Çetin Altan En Beğenilen Sözleri
1. "Halk arasındaki en yaygın beddua şuydu:
- İnşallah Yavuz'a vezir-i azam olursun."
- Tarihin Saklanan Yüzü
2. "-
Büyük bir imparatorluk, ama hiç kimsenin can güvenliğinin bulunmadığı bir imparatorluk; ne vezir-i azamların, ne şehzadelerin, ne de hünkârların..."
- Tarihin Saklanan Yüzü
3. "Kaybolup gitse, kimsenin geleceği yoktu peşinden.."
- Bir Avuç Gökyüzü
4. "Toplumlarda tarih bilinci, ancak belirli bir düzeye gelindiği zaman uyanıyor."
- Tarihin Saklanan Yüzü
5. "Ağzında kırık bir gülücük vardı.
Acı, kırık, bilinçsiz bir gülücük.."
- Bir Avuç Gökyüzü
6. "Mutlu düşlere dalmış gibiydiniz."
- Bir Avuç Gökyüzü
7. "..
Birçok ayrıntı üstü kapalı olarak anlatılmak istenmiş. Tıpkı Fatih II. Mehmet'in annesi Mara Despina'nın Müslüman olmadığının saklanması gibi..."
- Tarihin Saklanan Yüzü
8. "Çocuk dediğin uslu oturur.
Çocuk dediğin büyüklerin sözünü dinler.
Çocuk dediğin her lafa karışmaz.
Çocuk dediğin "yapma" deyince yapmaz.
Çocuk dediğin "yat" deyince yatar.
Çocuk dediğin önüne konulanı yer.
Çocuk dediğin yeni icatlar çıkarmaz.
Çocuk dediğin ders çalışır.
Çocuk dediğin dik kafalılık etmez.
Çocuk dediğin çok soru sormaz.
Çocuk dediğin karşılık vermez.
Çocuk dediğin paylanınca önüne bakar.
Çocuk dediğin evi dağıtmaz.
Çocuk dediğin her şeyi istemez.
Çocuk dediğin her duyduğunu söylemez.
Çocuk dediğin anasından babasından korkar.
Çocuk dediğin "şimdi seni gebertirim" deyince sus pus olur.
...
...
...
Büyüklere gelince...
Onlar büyüktür, her şeyi yapabilirler.
Ve çocuklar yaşlanıp ölünceye dek, her şeyi sadece büyüklerin yapabileceğine inanarak yaşarlar."
- Dünyada Bırakılmış Mektuplar
9. "-
Orhan Gazi kardeşlerine dokunmadı.
..."
- Tarihin Saklanan Yüzü
10. "Biliyorum İstanbul yazılmaz yaşanır. Ama yazmak da o kadar yaşamak ki, bir yerde İstanbul yaşanırken yazı oluyor."
- Dünyada Bırakılmış Mektuplar
11. "Dünyanın dışına düşmüş gibi yalnızlığının ortasında yürüyüp gitmek istiyordu."
- Bir Avuç Gökyüzü
12. "İhtiyarların süsü, ortayaşlıların hastalığı, gençlerin özentisidir.
Koltuğa şöyle uzanarak karşısındaki süze süze öğüt vermek ne keyifli ne şatafatlı bir iş!"
- Dünyada Bırakılmış Mektuplar
13. ""Ve her kimesneye evladumdan saltanak müyesser ola, karındaşların nizam-ı âlem içün katlitmek münasibdür; ekser-i ulema tecviz etmiştir; onnunla amil olalar.""
- Tarihin Saklanan Yüzü
14. ""Aslında mutluluk kişisel bir sorun değil, toplumsal bir sorun da değil, bir çağ sorunudur.""
- Kadın, Işık ve Ateş
15. "Dedikodunun her yere burnunu sokmasına sebep cazibesidir. Caziptir çünkü, başkasının bacağına ip takıp sürüyenler o esnada birbirlerini mutlaka iadeli taahhütlü şekilde methederler; böylelikle övünme arzuları tatmin olur. Sonra, bir kimseyi yermekle kendi kabili-
yetlerine içten daha çok inanırlar."
- Dünyada Bırakılmış Mektuplar
16. "Hukuk ne işe yarar bilir misiniz? Hukuk gücün yettiği zaman karşındakini yok etmeye yarar."
- Zurnada Peşrev Olmaz
17. "İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Hafiften bir rüzgar esiyor,
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda
Sucuların hiç durmayan çıngırakları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Orhan Veli Kanık"
- Dünyada Bırakılmış Mektuplar
18. "Osmanlı sultanları yenilmez,
Osmanlı sultanları Hristiyanlarla evlenmez,
Osmanlı sultanları kimi öldürürse
mutlaka haklı öldürür gibi saçma sapan birtakım tabular yaratılmış."
- Tarihin Saklanan Yüzü
19. "Yedi dereceyi aşkın bir depreme uğrayıp da ayakta kalabilecek kaç bina vardır Türkiye'de? Yüzde yirmi diyebilirseniz, iyimserliğinizle övünebilirsiniz. Kurban bayramlarının arifesinde, kent ve kasaba sokaklarında dolaştırılan kınalı koyun sürülerine "kurbanlık" olarak bakma alışkanlığına, bir an yeni bir açı daha ekleyerek düşünün:
"Hangimiz kurbanlık değiliz?""
- Zurnada Peşrev Olmaz
20. "Bürokrasinin yarattığı bir özellikti bu ve kusmuklar daima aşağıdakilerin başına dökülürdü."
- Bir Avuç Gökyüzü
21. "Oysa cezaevlerinde kapılar, dışarıdan değil, içeriden vurulurdu."
- Bir Avuç Gökyüzü
22. "Kalkınmanın yolu yutturmadan geçer."
- Zurnada Peşrev Olmaz
23. ""Kadın, uygarlık demektir.""
- Kadın, Işık ve Ateş
24. "...Şükrederim ki canlıların hepsi de, kan ve para çıldırmasına uğramış birer siyaset ifriti değil..."
- Dünyada Bırakılmış Mektuplar
25. "Ve herkes kendini biraz kahraman, biraz anlaşılmamış sanatçı, biraz yarınki kuşakların insanı olarak görür, bu dünyalardan habersiz yaşayanlara da, beyin ve yürek fukarası birer kakavan olarak bakardı."
- Viski
26. ""Paramparça ettiler."
"Seni mi? "
"Beni. Her zaman paramparça ederler, ölür ölür dirilirim.""
- Viski
27. "...Acaba yazar olmasaydım. Bilmeseydim fakir niçin fakirdir, zengin niçin zengin. Ve neden boyuna yalan söylenir halka."
- Dünyada Bırakılmış Mektuplar
28. "Kişideki en büyük suçluluk duygusunun kendine gereken özeni göstermemekten kaynaklandığı, gün günden daha iyi anlaşılıyor..."
- Dünyada Bırakılmış Mektuplar
29. "Öğrenmekte en büyük kural, bilgi satma yarışına hazırlanmak değil, gerçekten okuduğundan zevk almaktır.. Henüz o düzeye
gelinmediyse, hemen o kitap bırakılıp daha hafif kitaplara geçilmelidir..."
- Dünyada Bırakılmış Mektuplar
30. ""İnsan gücünü aşan ve sonu gelmeyen görünmez trajedilerin zincirlerini kuşaktan kuşağa boyunlarında taşıyıp, sessiz sedasız kahırlar zakkumunda eriyen kadınlar..""
- Kadın, Işık ve Ateş
31. "Gerçekleri konuşursun. Cevap:
- Küstah, kendini beğenmiş, marifet yaptığını zannediyor.
Gerçekleri konuşmazsın. İtham:
- Korkak, eyyâmcı, dümen suyu sandalı.
Haykırsan da, sussan da yaranamazsın."
- Dünyada Bırakılmış Mektuplar
32. ""Boş ver arkadaş," dedi.
"Kim uğurlu kim uğursuz, belli değil bu dünyada...""
- Viski
33. "Sanatta toplumca kösteklenmiş olmak, toplumsal övüncü getirip sadece cengaverliğe düğümlemiştir. Fatih'le övünmek elbette
güzeldir . Ama gönül isterdi ki Bellini ile de övünebilelim. Bizim de bir Leonardo'muz, bizim de bir Michelangelo'muz olsun..."
- Dünyada Bırakılmış Mektuplar
34. "Bence parklar şehirlerin vitrinleridir."
- Dünyada Bırakılmış Mektuplar
35. "Evet o artık bir yolcuydu. Bir türlü kalkmayan bir trende geçiricilerine karşı sözü bitmiş bir yolcu."
- Bir Avuç Gökyüzü
36. "Başkasına üzülmenin zorluğu karşısında, hemen kendisini üzüntü hedefi yapıyordu başkalarına."
- Bir Avuç Gökyüzü
37. "Bilir misin bir düşünür ne demiş? -dedi.
Kadın uykulu bir sesle mırıldandı:
-Ne demiş?
Yalnız ölürüz -demiş.
Kadın cevap vermedi."
- Bir Avuç Gökyüzü
38. "Yiyin efendiler yiyin bu hanı iştiha sizin
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin.
Tevfik Fikret"
- Zurnada Peşrev Olmaz
39. "Korkunçtur ne olacağını bilmeden beklemek zindanda."
