olduğu kadar sosyal ve psikolojik hatta pedagojik tarafları da vardır ki uzvî ve bedenî faydaları yanında, rûhanî ve terbiyevî tarafları daha ağır basar."
- Dersaadet'te Ramazan Akşamları
193. "Ne kudret, ne saadet! Dünyamızdan milyonlarca defa büyük güneşlerle dolu olan uzayda zavallı küremiz bir kum tanesi kadar yer işgal ediyor. Artık insan denilen varlığın onun içinde nasıl bir yer tuttuğunu varın siz düşünün."
- Ayaklı Kütüphaneler
194. "...eskiler öyle dememişler mi? "Adam mezara, kitaplar mezata!..""
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
195. "Hz. Osman, Hz. Hafsa'dan Hz. Ömer'in kendisine verdiği Kur'anı, iade edeceğine yemin ederek istedi. Hz. Hafsa Mushafını emaneten ona verdi. Hz. Osman onu (yeni kopye) ile karşılaştırdı ve hiç bir fark bulamadı. Hz. Hafsa'nın Mushafını iade etti ve durumdan son derece memnun oldu. Bundan sonra da halka Kur'an kopyelerini (bu nüshaya göre) yazmalarını emretti."
Bu şekilde Kur'an-ı Kerim âyetleri bir araya toplanarak, kaybolmaktan kurtarıldı. Daha sonra, toplanan bu Mushaftan, nüshalar çoğaltılarak günümüze kadar eksiksiz geldi ki, Hz. Osman'ın çoğalttığı nüshalardan bir tanesi, İstanbul'daki Topkapı Sarayı Müzesindedir."
- Maziye Bir Bakıver
196. "Koleksiyoner alamadığı, ulaşamadığı eserin derdiyle yanıp kavrulan bir kitapzededir. Böyle bir hastayı şifaya kavuşturmak istiyorsanız, kitapla tedavi etmeniz gerekiyor... Koleksiyoneri aldığı kitabın sevincinden çok, almak için çaba harcadığı kitabın hasreti daha fazla mutlu eder. Kitap Leyla, koleksiyoner Mecnundur. Kitap aşıklarının bir ünvanı da Mecânin-i Kütüp değil mi ? Gerçeği niçin söylemeyelim, kitapların büyük bir bölümü bu kitap delileri sayesinde yok olmaktan, kaybolmaktan kurtuluyor. Demek ki kitap toplamanın bir adı da aklını başına toplamaktır. Kitabınız bol olsun."
- Tebessüm ve Tefekkür
197. "Bizim gibi yabanzâdelere,"Babanzâdeler" rehberlik etmelidir.."
- Ayaklı Kütüphaneler
198. "Hoşça bak zatına kim zübde-i âlemsin sen.."
- Ayaklı Kütüphaneler
199. "Bazen hükümdarın başındaki taç, bir dervişin hırkası karşısında sönük kalır."
- Karınca Huzura Varınca
200. "Tarikat terbiyesiyle gönül dünyasını mâmur eden eski büyük zatlardan bazıları altmış üç yaşından sonraki ömürlerini bir nevi "fazlalık" kabul ederler, yaşları sorulduğu zaman "Evladım, vakit tamam oldu, ama davet vuku bulmadı!" diye cevap verirlerdi.
Ne incelik!"
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
201. "Hemen belirtelim ki ödünç kitap vermek riskli bir iştir. Çünkü kitap elden çıktı mı -büyük ihtimalle- bir daha geri dönmez."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
202. "Mithat Cemal Kuntay'ın dediği gibi, rafları istilâ eden tozlar, bir veli türbesinin tozları kadar kutsaldı."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
203. "Matbaanın Türkiye'ye geç gelişini dine bağlamak ve bu doğrultuda sözler söylemek safsatadan başka bir şey değildir."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
204. ""Geniş gönüllü insana dünya hiçbir zaman dar gelmez.""
- Karınca Huzura Varınca
205. "Daha doğrusu bütün bu yaşadıklarımız için Ahmed Hamdi Tanpınar'ın ifadesiyle söylersem, "Bir rüyadan arta kalmanın hüznü..." demek herhalde daha isabetli olacak."
- Ayaklı Kütüphaneler
206. ""Yeryüzünde tek bir memleket gösterilmez ki, orada gençler kazara kütüphanelerine girerlerse bir tek eser okuyamadan çıkıp gitsinler.""
