
Döşeğimde Ölürken Kitap Tanıtımı
20. yüzyılın büyük modernist romancılarından William Faulkner’ın yazım tekniğinde radikal bir yeniliği temsil eden, benzersiz bir yapıt.
Ölüm döşeğinde olan Addie, kırk mil uzaklıktaki Jefferson mezarlığına, ailesinin yanına gömülmeyi vasiyet eder. Addie’nin tabutunu bir katır arabasına yükleyen Bundren ailesi, sıcakla ve sellerle boğuşacakları uzun bir yolculuğa çıkar. Döşeğimde Ölürken, on beş farklı anlatıcının ağzından anlatılan elli dokuz bölümden oluşur. Ailenin öfke, üzüntü, endişe ve tutku dolu serüveni karakterlerin zihninden geçen akışın ritmiyle birleşir. Bilinçlilik akışı tekniğini çarpıcı bir yetkinlikle kullanan Faulkner’ın karakterlerinin “gözleriyle sesi kendi içine dönüp ağlayışını dinlemeye koyulmuş gibidir”. Düzyazıyı şiirselleştirmekte sıradışı bir yeteneği olan Faulkner’ın bu romanı, sezgilerin, duyarlıkların, iç seslerin, boşlukların destanıdır.
“Döşeğimde Ölürken’in bir Amerikalı tarafından yazılmış en özgün roman olduğu söylenebilir. Faulkner, 20. yüzyılın en büyük romancıları arasında.”
Harold Bloom
Döşeğimde Ölürken Kitaptan Alıntılar
1. "Çetin iş bu memlekette yaşamak…"
2. "Çetin iş bu memlekette yaşamak; çetin."
3. ""Neyi biliyorsun?"
"Hiç," dedi. "O benim çarmıhım, kurtuluşum da o olacak...''"
4. "''...müzik bir insanın isteyebileceği en güzel şey.''"
5. "Sanki aramızdaki uzaklık zamandan yapılma: geri alınamaz bir nitelik."
6. "Bilmem ama galiba biraz müzik bir insanın isteyebileceği en güzel şey."
7. "Ağlamak epeyce gürültü yapıyor. Keşke böyle gürültü yapmasa."
8. "" Kötülükler bir kez başladı mı sonu gelmiyor sanki. ""
9. "Yüreği sözlerle boşalamayacak kadar dolu."
10. "... galiba biraz müzik bir insanın isteyebileceği en güzel şey. Gece yorgun dönünce, insan dinIenirken biraz müzik çalması gibi dinlendinci başka şey olmaz gibi geliyor bana."
11. "Onun da bir kelimesi vardı. Sevgi, diyordu. Ama uzun süredir alışmıştım artık kelimelere. Biliyordum bu kelimenin de ötekiler gibi olduğunu : bir boşluğu dolduracak bir biçim.."
12. "İçinde yalan bulunan bir evrende yalandan başka hiçbir şeyin, yoksulluğun bile, çok kötü ya da çok önemli olamayacağını öğretmişti bize."
13. "Tanrı büyütüyor ekini. Gerekli görürse sele süpürtmek de onun hakkı."
14. "Yeryüzüne gelmemiz için iki kişi gerekiyor, ölmek içinse bir kişi yeter."
15. "Kötülükler bir kez başladı mı sonu gelmiyor sanki."

Döşeğimde Ölürken Kitap İncelemeleri
Kendi hayatımızla ilgili sıradan olaylar; farklı dimağlardaki realiteyi algılayış biçimi ve kişisel imgelemlerin benzersiz ritmiyle alışılmadık bir sanat eserine nasıl dönüşebilir? Aheste aheste giden bir at arabasında; etrafa saldığı nahoş kokulardan çürümeye başladığı anlaşılan; cılız bir bedenin peşi sıra yol alan bir süreğen dram.Tepesinde kallavi akbabaların dönüp durduğu,talihsiz bir kafilenin acıklı hikayesi.Bir ölümden yola çıkıp, çeşitli karakterlerin anlatımıyla tamamlanan hikaye; yazarın bilinç akışı tekniğindeki benzersiz retoriği ile renkleniyor, ve bu yorucu anlatım okuyuca edebi bir ziyafet sunuyor.