- Viski
40. ""Kah çıkarım gökyüzüne seyrederim alemi
Kah inerim yeryüzüne seyreder alem beni..""
- Kalem Bahçelerinden Yedi Hayat
41. "Bana sorarsanız insanın gençlik dönemi, yaşlılığından daha zor bir dönemdir. Mermerin yontulmadan önceki dönemiyle yontulduktan sonraki dönemi gibi..."
- Dünyada Bırakılmış Mektuplar
42. "“Bir türlü özünü kavrayamadığı bir çok şeyler oluyordu dünya da.”"
- Küçük Bahçe
43. "....Oysa Bernard Shaw, insanlığın züppelik sayesinde geliştiğini iddia eder. Eğer züppeliği, başkalarına benzememek için kasıtlı
olarak takınılan tavırların tümü diye tanımlarsak, Shaw'a hak vermemek elde değildir . Çünkü züppelik bir örnek beyinlerin yarattığı ortak değer yargılarının çerçevesini kırıp aşmakta, alışılmışı ırgalamaktadır."
- Dünyada Bırakılmış Mektuplar
44. "Ne hikmettir bilinmez cümle âlem, yalan gibi dedikodunun da müthiş kötü bir huy olduğu iddiasındadır. Fakat gene herkes az çok yalancı ve az çok dedikoducudur."
- Dünyada Bırakılmış Mektuplar
45. "“ -İlericiler aşık olmuyorlar mı? Halkımız aşk türküleri söylemiyor mu?
+ Burjuvalar bozuyor aşkı...”"
- Küçük Bahçe
46. ""Ayol dünyayı düzelteceğine önce evini düzelt...
Bak terlik bile kalmadı ayağımda...""
- Viski
47. "...Burnun bir kusuru vardır, bazen fazla büyür. Daha doğrusu o büyümez de, insan olma gururunun, azamet ve kibirden çok daha
yüksek bulunduğunu kavrayamayanlar; onun tabii boyuyla yetinemezler, koltuklara tırmanıp kalplerini cüzdanlarla değiştirdikçe, onu da büyütürler. Hani o büyüdükçe insanlıkları da büyürmüş gibi."
- Dünyada Bırakılmış Mektuplar
48. "Burun buruna verenler iki kadın ise mutlaka bir üçüncü kadının başına çorap örülüyordur. Yok, iki erkek burun buruna vermişse ve bunlar da siyasi ise başına çorap örülen doğrudan
doğruya memlekettir."
- Dünyada Bırakılmış Mektuplar
49. "- Yaşasın edebiyat."
- Kalem Bahçelerinden Yedi Hayat
50. ""Güneş sizlerin üstünden doğacaktır. Güzel günler yakındır.""
- Viski
51. "Yılların freni mi koptu ne oldu, teker meker
elliye doğru yuvarlanıyoruz galiba. Bana sorarsanız gönlüm otuz beş otuz altıda geziniyor hâlâ."
- Dünyada Bırakılmış Mektuplar
52. "Başkalarının senden yaşının gereği olan davranışı beklemeleri baskısı, karşı konulmaz bir baskı. Karşı koymak için direnirsen gülünç olma tehdidini çıkartıyorlar karşına... Ve kabul edeceksin onların dedikleri davranışların zırhı içine girmeyi..."
- Dünyada Bırakılmış Mektuplar
53. "Korkunçtur... korkunçtur ne olacağım bilmeden beklemek bir zindanda...
Sorarsın,
«Ben daha ne kadar kalacağım burada,» diye.
Cevap verirler:
«Geberinceye kadar.»"
- Viski
54. "Kendisine her "Merhaba" diyen kişiden, hemen birşey istemeyi bir kural haline getirmiş insanlar, az değildir dünyada..."
- Dünyada Bırakılmış Mektuplar
55. "Doğru dürüst bir zevk birikiminden yoksunluk, giyim kuşam biçiminden, sofra, oda, mahalle ve kent yerleşimine kadar, toplumsal yaşamın, merkezden dışa doğru genişleyen her dairesini,
hoyrat bir düzensizlik içinde yaşayan çapaçulluğun kasırgasıyla yamru yumru etmiştir."
- Dünyada Bırakılmış Mektuplar
56. "Okuma tiryakiliği romanla, roman tiryakiliği de iyi polisiye romanlarla başlar... Edebiyat öğretmeni olsam, hiç roman okumamış bir çocuğa önce neyi okumasını önerirdim biliyor musunuz, Gaston Leroux'un "Sarı Odanın Esrarı"nı... Onu okuyup da zevk almayan çocuk olamaz... Bir kez o zevk alındı mı, arkası çorap söküğü gibi gelir."
- Dünyada Bırakılmış Mektuplar
57. "Doğru dürüst bir zevk birikiminden yoksunluk, giyim kuşam biçiminden, sofra, oda, mahalle ve kent yerleşimine kadar, toplumsal yaşamın, merkezden dışa doğru genişleyen her dairesini,
hoyrat bir düzensizlik içinde yaşayan çapaçulluğun kasırgasıyla yamru yumru etmiştir."
- Dünyada Bırakılmış Mektuplar
58. "Günler, haftalar, aylar geçiyor.
Zaman hep biraz kadehlerin arkasında ve boyutsuzdur...
Ve bitmeyen can sıkıntısı, anlamsız bekleyiş yarını, düşte bile biçimlenemeyen gelecek..."
- Viski
59. "Gözleri, ağzı, burnu olmayan, bembeyaz, dümdüz surat görmüştü.
Rezil köpek..."
- Viski
60. "Hiç bir şey hayat değildir,hayat da hiç bir şey değildir."
- Viski
61. "...Ve unutmamak gerekir ki, birikimin kurnazlığı ve kestirmesi yoktur."
- Dünyada Bırakılmış Mektuplar
62. "Türkiye kaynak yaratmaya dönük kadrolar yetiştirmesini becerebilseydi, kuşaklar kuşaklarla mutluluğun halaylarını çekerek
geleceklerdi bugünlere...Acının, hukuksuzluğun, çürütmeciliğin, yaşamı zehir etmenin lanetlerini miras bırakarak değil..."
- Dünyada Bırakılmış Mektuplar
63. "'Tatlı Budala" sevda değil, karasevda çekiyordu. Her şeyiyle, itile kakıla, parçalana, yıkıla..."
- Viski
64. "Haşim'in gerek Türk şiirine getirdiği yeni bir rüzgârla, gerek düzyazılarındaki tazelikle, gerek gezi anılarındaki çarpıcı
yargılarla gelecek kuşaklar da ilgileneceklerdir.
Kırk dokuz yaşında dünyadan kopup giden Haşim'in genç bir yaşta hayatının sonuna geldiğine inanması ve yaşlılık
türküleri söylemesi, biraz da bir türlü ev bark sahibi olamamışlığından, kimsesizliğinden kaynaklanıyordu.
Zaten kendisi için de "Şairlerin en garibiyim ben" derdi. Son yazdığı şiirde bitip gitmiş bir yaşamın arkasından ba-
ka kalmanın, bir türlü aradığını bulamamışlığın öksüzlüğü tüter..."
- Kalem Bahçelerinden Yedi Hayat
65. "Hâl karanlıksa da ati aydınlıktır...
Tevfik Fikret"
- Kalem Bahçelerinden Yedi Hayat
66. ""Bu sofracık efendiler ki- iltikaama muntazır
Huzurunuzda titriyor- şu milletin hayatıdır
Şu milletin ki muztarip, şu milletin ki muhtazır
Fakat sakın çekinmeyin yiyin yutun hapır hapır."
Tevfik Fikret"
- Kalem Bahçelerinden Yedi Hayat
67. ""Kimseden ümmid-i feyz etmem, dilenmem perrü-bal
Kendi cevvim, kendi eflakimde kendim tairim,
İnhina tavk-ı esaretten girandır boynuma;
Fikri hür, irfanı hür bir şairim.""
- Kalem Bahçelerinden Yedi Hayat
68. "Merkezi yönetimlerdeki ordan oraya memur atamak geleneği, aileleri öyle depremlere uğramıştır ki, geleneksiz, göreneksiz, biri-
kimsiz, dar açılı bir yığın çoluk çocuk taze insanın, orda burda yerçekimsiz uçuşup durmasına ve hayat içinde ekşiye ekşiye kaynayıp gitmesine neden olmuştur."
- Dünyada Bırakılmış Mektuplar
69. "Bizde halk yığınlarını eski Mısır mumyaları gibi sarıp sarmalayarak düşüncelerini sımsıkı bir cenderenin belirli kalıbı içinde tutan
gizli ve zehirli büyülerden biri de kitle dalkavukluğudur."
- Dünyada Bırakılmış Mektuplar
70. "Kitlelere her gün:
- Sen şöyle yücesin, böyle soylusun, senin her bildiğin doğrudur, senden üstünü yoktur, en merdi sensin, en serti sensin, en akıllısı sensin, en bilgilisi sensin, sen ne istersen o olur, senin her yaptığın doğrudur, dersen, böylesi bir dalkavukluğun dopingleriyle kitleler ne kendi gerçeklerini görebilirler, ne de kendi koşullanmalarının dışına çıkıp olguları değişik açılardan değerlendirmesini öğrenebilirler."
