Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler Kitap Bilgileri
Yazar: Yalçın Tosun
Tahmini Okuma Süresi: 2 sa. 30 dk.
Sayfa Sayısı: 88
Basım Tarihi: Mayıs 2018
İlk Yayın Tarihi: Mayıs 2018
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
ISBN: 9789750816987
Ülke: Türkiye
Dil: Türkçe
Format: Karton kapak
Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler Kitap Tanıtımı
Yeni öykücülüğümüze hatırı sayılır bir katkı olarak da görüp okunabilecek bir ilk kitap!
Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler bir ilk kitap... Olgun bir dille, dipdiri öyküler kotarıyor Yalçın Tosun. İnsana, dünyaya, çevresine, dahası kendi içine eğilip bakma gözü pekliğini gösterirken dostluğu, sevgiyi, mutluluk arayışını da hüzünle dillendiriyor. Dile gelmeyen, onun kaleminde incelikli bir kurguyla, alttan alta duyuruluyor.
Bu kitabı, yeni öykücülüğümüze hatırı sayılır bir katkı olarak da görüp okumalı.
Kamyonetin bıraktığı toz dumanı çöküp her şey eski haline büründüğünde, hâlâ yolun başında duran iki küçük çocuğun ceplerinden, unutmabeni çiçeklerinden örülmüş birbirinden habersiz iki kolye sahibini bulamamanın verdiği hüzünle öylece sarkıyor.
Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler Kitaptan Alıntılar
1. "“Her aşk kendi kurallarını yaratır.”"
2. "Ne garip, çocukluğunu hatırlamak isteyen insanlar da var şu dünyada."
3. "Bazen hiçbir şey güzel geçmiş bir çocukluk kadar acı vermiyor."
4. "Bu hayat bana yetmedi, verim alamadım istediğimce. Alamadım..."
5. "“Kimseye, kendine bile tüm hayatını anlatmamalı insan. Çünkü bu kötülüğü hiç kimse hak etmiyor.”"
6. "Gözlerinde sanki hiç var olmamış bir çocuğun haklı öfkesi vardı."
7. "Bu şehrin sabahlarına uyanmak istemiyorum."
8. "Yaşlandıkça nefret ettiğim insanlara daha çok benzedim."
9. "Bazen hiçbir şey güzel geçmiş bir çocukluk kadar acı vermiyor."
10. "Herkesi, her şeyi, hatta kendimi affetmek geliyor içimden, yapamıyorum."
11. "' Hiç aşık olmadın mı?
Bir an bırakmadın mı kendini boşluğa, usulca? '"
12. ""Bu şehrin sabahlarına uyanmak istemiyorum.""
13. "Umurumda değilsiniz hiçbiriniz diye bağırmak istiyorum."
14. "Herkesin en az bir trajedisi yok mudur hayatta?"
15. "Bu dünyada anne sesi kadar teselli edici bir ses daha var mıdır ki?."
Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler Kitap İncelemeleri
Güneşin, denizin sonsuzluğu ilan ettiği bu Eylül’e, çok yakışan bir kitap önerim var
Sessizlik çoğu zaman işe yarar, kabuğuna çekilmek yalnızca izlemek ve çokça dinlemek; denizi, güneşi, gökyüzünü, ağaçları, insanları, kedileri en çok da kendini, kendini dinlemek..
Benim günlerim tıpkı bu sakinlikte ve sessizlikte geçerken bir yoldaşım oldu. Hani dinlemekten bahsetmiştim ve uzun uzun sıralamıştım ya… Ben yoldaşımı dinledim sessizliğimde çokça. O anlattı ben okudum.
Ve sonunda bana düşen, acı bir gülümsemeyle çantamı alıp çıkmak oldu. Yalçın Tosun’un diğer kitaplarına..
Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler Modern Türk Edebiyatına gerçek anlamda soluk getiren ve yön veren bir kitap. Öykülerden oluşan kitap, hayatın gerçekliğini çıplak, sade, etkileyici ve soluksuz bir dille aktarıyor. Bir yerlerde duyduğumuz, bir yerlerde gördüğümüz hatta bir zamanlar yaşadığımız ‘bizim’ hayatlar, Yalçın Tosun’un kaleminde kurgu oluyor. Gerçeğin izinde bir kurgu!
Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler yazarla tanışma kitabım oldu. Devamı gelecek biliyorum. Çünkü çoğunlukla, kendimden izler bulduğum kitapların ve yazarların kolay kolay peşini bırakmam.
Bence Yalçın Tosun, Türk edebiyatı nereye gidiyor? un güzel bir örneği olarak okunmalı; Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler ise bugün ki toplumumuzun edebiyatla bütünleştirdiği gerçek kurguyu anlamak, okur olarak yön vermek için okunmalı.
Kitapla kalın
Öncelikli iki husus:
1. Daha iyi bir kitap ismi bilen iki adım öne çıksın
2. Yalçın Tosun’un benim Hocam olduğunu söylemiş miydim? (Evet ve 8 kere falan)
Ve öyküler.
***
Öykü okumayı severim. Sevmediğim bir cins öykü vardır ki, kısıtlı alanda kroşeyi sağlam çıkarabilmek için yürek dağlama metodunu kullanan, üzerek akılda kalmaya ve kalp burarak etkilemeye çalışan cins.
***
Bu, öykülerin üzücü olup olmamasından bağımsız olup tamamen yola çıkış niyetiyle ilgilidir. Yani şey gibi: dans kursunda biriyle tanışıp sevgili olmakta hiçbir sakınca yoktur, ama dans kursuna “kız tavlamaya” geldiysen, o bir falsodur. Öyküde de bu iş böyle: öykü kederli bir öykü olabilir, ama kederlendirmek için yazıldıysa, yazar orada bize yamuk yapmıştır.
***
Yalçın Hoca okuruna yamuk yapmıyor. Sakince, (çoğunlukla) öldürmeyen ölümcül ilişkileri anlatıyor. Aile kurumu bu nevi ilişkilere zaten her daim gebedir. Zira aile, aile bireylerinin şahaneliğinden bağımsız biçimde ve yalnızca bir kurum olarak, zehir üretmeye oldukça yatkın bir oluşumdur. Zaten kutsanması da bana kalırsa bundandır: üzerine çok konuşulmasın ki foyalar ortalığa saçılmasın. İşte bu öykülerde Yalçın Hoca foyaları çıkarıp bir iskambil destesi gibi masaya diziyor. Oynarsın oynamazsın, onu bilemem ama deste masada, öylece yüzüne bakıyor.
***
Kendi Hocam diye demiyorum. Okuyunuz efendim. Ben geç kaldım, siz erken yol alınız.
***
Sevgiler, hürmetler yo.
"Ve yeniden inanıyorum ki,bazen hiçbir şey güzel geçmiş bir çocukluk kadar acı vermiyor." diyor Yalçın Tosun, Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler adlı öykü kitabının en son öyküsü olan Unutmabeni Çiçekleri öyküsünde.Ve gönlüme taht kuruyor.İşte bu dedim, benim ve kardeşlerimin yaşadığı...
Onlarla paylaştım sabahın erken saatlerinde.Bir off çektiler benim gibi...
Elbette doğru bir okuma modeli değil bu, okuduğunda kendini ifade eden bir şeyler aramak, bulmaya çalışmak.Çok sık yaptığım bir şey değil ama bazen cümlelerin verdiği duygular yakalıyor ve bırakmıyor.
Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler kitabı ile Yalçın Tosun öykü kitaplarının hepsini okumuş oldum.2011 Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü'nü kazanmış olan Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler kitabı Yalçın Tosun'un ilk yayımlanan kitabı.Tersten karmaşık bir okuma oldu benim için.
Yargım değişmedi, Yalçın Tosun kadar, büyümeyi, büyümenin verdiği travmaları dert edinen bir yazara rastlamadım.Tüm kitaplarında farklı cinsel eğilimlere sahip karakterler ön planda.Yalçın Tosun asla abartmadan, vıcık vıcık duygusallık yaratmadan yaşanan kırılma anlarını büyük bir duyarlılıkla ortaya koyuyor.Tüm kitapları sanki bir bütünün parçası.Tarzını bulmuş, başarılı bir şekilde devam ediyor.Sevdiğim öykücülerden biri ancak beni şaşırtmıyor.