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
207. ""Selatin Camileri" dediğimiz padişah camilerinin hemen hemen hepsinin yanında bir de hamam yer alıyordu. Daha doğrusu bu hamamlar külliyelerin en önemli ve en lüzumlu yapılarını teşkil ediyordu. Hatta bazı külliyelerde camiden önce hamam yapılmıştı. Çünkü ibadetten önce temizlik geliyordu."
- Maziye Bir Bakıver
208. "Bazen hükümdarın başındaki taç, bir dervişin hırkası karşısında sönük kalır."
- Karınca Huzura Varınca
209. "Daha doğrusu bütün bu yaşadıklarımız için Ahmed Hamdi Tanpınar'ın ifadesiyle söylersem, "Bir rüyadan arta kalmanın hüznü..." demek herhalde daha isabetli olacak."
- Ayaklı Kütüphaneler
210. "Boşboğazların cihanı velveleye verdikleri böyle bir zamanda “dinlemek” başlı başına bir meziyettir."
- Karınca Huzura Varınca
211. "Siz, bir din dersi hocasından daha çok, çocuklara Cenâb-ı Hakk'ı, kendisini eserlerinin arkasında gizlenmiş bulunan bu eşsiz sanatkârı sevdireceksiniz."
- Sohbet Tadında
212. "Mürekkep de gözyaşı gibi mübarek olduğu icin bir gönül ehli şöyle demiş: “Kalem ağlarken, kitap güler!” Adını bilemediğimiz bir şair ise kalemin akıttığı bu gözyaşını feryada dönüştürüyor ve onu şöyle inletiyor:
Kalem feryad eder, ağlar mürekkep
Beni cahil eline verme ya Rab!"
- Karınca Huzura Varınca
213. "Camları kapalı bir trende yolculuk eden kimse, mesafenin ne büyük bir hızla kısaldığını fark edemediği gibi, kalbi perdeli adam da ömür treninin, kabir denilen istasyona doğru nasıl bir sür'atle ilerlediğini görmek istemiyor."
- Karınca Huzura Varınca
214. "Ramazan günleri halk camilere gidip vaaz edenleri ve hâfızları dinleyerek cemaatle namaz kılar, sonra Beyazıt Camii avlusunda açılan ramazan sergisi ile çarşıları gezerek vakit geçirirdi. Böyle günlerde Sultan ikinci Mahmud'un kıyafet değiştirerek Beyazıt civarında ve Kapalıçarşı'da gezdiği görülürdü.
İstanbul'un ramazan geceleri bilhassa dikkati çekerdi. Diğer aylarda gece hayatı olmayan büyük şehir, ramazanda nûrâni bir hal alırdı. Halk sahura kadar uyumazdı. Bütün dükkanlar açık olur, bunların ve evlerin aydınlıkları caddelere vururdu."
- Dersaadet'te Ramazan Akşamları
215. "“İlim hâkimdir ölmez, servet mahkûmdur kalmaz.”"
- Karınca Huzura Varınca
216. "Kitabın letâifi güldürür, garâibi taaccüb ettirir, muhteviyâtı eğlendirir, her mev'izesi bir ibret gösterir."
- Karınca Huzura Varınca
217. ""Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde ekvân olan âdemsin sen"
“Kendine hoşça bak ki, âlemin özüsün sen.
Kâinatın göz bebeği olan âdemsin sen"
-Şeyh Galip"
- Karınca Huzura Varınca
218. "Üslub-u beyan, aynıyla insan."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
219. "İmam-ı Azam hazretleri, alacaklı olduğu kimsenin duvarının gölgesinde bile oturmazdı."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
220. ""Kalemimle geçiniyorum" sözünün, "kalem tüccarı" olarak anlaşıldığı bir memlekette kitabın lüzumundan bahsetmek, körler ülkesinde mum satmak sayılmaz mı?"
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
221. "Asıl fakirlik, akıl yoksulluğudur."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
222. "Tarikat terbiyesiyle gönül dünyasını mâmur eden eski büyük zatlardan bazıları altmış üç yaşından sonraki ömürlerini bir nevi "fazlalık" kabul ederler, yaşları sorulduğu zaman "Evladım, vakit tamam oldu, ama davet vuku bulmadı!" diye cevap verirlerdi. Ne incelik!"
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
223. ""Kur'an Mekke'de nâzil oldu, Kahire'de okundu, İstanbul'da yazıldı.""
