
Aylaklığa Övgü Kitap Tanıtımı
Çağımızın en büyük filozof, bilgin ve sosyal eleştirmenlerinden olan Bertrand Russell (1872 - 1970), İngiltere'nin tanınmış, liberal ve soylu bir ailesinden gelir. Üç yaşında babası ölünce büyükannesinin yanında özel eğitim görerek yetişti. Cambridge'de çok üstün yetenekli bir öğrenciydi. Bilimsel çalışmalarına 1895'de gittiği Almanya'da başladı. I. Dünya Savaşı'nda bütün gücüyle savaşa karşı çıktı. 1920'de SSCB'ye gitti; bu ilkenin yönetiminden hoşlanmadı. Çin'de daha uzun süre kaldı ve oradaki köklü uygarlığın akla uygunluğunu beğendi. 1950'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü alan Russell, Aylaklığa Övgü'de faşizm, eğitim ve felsefe gibi toplumsal sorunları irdeliyor.
Aylaklığa Övgü Kitaptan Alıntılar
1. "Bugün insanların çoğu zengin olmak için değil açlıktan ölmemek için çalışır."
2. ""Tatlı bir yalan söylersen 10 kişi seni alkışlar, acı bir gerçek söylersen 8 kişi sana saldırır. Ama iki kişi sorgulamaya başlar. "
O iki kişiye selam olsun!.."
3. "Ne kadar akıllıca olursa olsun, hiçbir kural, şefkatin ve düşünceli davranışın yerini tutamaz."
4. "dünyanın en çok ihtiyaç duyduğu iki şey
sosyalizm ve barıştır
ama bunların her ikisi de , zamanımızın en güçlü adamlarının çıkarlarına aykırıdır .."
5. "Çalışma ahlakı; köle ahlakıdır, modern dünyada ise köleye ihtiyaç yoktur."
6. "EYLEMLERİM vicdanımın denetimi altında olduğu halde, GÖRÜŞLERİM bir devrim geçirmiş bulunuyor."
7. "Modern dünyada ÇALIŞMANIN erdem olduğuna inanma yüzünden çok büyük zararlar doğmaktadır ve mutluluğa giden yol, refaha giden yol, çalışmanın örgütlü bir düzen içinde azaltılmasından geçer."
8. "Dar görüşlülüğe hiçbir teknik eğitim panzehir sağlayamaz."
9. "En alt sınıftan, hemen hemen en üst sınıfa kadar bütün sınıflarda insanların gündüzleri düşüncelerine geceleri de düşlerine “iktisadi korku”egemen olmakta ve bu korku insanların çalışmalarını sinir törpüsü kılmakta boş zamanlarını da dinlendirici olmaktan uzak bir hale getirmektedir."
10. "Tatlı bir yalan söylersen 10 kişi seni alkışlar. Acı bir gerçek söylersen 8 kişi sana saldırır ama iki kişi sorgulamaya başlar. O iki kişiye selam olsun!"
11. "EYLEMLERİM vicdanımın denetimi altında olduğu halde, GÖRÜŞLERİM bir devrim geçirmiş bulunuyor."
12. "Nietzsche de, "sefiller" diye nitelediği halk yığınlarını ikna etmeye kalkışmaz."
13. "“Eylemlerim” vicdanımın denetimi altında olduğu halde “görüşlerim” bir devrim geçirmiş bulunuyor."
14. "Şeytan hep aylaklara yaptıracak bir kötülük bulur..."
15. "aylak sınıfı olmasa, insanlık barbarlıktan hiç bir zaman kurtulamazdı."

Aylaklığa Övgü Kitap İncelemeleri
Bu kitap, toplumsal sorunların, siyasal çatışmalar arasında gözden kaçabilecek yanları üzerinde duran denemeleri içine almaktadır. Bu kitap özellikle, düşünce alanında aşırı derecede örgütlenme ile eylem alanında aşırı gayretkeşliğin tehlikesine parmak basmaktadır. Bu kitap benim Faşizmle de, Komünizmle de neden aynı görüşte olmadığımı ve her ikisinin ortak yanından nerede ayrıldığımı açıklıyor. Denemeler, bilginin öneminin sadece bilginin doğrudan doğruya uygulama alanındaki yararlılığından ileri gelmeyip, aynı zamanda onun insan kafasına geniş ve derin bir düşünce alışkanlığı kazandırmasında da bulunduğu tezini ileri sürüyor; bu esastan bakıldığında, zamanımızda "yararsız" etiketi yapıştırılan birçok bilgide yarar bulunabilir. Bu kitapta, mimarlığın çeşitli toplumsal sorunlara, özellikle de küçük çocukların iyiliği ve kadınların durumu sorunuyla ilişkisi üzerinde bir tartışma yer alıyor.