- Dünyada Bırakılmış Mektuplar
71. ""Ulan rezil köpek kim... Sizsiniz rezil köpek, topunuz..." diye bağırmak istedi."
- Viski
72. "Gözleri ne kanlı, ne ürkütücüydü. Hatta öfkeli bile değillerdi başlangıçta. Hiçbir şeyi algılamayan donuk ve anlamsız bakışla bakıyorlardı."
- Viski
73. "...Onlar devletin ne kendisidir, ne temsilcisidir, sadece işlemcisidir."
- Dünyada Bırakılmış Mektuplar
74. "Alim Allah... Şöyle avucumuza tükürdük mü.. dünyanın bir ucundan girip bir
ucundan çıkarız. Bizim dış politikamızın üstüne yoktur.."
- Zurnada Peşrev Olmaz
75. "Umurlarındaydı onların kaybedilmiş yüzyıl, insan hakları, çocuk mutlulukları ve çağdaşlık..."
- Zurnada Peşrev Olmaz
76. "Neyin neden olduğunu bir gerekçe bulup açıklayamazsanız, aydın kişi sayılmazsınız. Her olayın nedenini açıklayacaksınız, ancak
açıklama yaparken de ortalığı fazla dalgalandırmayacaksınız. Kıvrak zekalı aydın kişi olmanın koşulu budur."
- Dünyada Bırakılmış Mektuplar
77. "Candan sevenin sevdiği tektir. Çektir bize kara sevda, daha çektir!"
- Zurnada Peşrev Olmaz
78. ""Ürkütücü siyasetçilerle çatık kaşlı makam ve paye sahiplerine
karşı, kalem sahipliğinin haşarılığını, alaycı bir rüzgâr, hatta fırtınaya estirmekte inat ettiğim için, yaşamımın tam yirmi iki yılı sürgünlerde geçti.""
- Kalem Bahçelerinden Yedi Hayat
79. "...Şayet bizde de insanı esas alan ve devleti de onun yaşamını kolaylaştırmak için kurulmuş teknik bir örgüt olarak gören bir anlayış
ağır bassaydı, bilir misiniz Türkiye ne kadar mutlu ve başarılı olacaktı?"
- Dünyada Bırakılmış Mektuplar
80. ""Şair Tevfik Fikret'le, bütün Türkiye iftihar edebilir; fakat insan Tevfik Fikret, bütün insaniyetin iftihar ettiği, övdüğü bir insan olsa gerek."
Cenap Şahabettin"
- Kalem Bahçelerinden Yedi Hayat
81. "Günler, haftalar, aylar geçiyor.Zaman hep biraz kadehlerin arkasında ve boyutsuzdur..Ve bitmeyen can sıkıntısı, anlamsız bekleyiş yarını, düşte bile biçimlenemeyen gelecek…"
- Viski
82. "...Ve Anatole France şöyle der:
"Çeşitli dönemlerdeki benlerden en çok sevdiğim o küçük çocuktur işte.""
- Dünyada Bırakılmış Mektuplar
83. "Piyasa onların babacığım, ne yapacaksın? Sümüklü tükürük karışımı rezillikleri tezgâhlayıp tezgâhlayıp, sanat diye millete kazıklıyorlar.."
- Gölgelerin Gölgesi
84. "Aslında kimse kim olduğunu bilmiyor. Bir şey olduğuna inanıp yaşamaya uğraşıyor."
- Küçük Bahçe
85. "«Kimse anlamıyor beni?»
«Neyini anlamıyor?»
«Ruhumu.»
«Çok mu ince?»
«Herkese benzemiyorum.»
«Yaaaa...»
«Alay etme, pis çocuk. Bir viski daha söyler misin bana...»"
- Viski
86. "Park Otel...
Abdülhak Şinasi iki arkadaşıyla bir yemek masasında.
Birinci arkadaş:
- Yahu sen galiba artık hiç evlenemeyeceksin..
Şinasi:
İyi ki... Evlilik hatası yapmamış olmak, hayatımın belki de en hatasız olan yanıdır.
Düşünün, evlenseydim de, bir oğlum kopuğun teki, bir kızım da artist olmaya kalksaydı ne yapardım?
Gülüşürler.
Arkadaşlarından biri önündeki tabağı işaret ederek:
- Biraz salata alsana...
- Sen de benim kırk yılık dostum olacaksın, hâlâ öğrenemedin, doğduğum günden bu yana pişmemiş hiç bir şey yemediğimi."
- Kalem Bahçelerinden Yedi Hayat
87. "Bir umut, bir umutsuzluk.
Ve toplamı, bezginlik..."
- Bir Avuç Gökyüzü
88. "Rıfat Ilgaz'ın Hababam Sınıfı'ndan giriş bölümündeki edebiyat hocası:
- Haşim.. Ah Haşim... Büyük Haşim.."
- Kalem Bahçelerinden Yedi Hayat
89. ""Kişi kazandığı ölçüde zengin, yarattığı ölçüde unutulmaz olur" anlayışı zamanla yavaş yavaş derlenip toparlanmada...
"Kişi unutulmaz 'yani' var olduğu ölçüde, 'varlıklı'da olur anlayışı ağırlık kazanmakta...
Gelişmiş toplumlarda -ki çağdaşlığı onların düzeyi temsil ediyor- "var olduğunu" kanıtlama çabası, "varlıklı olmaya" da yetiyor.
Ancak yine de biz, yeryüzündeki insan kitlelerine sorsaydık:
- Milyarder mi olmak isterdiniz, sanatçı mı?
Dalga dalga patlayan korkunç bir gökgürültüsü halinde ortak bir yanıt alacaktik:
- Milyarder olmak isteriz, milyarder olmak isteriz.
Birkaç yüzyıl sonra sanırız ki bu yanıt değişecektir.
İnsanlık ırmağı "varlıklı olmak"tan, "var olmaya" doğru akıyor çünkü..."
- Dünyada Bırakılmış Mektuplar
90. "«Güneş sizlerin üstünden doğacaktır. Güzel günler yakındır."
- Viski
91. "...Bir de hep asık surat dolaşıp, gülmüyoruz."
- Zurnada Peşrev Olmaz
92. "Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak
Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak..."
- Kalem Bahçelerinden Yedi Hayat
93. "Sade vatandaş, bir Tanrı'nın kuluna:
"Ben kimim biliyor musun?" diyemez."
- Zurnada Peşrev Olmaz
94. "...İspanyolların dediği gibi: "Çalışmak insanın değerli zamanını yitirmesidir.""
- Zurnada Peşrev Olmaz
95. ""Ne kadar çirkinim. Şu alnımın çıkıklığını düzeltsem acaba nasıl olurum? Burnumun da küçülüp daha bir biçimli olması gerek.. Ya gözlerimin rengi, nasıl değiştirebilirim bu rengi?. Ağzımla yanağımın arasındaki yara izini nasıl silebilirim? Yok, olmuyor, bu çirkin
kafayı dibinden kesip atmaktan başka çare yok...""
- Kalem Bahçelerinden Yedi Hayat
96. "Yıllarını karanlıkta geçirmek elinde bir avuç gökyüzüyle maviyi aramak."
- Bir Avuç Gökyüzü
97. "Zeki idi, yürekli idi. Buna yüreklilikten daha çok, delikanlılık delişmenliği de denebilirdi. O günkü Türk ortamını, görgüsüz devlet adamlarını, ne oldum
delisi zenginleri, özenti aydınları "ti"ye alıyordu. Ve bütün bunları dikine dikine değil, yirmi üç yaşında bir gençten hiç beklenmeyen, akıl almaz bir dil ustalığı, bir mizah estetiği içinde yapıyordu."
Haldun Taner"
- Kalem Bahçelerinden Yedi Hayat
98. "Herkes kendi çarmıhını kendi sırtında taşır..."
- Küçük Bahçe
99. "Gerçekler acıdır. Kimseye yarar gelmez gerçekten.
Bizim dehamız bu nedenle gerçeklere önem vermeyi bırakmış ve sahte bir dünya kurmaya yönelmiştir. Sahte dünyada yaşam sahte, nutuklar sahte, sevgiler sahte, rakamlar sahte, gıdalar ve ilaçlar sahtedir. Hiçbirinde gerçeğin acılığı yoktur. Yakında ölümün de sahtesini bulacağımızdan umutluyuz."
- Zurnada Peşrev Olmaz
100. "Babam Abdülhak Hamit'le Şinasi'yi çok sevdiği için ben doğduğumda onların adlarını koymuş bana."
- Kalem Bahçelerinden Yedi Hayat
101. "...Annelerle babaların kendi yapamadıklarını
yavrularından istemeye, bilemeyiz ne kadar hakları vardır."
- Zurnada Peşrev Olmaz
102. "Ne çare ki ülkemiz henüz bazı fikirleri kaldırmıyor pek."
- Viski
103. "“Aslında kimse kim olduğunu bilmiyor. Bir şey olduğuna inanıp yaşamaya uğraşıyor.”"
- Küçük Bahçe
104. "“Boş ver arkadaş," dedi.
"Kim uğurlu kim uğursuz, belli değil bu dünyada...""
- Viski
105. ""Annem yirmi iki yaşında veremden ölünce ben üç yaşında öksüz kaldım... Üç yaşında öksüz kaldım.. Üç yaşında öksüz kaldım.