Öykü yazarı Yalçın Tosun'dan okuduğum, kendisinin de kaleme aldığı ilk kitap.
Yazarın 2009 yılında yayınlanan bu kitabı aynı zamanda Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü de almış. Az bile almış!
Kendimi gerçek bir öykü sever olarak nitelendiren ben, şimdiye kadar okuduğum öyküler arasında böylesine muazzam bir kurguya sahip öykü okumadım. Hepi topu ikişer üçer sayfalık öykülerde, ancak bir romana sığdırılabilecek özgün kurguyu ve duygu çeşitliliğini nasıl sığdırmış inanamadım.
Sayfa sayısı ve öykülerin kısa oluşuyla bir solukta okunacak bir kitap değil kesinlikle. Sindire sindire okumak lazım. Çünkü bir öyküde girdiğiniz duygudan çıkıp diğerine geçmek, o tutulması zor demirden leblebiyi hazmetmek öyle pek kolay olmuyor.
İlk öyküyü okuduktan sonra kalbimin sıkışması, anlamsızca etrafıma bakınıp, aynı öyküyü 'nasıl yani?' diyerek ikinci kez okumam bundandır işte.
Kitabın adı ise içindeki öykülerin doğasını, karekterlerin kişilik yapılarını çok iyi yansıtıyor.
Her biri farklı olan bu öyküler aslında işlediği konular ve karekterlerin psikolojik durumları nedeniyle oldukça benzer.
Cinsel istismar, travma, cinsel yönelimler, tecavüz, psikolojik şiddet, saplantı, sevgisiz aile ortamı, hayal kırıklığı, karamsarlık gibi kolay dile gelmeyen konular incelikli bir dille alttan alta ancak böyle güzel işlenenebilirdi.
Tavsiye ederim.
Sevgiler
İlksöz: En can acıtan taşlar hep en yakınımızdan gelir.
Anne ve baba... Bazen anne ve baba olmuyor işte. Daha doğrusu annelik ve babalık yapmayanı da çıkıyor. Ve o anne ve babanın kararları, davranışları, sizi hayatın acıları ile erkenden tanıştırıp, hayatı, yaşarken çekilen ızdıraplı bir sahneye dönüştürüyor.
Yalçın Tosun, merkezinde anne ve babadan kaynaklı hüzünlere boğulup kalanların hikâyelerini yansıtıyor. Çoğu hikâyede anne-baba başroldeyken, geri kalan hikâyelerde o hüzünlü yola itenler arkadaş, sevgili, eş vb (diğer ölümcül şeyler) oluyor. Kısa diyebileceğimiz 14 öykü içinde ilk iki öyküyü, Aterina ve Kereviz'i daha çok sevdim. 14 hikâyenin ana fikri benzer, sürekli roller değiştiği için, belki de o nedenle ilk okuduğum, ilk tanışma hikâyeleri de öne çıkmış olabilir.
Kitapla. Sağlıcakla.
Sonsöz öncesi tadımlıklar
Bu kadar yaşamanın ve delirmenin -ki herkese nasip olmaz- bir ödülü olmalı.
Yaşlandıkça insan hayallerinde daha özgür, yaşadıklarında daha mı kapana kısılmış oluyor.
Yaşlılık böyle bir şey işte. İnsanın aklına geçmişten bir görüntü geliveriyor ansızın. Mutluluk ve hüznün karıştığı -ama hep hüznün hakim olduğu- birbiriyle ilgisiz anların kopuk resimleri.
Bir yabancıya tüm hayatını anlatmaya çalışmaktan daha acıklı başka bir şey gelmiyordu aklıma.
Hem, kim başka birini gerçekten dinliyor ki?
bazen hiçbir şey güzel geçmiş bir çocukluk kadar acı vermiyor.
.
Sonsöz:
Kimseye, kendine bile tüm hayatını anlatmamalı insan. Çünkü bu kötülüğü hiç kimse hak etmiyor.