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
224. "Eski kitapların hiç mi düşmanı yoktur? Ne yazık ki bu soruya olumlu cevap veremeyeceğiz. Derler ki eski eserlerin üç türlü hasmı vardır; kurt, nem ve kadın..."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
225. "Halbuki daha sonra yapılan araştırmalar ve incelemeler, Abdulhamid'in 31 Mart olayıyla hiçbir ilgisinin olmadığını orta koydu. Bu hadise, tamamen yabancı bir devletin maddi desteğiyle, tahrikiyle ve teşvikiyle planlanmıştı. Maksat, padişahı tahtından etmek, kendi çıkarlarına uygun bir ortam hazırlamaktı."
- Maziye Bir Bakıver
226. "... Bir gün kendisini evine davet edince şöyle dedi: "Hocam, yıllar önce bir kitap istemiştim. Siz de vermemiştiniz bunun üzerine Tahirü'l-Mevlevi güldü, kitapların üstünde duran Arapça yazılı bir levhayı gösterdi. Yazı şöyleydi: "Benim dünyada yegane sevgilim kitaptır. İnsan sevgilisini geçici bir süre için başkasına verebilir mi?" Daha sonra Tahirü'l-Mevlevi, Şefik Can'ı bir evlat gibi, bir kardeş gibi bağrına bastı."
- Maziye Bir Bakıver
227. ""Beşiktaş'taki evimizın bahçesinde eski bir bina vardı. Onları biraz düzene sokup bölümlere ayırdık ve kiraya verdik. Orada oturan kiracılarımız sık sık evimize gelir, misafirimiz olurlardı. Yine bir gün bizde otururken başka bir tanıdığımız daha geldi ve onların kim olduğunu sordu. Ben de ''Bunlar bizim kiracılarımız' dedim. Babam bunu duyunca beni çağırdı ve dedi ki:
'Yavrum hiç öyle denir mi? Misafirlerimiz demeliydin. Kiracılarmız sözünde bir gurur ve enaniyet var.
Sen bu sözünle onları mahçup etmiş olabilirsin. Halbuki Allah bu nimeti bize, başkalarına üstünlük taslamak için vermedi. Olsa olsa nimete şükretmek gerekir.'
Ben de bir daha onlara daha yakın davrandım ve kat'iyyen kiracılarımız lafını etmedim.""
- Maziye Bir Bakıver
228. "Siz, bir din dersi hocasından daha çok, çocuklara Cenâb-ı Hakk'ı, kendisini eserlerinin arkasında gizlenmiş bulunan bu eşsiz sanatkârı sevdireceksiniz."
- Sohbet Tadında
229. ""Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde ekvân olan âdemsin sen"
“Kendine hoşça bak ki, âlemin özüsün sen.
Kâinatın göz bebeği olan âdemsin sen"
-Şeyh Galip"
- Karınca Huzura Varınca
230. "Doğum, ölümün elçisidir
İnsanın düşmanı karnıdır
Sözde mizah, yemekte tuz gibidir
Asıl fakirlik akıl yoksulluğudur
Kalem ağlarsa, kitap güler
Şiir gayzı yatıştırır"
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
231. "Ne kadar ilim tahsi edersen et. O ilme göre amel etmediğin sürece câhil sayılırsın."
- Muhabbet Ateşi
232. "Gariptir ki ödünç olarak verilen kitaplar da Yemen'e giden askerler gibi dönmek bilmiyorlar."
- Karınca Huzura Varınca
233. "Cihan Hükümdarı Fatih Sultan Mehmed Han Hazretleri İstanbul'u fethettikten on yedi yıl sonra, Havariyyûn Kilisesi'nin bulunduğu yere, bugünkü Fatih Camii'ni yaptırdı. Mâbedin etrafını ilim ve irfan merkezi haline getirdi. Bir ara, din ilimleriyle fen bilgilerinin birlikte okutulduğu bu medresede bir odanın da kendisine verilmesini istedi. Müderrisler aralarında bir toplantı yapıp hükümdarın vâki talebini görüştüler. Böyle bir şeyin mümkün olamayacağına dair karar aldılar. Padişaha da: "Gerçi bu ilim müessesesini siz kurdunuz, ama zât-ı şâhânelerine bir oda tahsis edebilmemiz için ya talebe veya müderris olmanız icab ediyor. Halbuki ne talebesiniz, ne de müderris!" cevabını verdiler.