Akraba kadınlarının arasında, onların dedikodularını paylaşa, yün öre, nakış işleye büyüdüm ve seksen yaşında ölünceye kadar hiç
kimseyle evlenmeden yaşadım.
Öksüzlüğümün yalnızlığı, eski İstanbul tiplerinin eğlenceli serüvenlerini anlatan altmış ciltlik romana dönüştü. Yazarlığımı babam Hünkar Yaveri Mehmet Sait Paşa'nın dünyasından çok, küçük yaştaki öksüzlüğümün konaklarına, teyzelerine, büyük annelerine, beslemelerine, hizmetçilerine, uşaklarına borçluyum...""
- Kalem Bahçelerinden Yedi Hayat
106. "Sanat çilesinin dışında sürünüp belalardan belalara yuvarlanmadan da güzel şeyler yapma olanakları vardır. Vardır, ama bizim yerli beyinler, henüz sanatçıyı tam değerlendirip, ondaki titreşimleri hoşgörüyle karşılayacak olgunluğa varmamıştır. Dış dünyaya karşı bir türlü sevimli görünemememizin nedenlerinden biri, belki de birincisi budur."
- Gölgelerin Gölgesi
107. ""Değişti bir zamandır eski halin
Ciğerparem nedir hüznün, melalin?
Yazık soldu sarardı gül cemalen,
Ciğerparem nedir hüznün, melalin?
O baygın handeler ruh-u elem mi?
Vücudün konce-i bağ-ı adem mi?
Acep annen gibi derdin verem mi?
Ciğerparem nedir hüznün, melalin?"
Eşref"
- Kalem Bahçelerinden Yedi Hayat
108. "Daldım gurbetlerin yolu üstünde akşama
Her an nefes kesilmesi, her an duraklama,
Yorgun bacaklarında bu son gayret onların,
Biçareler ki görmeyecek mutlu bir yarın.
Halit Fahri Ozansoy"
- Kalem Bahçelerinden Yedi Hayat
109. "Sade vatandaşlara, sade vatandaş olmayan vatandaşlar çok kolay söverler ve hatta canları isterse döverler.
Hem küfrü, hem de dayağı yiyen sade vatandaş ise, sade vatandaş olmayan vatandaşı sabah akşam, över."
- Zurnada Peşrev Olmaz
110. "Yaşamak kazık yemekle eşdeğer olunca, bizler için tek soylu uğraş kalıyor, o da oturup kitap yazmak.."
- Gölgelerin Gölgesi
111. "Yaşamının bütün özelliği, kendisini herkesten derin ve üstün saymasından ibaretti. Ailesinden kalma parayla, işe gider gibi her sabah içmek için evden çıkar, meyhanelerde kendisinin derinliğiyle üstünlüğüne kafa sallayacak bir rakı arkadaşı bulmaya çalışırdı. Ve mutlaka da bulurdu birini. Buruk bir bunalımın değişik görüntülü boşluğunda ilk kadehi söyledikten sonra..."
- Gölgelerin Gölgesi
112. "«Nerelerdesin ulan, eskiden sık sık uğrardın. Özledim vallahi.»
«Ben de öyle ama... vakit olmuyor.»
«Karı kız peşinde mi koşuyorsun, ne halt ediyorsun?»"
- Viski
113. "Günler, haftalar, aylar geçiyor.
Zaman hep biraz kadehlerin arkasında ve boyutsuzdur...
Ve bitmeyen bir can sıkıntısı, anlamsız bir bekleyiş yarını, düşte bile biçimlenemeyen gelecek..."
- Viski
114. "Yıl 1925... Hüseyin Rahmi'nin Son Posta gazetesinde yayınlanmakta olan Ben Deli miyim tefrikası ile başı dertte..
Cumhuriyet mahkemesi...
Savcı:
Hüseyin Rahmi Bey siz misiniz?
- Evet...
Son Posta gazetesinde tefrika edilmekte olan Ben Deli miyim tefrikası edebe ve ahlâka aykırı bulunduğu için hakkınızda mahkeme açılmış bulunuyor...
Hüseyin Rahmi:
-Cumhuriyet devrinin inkılapçı hususiyeti, aynı zamanda içtimai hakikatlerin sergilendiği edebi eserlerle cemiyetin beslenmesi ve hakikatlerin acı dahi görünse, cemiyeti kendi
hakkında bir kere daha düşünmeye sevk etme hürriyetini tanımasıdır efendim... Kitap yazmanın cinayetlerin en büyüğü,
müellif olmanın da her yerde hor görülen lanetli bir iş sayılmasından artık vazgeçmemiz gerekiyor efendim..."
- Kalem Bahçelerinden Yedi Hayat
115. "Muslukları su saatinin yazamayacağı kadar az açıp, iplik iplik akan suları yirmi dört saate kovalara doldurmak da yine o devrin ilginç buluşlarındandı.
Bir süre elektrik saatlerinin rakamlarını mıknatısla geriye çevirmek de epey denenmiş, o nedenle saatlerin rakam gösteren mekanizması, mıknatısın oyununa gelmesin diye, kurşundan yapılmaya başlanmıştı"
- Zurnada Peşrev Olmaz
116. "Kazık, şark demokrasilerinde kalkınmanın simgesidir."
- Zurnada Peşrev Olmaz
117. "- Tehlikeli bir şey mi o kitap?
- Nasıl yani?
- Geçen sefer seni alıp götürdükten sonra evi ararken bana sordular "Tehlikeli kitap var mı" diye. Bir yığın kitabı da alıp götürdüler biliyorsun. Tehlikeli bir şeyse hemen yok edelim, ne olur, ne olmaz. Bir de ondan derde girmesin başımız..."
- Bir Avuç Gökyüzü
118. "Yöneticiler sanatla sanatçının ne olduğunu bir türlü kavrayamamışlar feodal bir despotlukla onları kendilerine köle yapamadıkları zaman, az rastlanır bir kültür vandalizmiyle canım dehaları yok etmeye gitmişlerdir. Ve koca toplumu yaratıcı nitelikten yoksun, kısır bir sürü görünümüne sokmuşlardır."
- Gölgelerin Gölgesi
119. "Bir toplum fotoğraf dekoruyla değil, kendi gerçek yüzünü görmeye yöneldiği ve bu yüzü değiştirme gereğini duyduğu zaman nefes alıp vermeye başlıyor. Bu canlanışın yarattığı kabalıklarla, hoyratlıkları da, köşesinde oturup yakınma yerine arıtmaya uğraşmak yine aydın kişilerin görevidir."
- Gölgelerin Gölgesi
120. "Neşesiz, nüktesiz, kahkahasız, hantal bir beyinsel katılığın ortak şablonunda yaratıcılık dinamosu paslanıp kalır. Kıvraklığını yitirmiş bir yaşam, tasması kopmuş takunya gibidir. Ne kadar ayağını üstüne koysan, hiçbir yere gidemezsin."
- Zurnada Peşrev Olmaz
121. "Anladım anladım aşk değil ,huzurun yok !"
- Geçip Giderken
122. "Bıktım artık inan olsun. Allah canımı alsa da kurtulsam."
- Zurnada Peşrev Olmaz
123. "Kimbilir daha ne kadar bakan tanıdım. Tutarlı bir görüşü olanı, herhangi bir konuyu doğru dürüst bileni ve Türkiye'nin temel sorunlarını özünden bilimsel olarak kavramış bulunanı hemen hemen yok gibiydi.
Denize karşı ev yaptırmaya daha çok meraklıydılar.
Epey zamandan beri bakanlarla konuştuğum pek olmuyor. Demeçleriyle sorunlara yaklaşım açılarından, eskilerle kıyaslanmayacak kadar konuları derinliğine benimsedikleri seziliyor... Türkiye'nin çıkmazının ne olduğunu görüyor ve biliyorlar.
Bunların çözümüne gelince...
Bakanları çok aşan bir başka düğüm bu... Bugün artık Türkiye'nin içine yuvarlandığı çapaçulluğun nedenleri iyice çıktı su yüzüne.
Ama çaresi?...
Çaresinin uygulama alanına girmesi için de, yine epey bir zaman geçmesi gerekiyor; bir kuşak, belki de iki kusak ötesi bir zaman..."
- Gölgelerin Gölgesi
124. "Hep sorarlar:
Neden hiç evlenmedin?
Bir kez benim hem titiz, hem sinirli bir yapım vardı. Çalışırken sessizliği öylesine severim ki, çalışma odamın dışındaki saati bile durdururum. Ayrıca gençliğimde ciğerlerim rahatsızdı, bazen ağzımdan kan gelirdi. Biraz da o yüzden evlenmedim, sonra da alıştım bekârlığa..
Şimdi ise yattığım odada başka nefese tahammül edemem, sinirlenirim. 0 nedenle de misafirlikte filan kalamam. Hem efendim Allah saklasın, evlenmiş olsam yetmiş kitap değil, yedi
kitap bile yazamazdım."
- Kalem Bahçelerinden Yedi Hayat
125. "Yazarı on dört yıl hapis yatmıştı o kitabın. Çıktığının üçüncü günü de ölmüştü. Zaten ölecek diye çıkarmışlardı dışarı."
- Bir Avuç Gökyüzü
126. "Sene-i nevzuhurun müjde-i muazzamasını tebşir eylemekle mesruruz."