Siyasetten uzaklaşan kitap, Batı medeniyetinin belirgin nitelikleriyle, insan ırkının böcekler tarafından yok edilmesi ihtimallerini tartıştıktan sonra, ruhun mahiyeti üzerine bir tartışmayla son bulmaktadır. Kitaptaki denemeleri birbirine bağlayan genel tez, dünyanın hoşgörüsüzlükten, bağnazlıktan ve yanlış yolda bulunsa bile canlı bir eylemin beğenilmesi gerektiği inancından çok çektiği; halbuki son derece karmaşık modern toplumumuz da ihtiyacı duyulan şeyin, dogmaların gerçekliğini araştırmaya hazır serinkanlı bir düşünüş ile en bağdaşmaz görüşlere bile hakkını verebilecek bir kafa özgürlüğü olduğu tezidir.
B.R.
Bir Bertrand Russell kitabı daha bitti ve ben, diğerlerinde olduğu gibi, bu kitabını okumadan önceki ben değilim.
Çok ama çok büyük meseleleri, çok basit bir şekilde anlatmayı başardığı makâlelerinden oluşan bu kitabı okuduktan sonra anladım ki, iyi yürekli ve zeki bir insan kadar sevilmeye layık az kişi var. Onun zekâsının bir işareti, bazı konulardaki fikirleriyle tanıştıktan sonra "Her şey bu kadar açıkken, bu benim aklıma neden gelmedi?" diye sordurtan o ezici düşünceye kapılmak. İyi yürekli olduğunu da, herkesin kendisi gibi "aylak" olmak hakkına sahip olduğunu savunması gösteriyor. Bahsettiği aylaklık ile serseriliğin hiç ilgisi yok. Aylaklık derken, o, daha az süre çalışmak mecburiyetinde olmayı ve bu sayede kendilerine ve çevrelerine daha fazla zaman ayırabilecek insanların mutluluğunun artırılmasını kastediyor ve savunuyor. Üstelik 1920'li yıllarda!.. Çağımızın en acil ihtiyaçlarından birinin bu olduğuna bence şüphe yok ve böyle bir imkâna sahip olan insanların yüreklerinde gömülü iktidar hırsından da uzaklaşacakları konusunda az kuşku duyuyorum.
Kitapta "'Yararsız' Bilgi" isimli bir makâle daha var ki; kitap okumanın, edebiyata düşkün olmanın veya genel olarak kültür sahibi olmak peşinde koşmanın, içinde yaşadığımız gibi bir çıkarlar dünyasında ne yararı olduğunu daha iyi açıklayan bir yazı okumadım. Bahsettiğim türdeki uğraşların, cep telefonunun beyaz ekranına bakmak alışkanlığından daha mühim olmadığını düşündüğüm ve içten içe kahrolduğum şu sıralar, bu makâle bana ilaç gibi geldi.
Teşekkürler, filozof...
Eserde bölümler var belli başlıklarla deneme tarzında yazılmış.Kitabı ele alışınıza göre sizi yönlendiren bana kalırsa aforizma niteliginde ki muhteşem eser.Özelikle 4 saat çalışma fikri çok iyi .(Russel 8 saati baz alarak yazmış .)Gerçekten sırf uzun saatler çalışıp eve gelip yorgun düştügü için ailesine ve en önemlisi kendine zaman ayıramayan ne çok insan var. Russel'in düşüncesi ütopik gelebilir ama çözüm odaklı.Hem işsizligin ortadan kalkmasını saglıcak hemde kalan zamanlarda kişinin kendine zaman ayırmasıyla gelişimini saglıcak bi öneri.Yazar eserinde Konu olarak tarih ekonomi ve siyaset üzerine yogunlaşmış. “Aylak sınıf olmasa, insanlık barbarlıktan hiç kurtulmazdı.” sözüyle Modern dönemde üretimin yerini tüketim alması ve çalışma sürelerine dem vurarak aylak sınıf sayesınde barbarlıkdan kurtuldugumuzu söylüyor .Modern zamanda artık çalışmak erdem degildir.Russell komünizm ve faşizm destekçilerinin birisini desteklememe durumunda diğerini destekleme gibi bir yönelimlerini olduğunu savunmaktadır.Kendisini ikisinide desteklemedigini sebebleriyle açıklıyor. Anlam yogunlugu yüklüce olan bi eser İncelemelerin aynı eseri okuyan biriyle bilgi alışverişi yaparak dahada tatlanıcagı kanısındayım o yüzden birine kitap hediye ederek eser hakkında karşılıklı uzun sohbetler edilebilir..