Vefat eden annelerini (kendi vasiyeti üzerine) doğduğu topraklara defnetmek üzere yola çıkaran bir ailenin başından geçen talihsiz olaylar silsilesi, on beş farklı karakterin ağzından naklediliyor.Aynı manzaraya bakan köhne bir binanın farklı pencerelerindeki yansımayı andıran bu anlatım; Amerika’nın Güney eyaletlerindeki yoksul halkın kanıyla yoğrulmuş bir halita, ya da acının yeryüzündeki boğuk izi kadar eski bir ağıt.Bununla birlikte eserde kadın olmanın, birey olmanın, köy ve kent ikileminin, sevginin ve aile kavramlarının da kararlı bir şekilde altını kazıyor Sevgili Faulkner.Bu kadar sade bir üslupla böylesine cerbezeli bir anlatıma haiz olmak Nobel ödülüyle tasdiklenmiş bir yirminci yüzyıl laneti olsa gerek, okuyucunun üzerine yağan.Faulkner’ın cümleleri Zeus’un şimşekleri gibi apansız düşüyor korunaksız zihinlerimizin çatısına.Hepsi birer sessiz infilak!
20. yüzyılın büyük modernist romancılarından William Faulkner’ın yazım tekniğinde radikal bir yeniliği temsil eden, benzersiz bir yapıt. Ölüm döşeğinde olan Addie, kırk mil uzaklıktaki Jefferson mezarlığına, ailesinin yanına gömülmeyi vasiyet eder. Addie’nin tabutunu bir katır arabasına yükleyen Bundren ailesi, sıcakla ve sellerle boğuşacakları uzun bir yolculuğa çıkar. Döşeğimde Ölürken, on beş farklı anlatıcının ağzından anlatılan elli dokuz bölümden oluşur. Ailenin öfke, üzüntü, endişe ve tutku dolu serüveni karakterlerin zihninden geçen akışın ritmiyle birleşir. Bilinçlilik akışı tekniğini çarpıcı bir yetkinlikle kullanan Faulkner’ın karakterlerinin “gözleriyle sesi kendi içine dönüp ağlayışını dinlemeye koyulmuş gibidir”. Düzyazıyı şiirselleştirmekte sıradışı bir yeteneği olan Faulkner’ın bu romanı, sezgilerin, duyarlıkların, iç seslerin, boşlukların destanıdır.
Hani biri bir eser verir, birkaç sözü geçen kişi de bu eserlere sahip çıkıp pohpohlar ve reklamını yapar, eseri hak etmediği şekilde ilgi odağı hale getirirler, bu eserleri sevmeyen kişiler de sorunu kendinde bulur, der ki; "bu kadar bilgili biri bunu beğendiyse herhalde bende sorun var ve herhalde ben anlamadım." Bu kitabın olayı da bence aynen budur. Kitabı anlamayan ve sevemeyen okurlar otoritelere karşı gelmemek için seviyormuş gibi yapıyorlar…
Açıkçası çok beğendim çok severek diyebileceğim bir kitap değildi. Değişik bir konusu değişik bir üslubu var yazarın. Ben bu yazarı ilk defa okuyorum açıkçası yazar hakkında da çok fazla bilgi sahibi değilim. Ama benim için en önemli nokta kitabı okuduğumda bana çok fazla şey kattığını hissedemedim. Ayrıca kitabın yazım şekli de diğer romanlara göre farklıydı. genel olarak romanlarda bir tane akış olur ve doğru boyunca ilerler hikaye. Fakat burada olan olaylar karakterlerin gözünden ayrı bölümler halinde anlatılıyor. Bu açıdan değişik bir tür olduğunu söyleyebilirim. İlaveten yazarın anlatımı ve olaylar yer yer kopuk geldi bana.Romanda çok fazla mekan ve zaman yok zaten. Baba ve üç oğlan,bir kız ve bir üvey erkek kardeşin kırsal,tarladaki yaşantıları ,bu sırada annelerinin ölümü sırasında neler yaptıkları ele alınıyor romanda, özellikle anne öldükten sonra olaylar iyice ilginçleşiyor .Ailecek annenin tabutunu elleri ile yaptıktan sonra,onu istediği yere gömmek üzere yola çıkıyorlar.Yollarının üzerinde bulunan bir köprü yıkılıyor ve bu -ırmak - bölgeden karşıya geçerken,tabut suya düşüyor. Burası epey ilginçti. Sonrasında o tabuta noldu tam anlayamadım mesela.Ardından büyük kardeş Cash bacağını kırıyor. Anneyi toprağa vermeye acele ettikleri için,Cash i doktora götürmeyi ertelediler mesela. Değişik açıkçası . Bana çok fazla hitap et onu söyleyemem.