- Zurnada Peşrev Olmaz
127. ""Bütün nesiller yanımdan kahkahalar ve şarkılarla geçip gidiyor ve ben dünyanın nimetlerine hâlâ bir dilenci gözüyle kenardan bakıp durmaktayım. Komadı gitti bu devlet bizi adem yerine."
Ahmet Haşim"
- Kalem Bahçelerinden Yedi Hayat
128. "Ve yaşamın bir rastlantılar dizisinden ibaret olduğuna inanırdı.."
- Gölgelerin Gölgesi
129. ""Sana varacağıma çöpçüye varaydım. Sebep olanlar, sebepsiz kalsın. Kara bahtıma kara mumlar yakayım."
- Zurnada Peşrev Olmaz
130. "Kalkınmayla açlık arasında da denge iyi kurulmalıdır. Kalkındıkça semirirsek, ola ki kudururuz. Onun için kalkındıkça, daha çok aç kalmalıyız. Şayet et alamıyorsak, hemen sevinelim. Demek ki kalkınıyoruz. Ekmek de alamazsak, daha çok sevinmeliyiz. İlaç, yumurta, süt, sebze ve meyve alamadığımız sürece kalkınma büyüyor demektir. Kalkınma toklukla olmaz. Tok insan
kalkınamaz. Kalkınma açlıkla olur. Bu bir denge sorunudur."
- Zurnada Peşrev Olmaz
131. "Mutluluk, sevdiğin işte çalışıp, sevdiğinle birlikte olmaktır, dedim."
- Gölgelerin Gölgesi
132. "Galata köprüsünün Haydarpaşa-Kadıköy vapurlarıyla Boğaz vapurlarının kalktığı yönü, İstanbul dünyasının renkli bir mostralığı, Haliç vapurlarının kalktığı yönü ise, yine aynı dünyanın sanki küfe dibi kalıntısıdır."
- Gölgelerin Gölgesi
133. "Yaşam size verilmiş boş bir filmdir. Her karesini mükemmel bir şekilde doldurmaya çalışın."
- Al İşte İstanbul
134. "Zürefa zarifin çoğuludur."
- Zurnada Peşrev Olmaz
135. "Yarın sabah erkenden kalkar, çalışırım diyorum kendi kendime. Sabahleyin, hele bir yol gazeteleri okuyayım, sonra hemen oturur çalışırım, diyorum. Gazeteleri okuyorum, bir kahve içeyim de, diyorum. Kahveyi içiyorum, bir sigara daha yakayım da, diyorum. Sigara bitiyor, telefon etmek için bir arkadaşa söz vermiştim, telefon edeyim de diyorum.
Sonra saata bakıyorum, öğleye yaklaşıyor. Şimdi başlarsam çalışmaya, araya öğle yemeği girecek, en iyisi yemeği yedikten sonra, diyorum. Yemekten sonra kahveyi içeyim de diyorum...
Ve sonra çıkıp şöyle bir dolaşayım da, diyorum. Akşama çalışırım, gece çalışırım, sabah çalışırım...
Yaramaz bir okul kaçağının tüm kaytarmacılığıyla yüreğimin ta kökünde bir sinsi huzursuzluk, yitirip duruyorum zamanı"
- Gölgelerin Gölgesi
136. "Bireylerin gizli öfke birikimlerinin gün günden daha büyük boyutlara ulaştığını anladım."
- Gölgelerin Gölgesi
137. "Gözlerin ikide bir sulanması güçsüzlüğü mü gösterir, bilmem. Ama insan her zaman da o kadar güçlü olamıyor ki..."
- Gölgelerin Gölgesi
138. "Benim bir huyum vardır... Bu sözü, ta küçüklüğümde, bilincimin söylenenleri algılamaya başlamasından bu yana, kimbilir kaç kez duymuşumdur.
Benim bir huyum vardır, ben önce insanı güzel güzel uyarırım, sonra da tokadı çakarım.
Benim bir huyum vardır, ben insana lafı sadece bir kez söylerim.
Benim bir huyum vardır, ben insana bir kez kırıldım mı, bir daha yüzüne bakmam onun.
Nedense insanlar, kendilerinin böyle özel huyları olduğunu, karşılarındakini korkutmak istedikleri zaman açıklama gereğini duyarlar."
- Gölgelerin Gölgesi
139. ""Sana varacağıma çöpçüye varaydım. Sebep olanlar, sebepsiz kalsın. Kara bahtıma kara mumlar yakayım."
- Zurnada Peşrev Olmaz
140. "Zürefa zarifin çoğuludur."
- Zurnada Peşrev Olmaz
141. "Evdeki yalnızlığın hoş bir özgürlüğü vardı."
- Bir Avuç Gökyüzü
142. "Burası Türkiye'dir ,Meryem kızım. Burada şahsiyetler kolay yaşamaz.Burada her ev,yıkılmış ömürlerin birer mezar taşıdır. Burada kadınlar bahtsız, erkekler öksüzdürler."
- Toplu Oyunları 1
143. "Türkçe'de en çok kullanılan fiillerin başında gelir gebermek.
Geber, gebersin, gebertiver, gebermiş, gebertsene, geberteceğim, geberdi, geberiyor, geberecek, geberemedi, geberesice.
Acaba neden "Gebertme" günlük konuşmamızda dil pelensengi haline gelmiştir?
Yaşamasını da, yaşatmasını da henüz bilemediğimiz için mi?"
- Zurnada Peşrev Olmaz
144. "Galatasaray Lisesi...
Tevfik Fikret müdür...
Müdür odası....
Halit Fahri on yedi yaşlarında, Fikret'in karşısında..
- Halit Fahri Bey, sizde edebiyata karşı büyük istidat görüyorum. Mektep içinde çıkartmaya başladığımız Tiraje mec-
muasına iki nesrinizi koymayı muvafık bulduk. Sizi tebrik etmek için çağırdım."
- Kalem Bahçelerinden Yedi Hayat
145. "Küçük yaştaki anne öksüzlüğünün duyarlılığıyla, Galatasaray lisesinde gece yatılısı olarak okumanın yalnızlığı ve henüz delikanlı olurken geçirdiği ağır bir zatülcempin yitikliği Halit Fahri'yi çaresiz, tek avuntuyu yazdığı şiirlerde arayan, bükük boyunlu genç bir ozan olmaya itiyordu. Yok, sadece ozan olmaya değil, aynı zamanda bir tiyatro
adamı olmaya itiyordu. Tiyatro tutkusu da yine küçükken hem doktor, hem şa-
ir,hem tiyatro çevirmeni olan paşa babasıyla birlikte oynattıkları Karagöz'lerle başlamıştı."
- Kalem Bahçelerinden Yedi Hayat
146. "Az yetişenleri hızlıca yok etme hünerine kurban edilmiş birini daha anarken, biz neden böyleyiz sorusuna yanıt arayacak değilim. Yıllarca önce bu yanıtın ne olduğunu bildiğimiz halde, bir gün bizim dünyamızın da insan sevgisinin ve insan değerinin ne olduğu bilincine varacağı ve ilkel hoyratlıklardan arınacağı inancıyla yaşadık. Umutlu örneklere rastlayamadıysak da bu inancımız sarsılmadı. İnsanlığa layık olmak çabası, ancak böyle bir inançla olanak kazanır çünkü..."
- Gölgelerin Gölgesi
147. "Adam yerine konmamak insanın gücüne gider değil mi? Benim hiç gitmiyor. Bir toplumun kendi kendini adam yerine koymamakta inatlaştığı dönemlerde kimleri adam yerine koymaya kalktığını biliyorum çünkü.."
- Gölgelerin Gölgesi
148. "Menderes döneminin bakanları da teknik açıdan daha üstün değildiler, ama görünüş açısından daha külüstürdüler. Gençliklerinde düşlerinden dahi geçirmedikleri yerlere ulaşmışlar ve, ne oldum delisi olmuşlardı. Boyuna CHP'ye atıp tutarlar, sorunları da alaturka bir dostluk anlayışı içinde tanıdıkların hatırını kırmamak prensibiyle çözerlerdi."
- Gölgelerin Gölgesi
149. "Eski İstanbul dükalığı taşra patlamasıyla uğradığı sersemliği belirli bir senteze ulaştıramamış, hırslı kalabalıkların görgüsüz sığlığını kendi birikimi içinde eritememiştir. Yağmalanmaya açılmış Boğaz korularının yanında, Haliç çöplük olmaya bırakılmış, hoşsohbet, insancıl, olgun insan tipinin yerini yaşam kavgasında yer tutmaya çalışan hoyrat ve acımasız bir anlayışın ilkel zorbalığı almıştır."
- Gölgelerin Gölgesi
150. "Nihayet sakladığım en büyük sırrı çözmüşlerdi.
Ben aslında ipekböceğini kozasının içindeyken öldürmüştüm.
Başka türlü kumaş dokunamıyordu ne yapayım..."
- Büyük Gözaltı
151. "“Bu bir umuttu. Belki de aslı astarı olmayan bir umut. Bu umudu kökünden budayarak yaşama olanağı var mıydı? Umut kalmayınca intihar bir ödevdir. Kim demişti bunu? Galiba Voltaire.”"
- Küçük Bahçe
152. "Yatılı okul çocukları için zor iştir hafta sonlarında gidecek bir yeri olmamak,hele bir de
... metelik yoksa cebinde"
- Viski
153. "Korkunçtur ne olacağını bilmeden beklemek bir zindanda….."