Yazarın aylaklıktan kastı, sistemin dayattığı çalışma saatlerinin insanı sömürdüğü, uygar bir toplum olabilmek için gerekli olan, kültür, sanat ve bilime yeterli ve nitelikli zamanın ayırılmadığıdır.
Sistem daha fazla üretim için daha fazla çalışmayı kutsar; üretilen ihtiyacın çok üzerindedir. Oysa ki ihtiyaç kadarı üretilir ve çalışma saatleri düşerse, işsizlik azalır, sanatçı sanatını, bilimadamı bilimini para kazanma endişesiyle değil kamu yararına yapar. Geçim sağlama kaygısı ortadan kalkarsa da özgünlükler ve yaratıcılık daha fazla öne çıkar.
Bu da toplumu birbiriyle uyumlu geçinen bireylere dönüştürecek, savaşlar sert rekabet içerdiği çok vakit ve emek aldığı için terkedilecek, iyi huylu bir toplum ortaya çıkacaktır. Zira iyi huylu bir toplum, sert çalışma koşulları, acımasız rekabet ve geçim kaygısının getirdiği huzursuzluklarla değil, rahatın ve güvenlik duygusunun ürünüdür.
Sert çalışma koşullarında olanlar boş zamanlarında enerjileri ve istekleri olmadığı için nitelikli şeylere yönelemezken; İnsani çalışma süresinden arta kalan geniş zamanda çalışanlar; ailelerine zaman ayırabilecek, kamu yararına aç kalma korkusu olmadan çalışabilecek, herkesin barındırdığı yetenekleri ortaya çıkacak. Toplum kültürel ve bilim alanında topyekün kalkınacak.
Kitapta , boş zamanın nitelikli geçirilmesi için sistemin, çalışan üzerindeki baskısını terk etmesi gerekliliğini söyler.
Çarpıcı ve sıradışı bir sistem eleştirisi. Russell, "Çalışmak erdemdir." söyleminin pastadan en büyük payı alan, mülkiyeti ellerinde bulunduran 'aylak' sermaye sahipleri tarafından uydurulduğunu dile getiriyor. Refah için, maddi ihtiyaçlarımızı temin edebilmek için günde 4 saat çalışmanın yeterli olduğu savını delillerle kanıtlıyor. Yazara göre, mevcut sistemde ihtiyaç fazlası üretim yapılıyor bu da müthiş bir adaletsizlik doğuruyor. İnsanların çoğu zengin olmak için değil karın tokluğuna, tamamen aylaklık yapan bir avuç azınlık için çalışıyor. Bu işçi sınıfının sinema izlemek, futbol izlemek, radyo dinlemek gibi edilgen hobilerinin olmasını da çok çalışmalarına bağlıyor. Eğer insanlar daha az yorulsa ve daha fazla boş vakitleri olsa kendilerinin aktif olarak katıldıkları resim yapma, bilim yapma gibi daha üretken işlerle uğraşırlardı. Bu sebeple medeniyet "aylaklar" sayesinde gelişmiştir, diyor yazar. Filozoflar, bilim insanları, sanatçılar 'aylak' takımından çıkmıştır. Bu manada aylaklık yerilen değil övülen bir şeydir. Eğer boş vakit herkese eşit olarak dağıtılırsa toplum ilerler.
Yazar, bunun dışında mimari, eğitim, savaş, bilimsel bilgi, siyasi ideolojiler konusunda da fikirlerini beyan etmiş. Ben bazılarını ütopik ve uygulanamaz bulsam da özellikle çalışma saatleri konusundaki fikirleri sağlam temellere dayanıyor.