Son zamanlarda okuduğum en iyi kitaplardan, bir başyapıt... Görünürde basit olaylar, 15 farklı karakterin anlatımı ile dikkat çeken bir hâl alıyor. Bu da edebi ustalık demek sanırım; basit (olağan) bir olaydan böyle bir anlatım çıkarmak. Faulkner öyle bir yazar ki, her şeyi tamı tamına anlatmıyor, okuru karmaşıklığa itiyor kasıtlı olarak, sanki “sen bul burda ne demek istediğimi, hadi bakalım sayın okur” diyor. Tamamıyla aktif bir okuma yapmalısınız ve bu benim inanılmaz hoşuma gidiyor. Anlaşılması zor bir detayı çözdüğümde mutlu oluyorum, ki gözden kaçırdığım o kadar şey vardır ki bu kitapta, bir daha okumak lazım kesinlikle.
7’si bir aileye mensup, 15 kişinin iç monologlar şeklinde anlatımı mevcut. Bundren ailesi... Addie Bundren (ailenin annesi) döşeğinde hasta bir şekilde, öleceği günü beklemektedir. Ölürse de, kendi yakınlarının gömüldüğü yere, 70 mil uzaktaki Jefferson’a defnedilmeyi ister. Olaylar bu şekilde başlar. Aile bir o kadar bizden, bir o kadar da garip. Beş parmağın beşi de bir değildir sözünün kanıtı niteliğindeler. Bilinç akışı tekniği, iç monologlar, yer yer yarım kalan cümleler, absürdlük, güldürü niteliği taşıyan olaylar ve davranışlar, bazen gotik/karanlık bir atmosfer... Ve varoluşçu edebiyata örnek olacak cümleler. Tam bir edebi şölen anlayacağınız. Bu denli karmaşık anlatıma sahip olup, hem de bu denli olayların okurun beyninde kolayca canlanmasını sağlamak, gerçekten büyük ustalık.
Okuduğum kitaplar arasında kendisine en üst sıralarda yer edindi, ne kadar övsem az, bana göre tam bir başyapıt.
Döşeğimde Ölürken,kitap insanları arkadaş gurubumuzla bu ay okuduğumuz üzerine sohbetini ettiğimiz William Faulkner kitabı.Yazardan daha önce Ses ve Öfke'yi okumustum.Çok zorlu bir metin olmasına rağmen enlerim arasına girmiş muazzam bir kitap olarak zihnime kazınmıştı.
Döşeğimde Ölürken adlı eser için aynı şeyleri söyleyemiyeceğim.Kitap beni fazla tatmin etmedi,duygusal bir bağ da kuramadım lakin kitabın yazılış tekniği açısından önemli olduğunu belki sırf bu sebeple bile okunması gerektiğini düşünüyorum.
Kırk yedi günde tamamlanmış bu eser,bilinç akışı tekniği ile yazılmış.Ölmekte olan anne Addie, ailesinden onu kırk mil uzaklıktaki kendi topraklarındaki bir mezarlığa gömülmesini vasiyet etmesi üzerine ,çocukları ve eşi harekete geçer.Özellikle büyük oğlan Cash'ın tabut yapması ölüme yapılan en büyük hazırlıklardan biridir.
Kitapta on beş farklı anlatıcı,elli dokuz bölüm vardır.Aile bireyleri dışında doktor,komşu gibi kişilerinde bu ailenin o anki durumlarına dair düşüncelerini öğreniriz.Yaş sırasına göre Cash,Darl,Jewel,Dewey Dell ve Vardaman adlı çocukların annelerinin ölümü ile ilgili iç seslerini okurken bir yandan onlara ait bilgiler ediniriz.Metin oldukça karmaşık bir hale gelebiliyor bazen,önsözün burada çok faydası olduğunu söyleyebilirim.Kafa karışıklığını biraz olsun dindirebiliyor.
Yazardan yakın zamanda yeni bir okuma yapar mıyım bilemiyorum ama varsa tavsiyeleriniz alabilirim.Kitapla ve sevgiyle kalınız.