- Viski
154. "Hocam, burası Türkiye'dir ... Burada kimin neyi bildiği ve hangi karanlıkları hangi ışıkla yırtmak istediği belli olmaz.Burada herkesin karanlığı başkadır hocam..."
- Toplu Oyunları 1
155. "İnsan birçok şeyi bildiğini sanır. Tanımlamasını yapmaya kalktığı zaman kıvıramaz. Demek ki aslında bildiğini sandığı şeyi tam bilmiyordur."
- Kahrolsun Komünizm Diye Diye Globalleşme
156. "Bazıları diretiyorlarmış:
— Ben ayva yemem! diye...
Oysa onlar da bilmeden yiyorlarmış ayvayı. Plaja
gidince yiyorlarmış. Dolmuşa, minibüse, otobüse bi nince yiyorlarmış. Hatta birçoğu yolda düzgün düz gün yürürken bile bir anda yiyiveriyorlarmış ayvayı.
Ayva yemeyi önlemek için yapılan anayasa bile sonunda yemiş ayvayı."
- Zurnada Peşrev Olmaz
157. "Toplumda insan değeri üretimin çapıyla orantılıdır. Üretim yeryüzünün sonuncu sıralarında duruyorsa, insan değerinin termometresi de sıfırın altında donup kalır. Bu dereceyi canlandırmaya ne nutuk yeter, ne de bakkal vitrinlerini dahi içine alan Kızılay yardımı."
- Zurnada Peşrev Olmaz
158. "İnsanın formülünü bulmak, erken seçimin formülünü bulmak kadar kolay değil. Bulunduğu zaman ise, sade mutsuzluklar değil, belki ölüm bile yenilecektir..."
- Gölgelerin Gölgesi
159. "Bir an önce eve gitmek istiyordu. Küçük bahçenin köşesine bir şezlong koyup uzanacak, dinlenecekti."
- Bir Avuç Gökyüzü
160. "— Erkeklerin kadınları akılsız bulmaları kadar saçma bir şey yoktur. Siz hangi kadının bir erkeğin bacaklarına takılarak peşinden gittiğini gördünüz?"
- Yeryüzü Tanrıçaları
161. ""Yarin dudağından getirilmiş
Bir katre alevdir bu karanfil
Ruhum acısından bunu bildi.
Düştükçe vurulmuş gibi yer yer
Kızgın kokusundan kelebekler
Gönlüm ona pervane kesildi."
Ahmet Haşim"
- Kalem Bahçelerinden Yedi Hayat
162. "Yalnız söz aramızda ben vaktiyle okullarda derslere çalışıp sınıfları sonuna dek geçtim ama yaşamın ne zorluğunu yenebildim, ne katılığını, ne de acımasızlığını. Boyuna işsiz kaldım, borç harç içinde yaşadım, mahkemelerden de başımı alamadım.. Anlaşılan babam pek iyi öğretememiş bana yaşamın ne olduğunu. Yaşamın ne olduğunu iyi öğrenemediğim için de yaşamla aramda bir uyum sağlayamadım. Yahut belki de zekâm, enerjim, kültür donatımım ve kavrama hızım yeterli değildi. Olsun ben yine de yaşamın ne olduğunu anlatıp duruyorum bizim çocuklara. Sıkıla patlaya nezaketen dinliyorlar.."
- Zurnada Peşrev Olmaz
163. "Edebiyatı yaşayan, yaşatan ve öyle yaşlananlar; binbir değişik hayatla yaşayıp yaşlanırlar.
Onun dışındakiler ise miniskül bir hayat içinde sadece kendileri kadar...."
- Kalem Bahçelerinden Yedi Hayat
164. ""Yarin dudağından getirilmiş
Bir katre alevdir bu karanfil
Ruhum acısından bunu bildi.
Düştükçe vurulmuş gibi yer yer
Kızgın kokusundan kelebekler
Gönlüm ona pervane kesildi."
Ahmet Haşim"
- Kalem Bahçelerinden Yedi Hayat
165. "Yalnız söz aramızda ben vaktiyle okullarda derslere çalışıp sınıfları sonuna dek geçtim ama yaşamın ne zorluğunu yenebildim, ne katılığını, ne de acımasızlığını. Boyuna işsiz kaldım, borç harç içinde yaşadım, mahkemelerden de başımı alamadım.. Anlaşılan babam pek iyi öğretememiş bana yaşamın ne olduğunu. Yaşamın ne olduğunu iyi öğrenemediğim için de yaşamla aramda bir uyum sağlayamadım. Yahut belki de zekâm, enerjim, kültür donatımım ve kavrama hızım yeterli değildi. Olsun ben yine de yaşamın ne olduğunu anlatıp duruyorum bizim çocuklara. Sıkıla patlaya nezaketen dinliyorlar.."
- Zurnada Peşrev Olmaz
166. "Hukuk sadece iktidarın arzularına ram olan bir müessese olmaktan çıkarılmalı ve iktidarı da etkileyen dinamik bir hüviyet kazamalıdır. Türkiye ancak böyle kurtulur. Böyle kavuşur gerçek demokrasiye..."
- Suçlanan Yazılar
167. "Bazı öğretmenler de çok aksi, çok anlayışsız. Çocukların durumunu tam değerlendiremiyorlar. Düşünmüyorlar, babalar, acaba o kitapları, defterleri kolay alabiliyor mu... Ya önlüğü, ayakkabısı, çantası..."
- Viski
168. "Beyoğlu caddesi...
Galatasaray Lisesi'nin önü...
Koltuğunun altındaki kitaplarla okulun kapısına doğru yönelmiş, dut kurusu kadar gözlüklü Halit Fahri...
Karşı kaldırımdan Halit Fahri'yi görünce, bastonuyla yanına doğru koşan Yahya Kemal.
Yahya Kemal:
- Halit Fahri neydi o son yazdığın utanmaz yazı?.. Sen ne anlarsın şiirden sanattan da, benim için o utanmaz lafları yazarsın...
Halit Fahri:
- Ağzını bozma lütfen Yahya Kemal...
Yahya Kemal:
- Sen o sivrisinek kafanla herkesin asabını bozacaksın ve kimse sana ağzını bozmayacak...
Yahya Kemal bastonuyla vurmaya başlar Halit Fahri'ye..
Okula gelmekte olan öğrenciler araya girer.
Gençler, Halit Fahri'ye:
- Hocam siz şöyle gelin..
Birlikte okula doğru yürürler.
Yahya Kemal soluk soluğa:
Terbiyesiz herif... Bu da bu okulda edebiyat hocası olacak... Kafasında kıracaksın ki bastonu aklı başına gelsin ahmağın."
- Kalem Bahçelerinden Yedi Hayat
169. "Savcılar, polisler,zindancılar, jandarmalar,>Egemen ve özgür değiliz< demeye çok kızarlar ."
- Geçip Giderken
170. "Büyük boşluğun ve büyük sonsuzun önünde nihayet milyar yıl,bir andır ."
- Geçip Giderken
171. "Evlilik, anahtarı kaybolmuş bir kelepçedir."
- Zurnada Peşrev Olmaz
172. "Çok şey olabilirdi, kendisi gibi olmayı yeğ tuttu. Pişman olduğunu da sanmıyorum. “Çok şey olmayı” değmez bulanlardandı."
- Bir Yumak İnsan
173. "Ne kadar sevimli oluyor insanoğlu bazen."
- Gölgelerin Gölgesi
174. "Janus'un bir de geriye dönük yüzü vardı. O yüzü de akıldan çıkarmamak gerekiyordu. Bağnazları, dar kafalıları, işkenceye ve cinayete tutkunları, asıcıları, kesicileri, ezicileri, düşün ve sanat düşmanlarıyla geriye dönük yüzü... Üstelik politikacılar çoğunlukla o yüzü okşamayı yeğliyorlardı. Ve o yüz dünyada Türkiye'nin gerçek yüzü olarak biliniyordu."
- Gölgelerin Gölgesi
175. "Bir sanatçı konularında değil yaratımında yansıtır toplumu... Örneğin, Gauguin Tahiti resimleri yaptı diye. Fransız toplumunun dışında mıdır yani? Kimse, ne yaparsa yapsın, yetiştiği toplumun kültüründen ve onu yansıtmaktan soyutluyamaz kendisini. Sanatçıyı topluma dönük olup olmamak gibi katı ölçülerle sıkıştırmaya kalkmak, yaratma özgürlüğüne ters düştüğü için, gerici bir bakıştır. Sanatçı ve sanatçıyı yaralayan, yaratım dehasına aykırı bir demagojidir. Sanatçı dünyaya açıldığı ve insanlığa yeni yorumlar sunduğu kadar yansıtır toplumu. Çünkü yaratıcı bir toplumun çocuğu olduğunu kanıtlar böylece."
- Gölgelerin Gölgesi
176. "«Türkiye doğuya giden bir gemidir, bizler de içinde Batı'ya doğru koşanlar»"
- Gölgelerin Gölgesi
177. "Hepsi aynı it uyuzunun ılımlı kaşıntısı!"
- Gölgelerin Gölgesi
178. "İstanbul bin beş yüz yıllık bir başkenttir, dedi. Gönül bütün birikiminin Haliç'in dibindekilerden ibaret olmamasını isterdi."