Fatih, bu kararı duyunca ne yapması gerektiğini sorar. Onlar da imtihana girmesi icab ettiğini, imtihanı kazandığı takdirde kendisine böyle bir odanın verilebileceğini bildirirler. Koca hükümdar imtihanı kazanır ve bizzat kendisinin kurduğu Sahn-ı Seman medresesinden bir odaya sahip olur"
- Karınca Huzura Varınca
234. "Kitap okumak ve bu işten zevk almak bir ruh disiplini, bir tecessüs kanatlanması ve zihnî melekelerin haz deryasına dalmasıdır."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
235. "Dört şey insanı yüceltir:
1-Edep
2-ilim
3-Sadâkat
4-Emaneti koruma"
- Karınca Huzura Varınca
236. "Devrimci gençler! Siz neyi devirmek istiyorsunuz? Dünyanın hayran olduğu Türk büyüklerinin aziz hatıralarını mı? Milli şâheserlerimizi mi! İnsan aklının temellerini mi? Serbest münakaşa ve fikir hürlüğünü mü? Büyük inkılaplarımızı böyle anlıyorsanız, yazıklar olsun size ve sizi böyle yetiştirenlere!"
- Ayaklı Kütüphaneler
237. ""... Onlar Allah'ın adını 'tabiat' koymuşlar . Çare yok , bir Allah'a muhtacız!""
- Ayaklı Kütüphaneler
238. "Dem olmaz ki vücudum hún-ı gamla olmaya âlûd
Bu cismin ab u hâki hûn-i deşt-i Kerbela'dandır."
- Ayaklı Kütüphaneler
239. "Biz, bir zamana yetiştik ki, ulûm ve maarif, meâyibden maduddur. Artık terettüp ve şikâyet yoktur."
- Ayaklı Kütüphaneler
240. "Haberleşme anlamına gelen "muhabere" ile savaş mânâsında kullanılan "muharebe" de sık sık birbiriyle karıştırılıyor. Ne diyelim; genç nesiller, kelime hazinelerinin fakir oluşundan dolayı birbirleriyle doğru dürüst muhabere edemeyince, muharebe etmek zorunda kalıyorlar."
- Maziye Bir Bakıver
241. "Sağımı solumu toplayayım derken, bir de bakıyorsunuz, eş dost mezarlıkta toplanmışız."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
242. "Etme âr, öğren, oku ehlinden
Her şeyin ilmi güzel cehlinden"
- Tebessüm ve Tefekkür
243. "Vüzerâ, vükelâ, süferâ, kadın, erkek, çoluk çocuk bütün İstanbul halkı otuz üç sene padişahlık yapan Sultan Hamid'in cenazesini göz yaşları ve hıçkırıklarla takip ederek Divanyolu'nu inlettiler. Hüsn-i hâtimeye delâlet eden şu mısraları okuyanlar bile oldu:
Sen değil, naaşın hükümdar olsa elyâktır bize
Dönsün etsün padişahım taht-ı osmâniye tâbutun cülûs!"
- Karınca Huzura Varınca
244. ""Cimri, ömrünü mal biriktirme tutkusuyla tüketir. Malı, ölümünden sonra evlenerek evine hariçten girenlere ve vârislere kalır. Tıpkı yaptığı ipekle kendi ölümüne yol açıp da o ipekten başkalarının faydalandığı ipekböceği gibi.""
- Karınca Huzura Varınca
245. ""Şeriatsız iş edenin, şeriat emriyle hakkından gelinir.""
- Karınca Huzura Varınca
246. "Kişi, dilinin altında gizlidir."
- Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
247. "Dünyada her zaman iyi niyetli kişilerin önüne iyi niyetli kişiler çıkar, bu bir kuraldır."
- Ayaklı Kütüphaneler
248. "Saadet, içinde yaşanan lahzaların hoş taraflarını keşfedebilmekmiş!"
- Dersaadet’te Bayram Sabahları
249. "Bir kavim kendi kılık ve kıyafetini, ahlakını başka bir kavme benzetmeye kalkışırsa,o kavimden sayılır .Bir kavim kendi toprağında çıkan elbiseyi giymelidir...."
- Ayaklı Kütüphaneler
250. "Gül, dalında gülümsediği gibi, kalem de yazarken güzelleşir."
- Ayaklı Kütüphaneler