- Gölgelerin Gölgesi
179. "Siyasetçiler bir araya geldikleri zaman, Türkiye sorunlarının nasıl çözümleneceğini değil, kimin kime nasıl kazık attığını veya atacağını konuşurlardı. Zaten Türkiye'nin sorunlarının neler olduğunu da açık seçik bir bilen yoktu. Bu sorunlardan bazılarının saptanması için akıllarına estiği zaman, dışardan uzman çağırırlar, uzmanın hazırladığı raporu da çokçası bir köşeye atıp unuturlardı."
- Gölgelerin Gölgesi
180. "Geride kalan yıllara baktığım zaman en dikkatimi çeken boşluk, tatilsizlik oluyor.
Bizim çocukluğumuzda, tatili değerlendirme diye bir alışkanlık yoktu. Yaz aylarını, ya bahçedeki dış mutfağın loşluğunda tek başıma oyma yaparak geçirirdim, ya hamam odasındaki şiltesi çarşafsız fazla karyolanın üstünde serüven romanları okuyarak... Ne deniz eğlencelerinden haberim vardı, ne kızlı erkekli pikniklerden, ne kamping flörtlerinden... O dönemin en aşamalı lüksü, kimsesiz kır yollarında saatler boyu binip gittiğim bisiklet olabildi."
- Gölgelerin Gölgesi
181. "Bu ikili uslup dramının birey yaşamındaki pratik sentezi, aradığını bir türlü bulamama öfkesiyle sıkıntısının manevi haymatlosluğunda gelip düğümleniyordu. Ne gerçekten alaturka, ne de gerçekten alafranga olamamanın yalpalaması çalışma metodlarımızla, iyiniyet çabalarımızı yozlaştıramadı, ama yaşam kıvancımızın üstüne epey tuzruhu döktü.. Birçok şeyi öğrendik, yaşamasını öğrenemedik."
- Gölgelerin Gölgesi
182. "Aslında kimse kim olduğunu bilmiyor. Bir şey olduğuna inanıp yaşamaya uğraşıyor..."
- Küçük Bahçe
183. "Bürokrasi çarkı kendi içinde ruhsal çarpıklığa uğrattığı kişilerle, payesiz insanlarla, domuzlaştıkça domuzlaşıyor ve büsbütün umacı bir bela görüntüsüne giriyordu."
- Viski
184. "Bir şeyi yapmanın sırası, onu yapmak istediğin andır. Zaman ayarını ters kullanmışsan zaten toz olur gidersin. Yok ters kullanmamışsan, “şimdi sırası mıydı” diyenlere uzaktan nanik yaparsın."
- Zurnada Peşrev Olmaz
185. "Savcılar, polisler,zindancılar, jandarmalar,>Egemen ve özgür değiliz< demeye çok kızarlar ."
- Geçip Giderken
186. "Büyük boşluğun ve büyük sonsuzun önünde nihayet milyar yıl,bir andır ."
- Geçip Giderken
187. "Evlilik, anahtarı kaybolmuş bir kelepçedir."
- Zurnada Peşrev Olmaz
188. ""Başkasını karikatürize ederken rezil etme özgürlüğü, insanın kendi kendisini karikatürize ederken ki rezil etme özgürlüğünden daha fazladır.""
- Bir Yumak İnsan
189. "Tek başına unutulmuş kuş ve düşlerin yeşili~`"
- Geçip Giderken
190. "Ve unutuyoruz ki ,dur bakalım yerine,kaç defa 'haydi bakalım ' demişsek o kadar yaşamış sayılacağız."
- Geçip Giderken
191. "Kimi derin olur ,kimi kutsal..Ve sonunda hepsi ölürler."
- Geçip Giderken
192. "Sade bana değil, herkes birbirine «Sen yoksun, insan olarak bir sıfır kadar bile değerin yok» demekten hoşlanıyor. Bayılıyorlar birbirlerini adam yerine koymamaya. Bu arada ben de payımı alıyorum. Ama ben direnip, ille de varım diye inatlaşmıyorum. Yokum, mevcut değilim diye devam ediyorum günlük serüvenime."
- Gölgelerin Gölgesi
193. "Janus, çok eski bir Roma tanrısıdır. Özelliği, biri ileriye, biri geriye bakan iki yüzünün olmasıdır. Eski Roma paralarının üstünde, Siamlı ikizlere benzeyen çift suratlı resimlerini görürsünüz Janus'un... Hem geçmişe hem geleceğe bakan bir Tanrı olduğundan yılın ilk ayı da ona armağan edilmiştir. Ocak ayının Fransızcası olan «Janvier» ile, İngilizcesi olan «January» Janus'ün adından gelir."
- Gölgelerin Gölgesi
194. "Bizler, büyükanneleriyle büyükbabalarının tatilde tanışmadıkları geleneğin çocuklarıyız. Onlar, Bordo ile Burgonya şarabı arasındaki tadı doğarken, en fakir ölçülerde bile yaşam lezzetini çıkarmayı doğmadan önce öğrenmiş bir göreneğin çocukları...
Yeniden alaturkalığa dönmek, demokrasinin getirdiği halklaşma bile beceremiyor bunu...
Alafrangalık ise, iki yüz yıldız kekelediğimiz halde, bir türlü öğrenemediğimiz bir uslup.
Böylesi bir sıkışmanın gerçek sentezi, gelecek yüzyılda çıkacaktır ortaya.. Gerçek tatilin ne olduğunu ise, henüz doğmamış olan çocuklar tadacaklar o zaman.
Bizler iki uslup parantezi içinde azıcık araya gitmişlerdeniz.
Buna isterseniz Atatürk kuşağının devamı da diyebilirsiniz."
- Gölgelerin Gölgesi
195. "İşin tuhafı,ölüm hiç aklıma gelmiyordu.Pis bir oyundu bu,hepsi o kadar."
- Geçip Giderken
196. "Uyuşukluk desem değil .Öyle nefes alıp bakmaktan ibaret bir hoşluk."
- Geçip Giderken
197. "Kamyonlar çiçek taşıyorlar hava meydanlarına, uçaklar onların baharın gelmediği ülkeye götürecekler."
- Geçip Giderken
198. "Tek başına unutulmuş kuş ve düşlerin yeşili~`"
- Geçip Giderken
199. "Ve unutuyoruz ki ,dur bakalım yerine,kaç defa 'haydi bakalım ' demişsek o kadar yaşamış sayılacağız."
- Geçip Giderken
200. "Kimi derin olur ,kimi kutsal..Ve sonunda hepsi ölürler."
- Geçip Giderken
201. "Eski havagazı saatlerini ters çalıştırmak için bisiklet pompasıyla, gaz borularına hava basmak da, yine bize ait özel bir buluştur. Kaç metre küp havagazı harcamışsan, bisiklet pompasıyla ters yönde hava bastın mı, saatin yazdığı rakamlar geriye doğru silinir.
Bu buluşun da sahibi, dalgınlıkla gereğinden fazla hava basarak, havagazı şirketinden alacaklı çıktığı için
enselenmişti."
- Zurnada Peşrev Olmaz
202. "Kişinin, kendisini tanıması çok zor, hatta olanaksızdır. Kendimizi o kadar iyi tanısak, şuramız neden ağrıyor diye doktora gider miydik? Biri, dalağımızı çıkarıp önümüze koysa, kendimizin olduğunu bile anlayamayız!
Akıl, bilgi, tutum, davranış ve tepkilerimiz açısından da kendimizi tanımamız kolay değildir. Değildir, çünkü gerçekten tanısak, kendimizi beğenmemiz olaki çok zorlaşırdı. Oysa hepimiz aslında beğeniriz kendimizi"
- Gölgelerin Gölgesi
203. "Madem her şey enerjidir ve bizler, hepimiz küçük birer enerji kaynağıyız. Bize politikacıların değil, fizikçilerin karışması gerekir. Nüfus kâğıtlarımıza da, adımızın yanında formülümüzü yazarlar. Formülümüz bilinince de, dünyadan kaybolsak dahi, yeniden dirilebiliriz. O zaman amma cümbüşlü olur ha. Ancak, işte şimdilik sorun formülümüzü bulmakta."
- Gölgelerin Gölgesi
204. "Hepimizin aynı zamanda birer radyo istasyonu olduğumuzu da düşünüyor musunuz? Ancak dalgalarımızın titreşim ölçüleri değişik. Aynı ölçüdeki titreşimlere rastlayınca, bir mutluluk kaplıyor içimizi. Alçak yahut daha yüksek titreşimlerlerle karşılaşınca da parazit yapmaya başlıyoruz. Ve hemen titreşimlerimizi düzenlemeye çalışıyoruz."
- Gölgelerin Gölgesi
205. "Halklaşma sürecini bir kültür birikiminin fıskıyesinde sulayamadığımız sürece, kaba bir kargaşanın çirkinliğini kolay kolay arıtamayız.
Tarih ve edebiyat titreşimlerinden yoksun bir kütle dinamizması, buluşabildiği ortak dili ancak sokak küfürlerinde harmanlar:
-Kör müsün ulan, inek!
-Şimdi senin bacağına ederim! gibi...
Kültürsüz kalkınma yaşam tadını duyacak damağı olmayan görgüsüzler sultası demektir ki, böyle bir sultada ne sıcak çocuk sevgileri yeşerir, ne de ebemkuşağı kıvancında mutlu aşklar..."
- Gölgelerin Gölgesi
206. "İnsanlar kendi kültürlerini oluşturan beyin ve gönül bahçelerinin, gözlerine ilişiverecek en küçük anısından bile yoksun olarak yaşarlar Türkiye'de.
Şinasi'nin mezarı kaybolup gitmiştir Hilton temelleri altında, Nedim'in mezarı ise, Karacaahmet mezarlığında kazara bulunmuş, sonra da unutulmuştur."
- Gölgelerin Gölgesi
207. "“bütün savaşların özü çalıp çırpmaya dayanır.”"
- Yeryüzü Tanrıçaları
208. "Gaddarlığının zevkini ayak seslerinde çınlatarak önce yatak odasına doğrulan icra memuru 'halktan'."
- Geçip Giderken
209. "Çallı, cebindeki ufak tefek paraları her gece son meteliğine kadar arkadaşlarıyla harcayan bir adamdı. Sabaha karşı zilzurna Akademideki evine dönerken, ceplerini karıştırır, kazara birkaç lirası kalmışsa, onları da bahçede aşk heykelciğinin dibindeki deliğe saklar, ertesi günkü içki parasını, karısına karşı güvence altına alırdı."
- Gölgelerin Gölgesi
210. "Bir de biz yazarlar varız, dertlerini kimsenin tam bilmediği..."
- Kopuk Kopuk
211. "Bir arkadaşı da kalkmış:
- Parasız devrim olmaz, demişti.
O da:
- Parası olan devrimi niçin yapsın, demişti."
- Küçük Bahçe
212. "Kız, başında küçük beyaz çiçeklerden yapılmış tacıyla ay ışığı gibi bir şeydi yanında. Ve şiirlerdeki kadar güzel, romanlardaki kadar güzeldi."
- Viski
213. "«Bir hayat hiçbir şey değildir; ama hiçbir şey de hayat değildir.»"
- Viski
214. "İnsanlar isteseler de sağlayamayacakları sonuçları, önem vermedikleri için benimsemiyorlarmış gibi görünmek oyununda kendilerini avutmaya çalışırlar..."
- Küçük Bahçe
215. "Eline ayağına dolanan bu çaresizlik zincirinin altında bunalıyordu."
- Küçük Bahçe
216. "Gerçekler acıdır. Kimseye yarar gelmez gerçekten..."
- Zurnada Peşrev Olmaz
217. "Yaşam size verilmiş boş bir filmdir. Her karesini mükemmel bir şekilde doldurmaya çalışın."
- Al İşte İstanbul
218. "Çınar Ağacının Vasiyeti : Öldükten sonra kütüğümü büyük görerek sakın devlet işlerine karıştırmayınız!"
- Geçip Giderken
219. "Derinlerde ,bitmeyen gizli bir can sıkıntısı.."
- Geçip Giderken
220. "Özgürlüğü bizim kadar sevmemeleri oradaki bir kaç kişinin bizimkilerden daha uzun yaşamasını sağlamıştı."
- Geçip Giderken
221. "Gaddarlığının zevkini ayak seslerinde çınlatarak önce yatak odasına doğrulan icra memuru 'halktan'."
- Geçip Giderken
222. "Mutlu düşlere dalmış gibiydiniz. ))"
- Bir Avuç Gökyüzü
223. "Ve herkes kendini biraz kahraman, biraz anlaşılmamış sanatçı, biraz yarınki kuşakların insanı olarak görür, bu dünyalardan habersiz yaşayanlara da, beyin ve yürek fukarası birer kakavan olarak bakardı."
- Viski
224. "Kültür öylesine birikimlerden damıtılmış bir donatımdır ki, ondan yoksun kişi hangi zevk ve lezzetlerden habersiz yaşadığının farkına bile varamaz."
- 1,2,3,4,5,6,7,8,9,10
225. "Politikacılar yaraları elbirliğiyle sarmakta milletçe pek hünerli olduğumuzu söylüyorlar.
Ölü sayısı milyona vardı mı, yara sarmaktaki hünerimizi mezar kazmakta da gösterebileceğimiz epey
kuşku götürür."
- Zurnada Peşrev Olmaz
226. "Ülkemizde insanların yaşamı kazık yemekle kazık atma parantezleri arasında kilitlenmiştir. Sadece kazık yiyip de kazık atacak durumda olamayanlar, bayraklara benzerler. Şöyle ki, bayraklar çekildikleri büyük gönderlerin, onlar da yedikleri büyük kazıkların tepelerinde dalgalanırlar."
- Zurnada Peşrev Olmaz
227. "Bir süre kafamın içinde Arjantinlinin kaynayan içtenliğiyle, Pierre'in acılı ve kinli bakışlarını seyrettim. Sonra Paris köprülerine çevirdim başımı. Mutluluğun ne olduğunu bilir gibi görünmelerine rağmen, sanırım gerçekte bunu onlar da bilmiyorlardı."
- Gölgelerin Gölgesi
228. "Parmak çocuğun âleminde kedi yavrusu arslan, dikiş iğnesi kılıç, zeytin çekirdeği gulledir."
- Geçip Giderken
229. "Ülkemizde insanların yaşamı kazık yemekle kazık atma parantezleri arasında kilitlenmiştir."
- Zurnada Peşrev Olmaz
230. "Yaşasın edebiyat, yaşasın edebiyatçılar."
- Kalem Bahçelerinden Yedi Hayat
231. "Bir ömür boyu tabutundan çıkmayasın. Evreni oyuncağından ibaret göresin. Ve can sıkıntısından patlayarak kokuşup gömülesin."
- Viski
232. "Kişi kişiyle anlaşabildiği kadar birlik olur, anlaşamadığı halde onu ortak bir yaşama perçinlemeye kalkmak, sonunda olmadık depremler yaratır.Ve en azından, ne yapacağını bilmeyen, mutsuz kuşaklar çıkmaya başlar ortaya..."
- Kadın, Işık ve Ateş
233. ""İnsan gücünü aşan ve sonu gelmeyen görünmez trajedilerin zincirlerini kuşaktan kuşağa boyunlarında taşıyıp, sessiz sedasız kahırlar zakkumunda eriyen kadınlar..."
- Kadın, Işık ve Ateş
234. "Biliyorum yürekli olmak gerekiyor hayatta, ama..
Bazen yürekli olmaya çalışmaktan da yoruluveriyor insan, ne yapacaksınız..."
- İyi Ki Şu Köyceğiz Var
235. "Türkiye'de tepeden kuşbaşı bir göz atılınca görülen manzara fecidir. Ortada bir İstanbul Dükalığı vardır, bir de bu Dükalığı sömürgesi olan bir de Anadolu."
- Onlar Uyanırken
236. ""... Geçmişin karanlıkları yüzünde lekeler bırakmış fersude(eskimiş) liderlerin iradesi, genç kuşaklara bayrak olamaz... ""
- Bir Yumak İnsan
237. "«Sen nasıl olsa memursun, taksitle her şeyi alabilirsin. Git taksitle bir radyo al. Sonra peşin parayla sat onu.Onun parasıyla ilk taksidini ver, bir buzdolabı al. Onu da peşin parayla sat.
Sonra onun parasıyla ilk taksidini ver motosiklet al. Onu da peşin parayla sat.
Onun parasıyla da ilk taksidini ver bir araba çek altına...»"
- Viski
238. "Her türlü toplumsal ilişkinin dışında tutulacak...Tıpkı ölmeden ölmüş gibi..."
- Küçük Bahçe
239. "Kimsesiz dünyasında, soluk soluğa ölüme direnmeye çalışıyordu."
- Küçük Bahçe
240. "Yok olduğunu bilmenin gölgesizliğinde demir parmaklıkların gerisinden gökyüzüne bakardı bazen..."
- Küçük Bahçe
241. "Umut kalmayınca intihar bir ödevdir. Kim demişti bunu? Galiba Voltaire."
- Küçük Bahçe
242. "Yaşamın kancaları sonunda gelip takılacaktır kendisine..."
- Küçük Bahçe
243. "Kitap yerine balık oku,balık yerine kitap ye!"
- Geçip Giderken
244. "Doğmadan önceki ve ölümden sonraki yerlerden geldik.
Sırrımızı sadece şairler bilir."
- Geçip Giderken
245. "Parmak çocuğun âleminde kedi yavrusu arslan, dikiş iğnesi kılıç, zeytin çekirdeği gulledir."
- Geçip Giderken
246. "Yaşasın edebiyat, yaşasın edebiyatçılar."
- Kalem Bahçelerinden Yedi Hayat
247. "Gemicinin parası pul, karısı duldur.."
- Rıza Bey'in Polisiye Öyküleri
248. "Yaşamın zorluğu, daha zorunu görmeyenler içindir.
O nedenle yaşamın ne kadar zor olduğunu kimse bilemez."
- Rıza Bey'in Polisiye Öyküleri
249. "İçimizden geçenleri söylemek büyük cesarettir...Bu cesaret ise yalnız delilere ve sanatkarlara mahsustur."
- Toplu Oyunları 1
250. "''Çek elini artık, fakir fukaranın cebinden.''"
- Onlar Uyanırken